Uygulayıcıların Kendilerini Konumlandırmaları
Uygulayıcıların Seçilmişlik Hissi Yaşamaları
Manevi-Ruhsal Rehberlerle Görüşme
Reenkarnasyon İnancı
Uygulayıcıların Kendilerini Konumlandırmaları
Çağımız insanının dinî yaşantıdan uzaklaşması, maneviyat alanında eksiklik oluşturmuştur. Bu eksikliği doldurmak için ise modern rehberler ortaya çıkmıştır. Kendilerini, ruhsal şifa rehberleri olarak adlandıran şifa uygulayıcıları kendilerini, geleneksel hayat anlayışının dışında, özgün bakış açılarıyla, tekamül yolculuğundaki insanlara yardımcı olma konusunda yetkin görmektedirler. Artık iş, uygulayıcının ellerini tutulup şifa enerjisi gönderilmesini aşmış durumdadır. Yeni bir hayata bakış açısı oluşturulmaktadır. Bu durum uygulayıcılara öz güven ve değişime öncü olma hissiyatı vermektedir. Sağlık ve psikolojiden, bolluk ve berekete, çocukların ders başarısının artırılmasından, eşlerle muhabbete kadar, neredeyse her konuda uygulayıcıların söz söylemeye başladığını görürüz.
Birkaç günlük eğitimle elde edilen sertifikalardan sonra seanslara başlayan enerji uygulayıcıları, iddialı unvanlar kullanmaktadırlar. Bazı eğitmenlerin isimleriyle beraber “Xxx Bioenerji Akademi” unvanı size, sanki bilim insanlarının araştırmalar yaptığı ve bilimsel sonuçlara ulaştığı bir kurum havası verir. Uluslararası geçerliliği olduğu söylenen sertifikalar, âdeta akredite üniversite diplomaları havasıyla pazarlanmaktadır. 2-3 günlük eğitimlerle verilen unvanlar ise oldukça iddialı anlamlar içerir. Örneğin; 2 günlük bir eğitimden sonra siz uzman, master (usta), terapist, devamında ise master öğretmen-eğitmen olabilirsiniz. Bir tıp doktorunun, neredeyse 10 yılda ulaşabildiği uzman unvanına, iki günlük bir eğitimle sahip olunmaktadır.
Kendiniz bir ekol kurabilir, böylece bir onama ve ululama unvanı olarak üstat titrini de kullanabilirsiniz. Uygulayıcıların bir kısmı, bağlı bulunduğu resmî bir kurum olmayan, bilimsel bir geçerliliği bulunmayan ve itibar edilemeyecek meslek, unvan veya alan isimleri kullanmaktadır. Bunlardan en dikkat çekici olanları; parapsikolog ve serbest doçent unvanlarıdır. Parapsikoloji isminde bir bilim dalı olmadığı gibi serbest doçent gibi bir unvan da akademide mevcut değildir. Burada tam bir tağşiş yani aldatma vardır. Danışanların zihninde, psikolojinin bir yan dalında yıllarını vermiş ve doçentliğini almış bir uzman havası oluşturulmaktadır. Kullanılan bu kavramlar, uygulayıcının eğitimli bir uzman olduğu kanaati oluşturmaktadır. Oysa bu unvanların verildiği herhangi bir meslek odası veya üniversite birimi söz konusu değildir. Özellikle son yıllarda Türkiye’de, bir kısım akademik seviyesi düşük şehir üniversitelerinin ve online eğitim kurslarının, şifa uygulayıcıları ile iş birliği yapmaları, uygulayıcılara yeni bir itibar kazandırmıştır. Bu iş birliklerinin neticesi olarak uygulayıcılar, sahip oldukları sertifikaları veya verdikleri eğitimleri, üniversite onaylı ve uluslararası geçerliliği olduğu ifadesiyle sunabilme imkânı bulmuşlardır.
Bir kısım uygulayıcıların ise şarlatanlık boyutuna varan sahtekârlıklarıyla karşılaşılmaktadır. Mesela kendisini “Profesör” unvanı ile tanıtan, 20 yılda 3.565 seminerde, 7.200.000 kişiye eğitim verdiğini iddia eden, Türkiye’deki bir uygulayıcı, web sayfasında kendisini şöyle tanıtmaktadır:
“Mevlevi kökenli bir aileden gelmektedir, soyu Alaaddin Keykubat’a kadar dayanmaktadır. Kınık boyundan öz Selçukludur.
Organik kimya ve psikoloji alanlarında profesörlük yaptığından dolayı, çift dalda profesör unvanı da vardır. Rusya Devlet Üniversitesinde, organik kimya görevinden 2013 yılında ayrılıp Almanya xxxx Üniversitesinde. Mütevelli Başkanlığı görevine devam etmekte olup Kosova xxxxx Üniversitesi ve Sırbistan xxxx Üniversitesi Türkiye Genel Koordinatörlüğü görevlerini sürdürmektedir. Türkiye’de Sivil Toplum Kuruluşlarına eğitimler vermektedir.
Yan dal olarak seçtiği klinik psikoloji üzerine de profesör olan xxxxx, tasavvuf ile ilgili eğitimlerine çocukluğunda, Mevlevi üstatlarından dedesi xxxxx efendi vasıtası ile başlamış olup üniversite öğrencilik yıllarında, Moskova başta olmak üzere, Orta Asya kültürleri ve şaman enerjileri üzerine uluslararası araştırmalarda bulunup bu araştırmaları ile ilgili dünyanın bir çok ülkesinde alternatif tıp konferanslarında şeref konuğu olarak konferanslar vermiştir.
1995 yılında başladığı NLP, quantum felsefesi, EFT, hipnoz teknikleri, yaşam koçluğu ile ilgili eğitimlerini de Amerika, Rusya ve Türkiye’de almış olup alanında en üst master seviyesine ulaşmıştır.
Bugüne kadar yurt dışında bilimsel ve kişisel gelişim alanında 53 kitabı yayınlanmış olup 20 tanesi Türkiye’de yayınlanmıştır. Yine dünyada bir ilki başararak, NLP ile tasavvufu birleştirip bunun üzerine kitabını yayınlamıştır. Bireysel ve kişisel gelişimde dünyada ilkleri başarmak için çıktığı yolda 21 yıl boyunca yedi milyonu aşkın insana eğitimler vererek alanında rekor kırmıştır.”
Listesini yayınladığı kitaplarının her biri güya 100 bin ve üzeri, hatta bazıları 350 bin satmıştır. Ama ne hazindir ki hiçbir kitabının satışına ulaşılamamaktadır. Ayrıca rektörü olduğunu, psikolojinin kurucularından birisinin ismini verdiği, 16 fakültesi ve 50’ye yakın bölümü olduğunu iddia ettiği üniversitenin, web sayfasında verilen adresini araştırdığımda ise adresin, Almanya’da, benim bulunduğum şehre sadece 68 km uzaklıktaki küçük bir kasabadaki müstakil bir eve ait olduğunu gördüm. Birkaç yıl önce web sayfasında paylaştığı Berlin’deki adres, Almanya Meclis Binasının adresiydi. Kosova ve Sırbistan’daki üniversite bilgileri de bundan farklı değildir. Her zaman olduğu gibi, din ve milliyetçilik iyi bir sos olarak kullanılmıştır. Altı üstü birkaç gün veya haftalık basit online eğitimlerle dahi alınabilen eğitimlerini ise büyük bir bilimsel emek sonucu elde edilmiş gibi lanse etmektedir. Bu uygulayıcının iddialarına bakarsak, neredeyse Türkiye’de her sokakta, kendisinin seminerlerine katılmış birkaç insanla karşılaşma imkânınız vardır.
Uygulayıcıların kullandıkları mekânlar da unvanları kadar güçlü ve ikna edici bir ortama sahiptir. Klinik ortamını andıracak şekilde düzenlenen ofisler, beyaz önlük, sedye, insan iskeleti, insan anatomisini gösteren heykel, resim ve anatomi atlasları gibi unsurlarla desteklenmektedir. Mekânın seçkinliği ve kullanılan unsurlar, özel yetenekleri olan, seçilmiş bir kişi ve işinde uzman bir şifacı havası vermektedir. Duvarlarda sergilenen çok sayıdaki sertifika, bir otorite tarafından yapacağı işe ehil görülüp yetkinliği onaylanmış uzman havasını tamamlamaktadır.
Şifa uygulayıcılarının, anlattıkları konuların, her ne kadar bilimsel bir karşılığı yoksa da iddialı ve kendilerinden emin bir konuşma tarzları vardır. Bazı konularda ise absürt yaklaşımlar söz konusudur. Örneğin, aynı zamanda medyum olan uygulayıcı “Ayda, 20 kanserli hastaya bakıyorsak, 12-13 tanesini iyi ediyoruz.” demektedir. Saç dibinden tırnak ucuna ne kadar toksin varsa hepsini çekeceğini söyleyen uygulayıcı, “Kanser, tümör, sara, epilepsi hastalığına inanmıyorum. Çoğunu kuruttuk.” diyerek, bu hastalıkların hepsinin bioenerji yoluyla, “kılcal damar temizliği” yapılması sonucu tedavi edilebildiğini iddia etmektedir.[1]
Uygulayıcıların Seçilmişlik Hissi Yaşamaları
Uygulayıcılar anlatımlarında, yaptıkları işin zor ve karmaşıklığını vurgulayarak sahip oldukları yetkinliği nazara vermektedirler. Sahip oldukları bu yetenek ve yetkinlik ya büyük emeklerle elde edilmiş veya ilahi bir nimet olarak kendisine verilmiştir. Bu öyle herkesin ulaşabileceği bir durum değildir ve herkes bioenerji uzmanı olamayabilir. Olsa da onun kadar olamaz. Herkeste bir enerji varsa da o, nasıl kullanabileceğini öğrenmiştir veya kendisine öğretilmiştir. Onun sahip olduğu enerji daha temiz, zararsız ve tesirlidir. Söylemlerinde kendilerinin seçilmiş kişi olduğu havası vardır.
Bir kısmında, özellikle çocukluktan itibaren yaşadıkları sıra dışı tecrübeler söz konusudur. Vizyonlar görme, olaylar ve insanlar hakkında tahminlerinin doğru çıkması, rüyalarının gerçekleşmesi, hislerinin güçlü olması, uzakta olan hadiseleri sanki yanında oluyormuş gibi simüle edilerek görebilmesi ve anlatımlarının doğru çıkması, onu farklı kılan bazı özelliklerdir. Bu yetenekler, bir kısmında çocukluğundan itibaren bulunmasına karşın bir kısmında ise şifa çalışmalarıyla beraber meditasyon veya zikre başlamalarından sonra ortaya çıkmıştır. Yaşadıkları bu tecrübeler, kendilerinin, yaratıcı tarafından özel seçildikleri ve insanlığı şifalandırma görevi verildikleri kanaatine ulaşmalarına sebep olmaktadır. Benim uygulamalarına katıldığım kişilerden birisinin kendisini ilk yedi, diğerinin ise 300 evliyadan sandığını daha önce yazmıştım.
Bazı şifa uygulayıcılarının, kişisel farklılıklarına dair kendi anlatımlarına göz atalım; Brennan, çocukluğundan itibaren yaşamış olduğu bu olağan dışı olayları şöyle aktarıyor:
“Küçük hayvanların nerede olduğunu hiç bakmadan bildiğimi hatırlıyorum. Yerlerini hissedebiliyordum. Odunların arasında gözüm kapalı yürür, dokunmadan ağaçların varlığını anlayabilirdim.
Ağaçların yaşam alanları vardı ve bunu hissedebiliyordum. Sonra ağaçların ve küçük canlıların enerji alanlarını görmeyi öğrendim.
İnsanlara danışmalık yaptığım ve başları etrafındaki rengi hissettiğim yıllarda… Geriye baktığımda bu yeteneğimin doğumumdan itibaren var olduğunu görüyorum.”[2]
Henkin ise bunu, telefonun kimden geldiğini bilecek yeteneği ile örneklendirmektedir.
“Kolej yıllarında telefon çaldığında telefonun benim için olduğunu, kimin telefon ettiğini bazen telefon çalmadan bilirdim. Bizler dâhil bazı kişiler, fiziki gözleri ile aura görürler.”[3]
Donna Eden, ölmüş insanlardan mesajlar alabildiğini söyleyerek reenkarnasyon inancını pekiştirirken aynı zamanda koruyucu meleklerin varlığını duyumsadığından bahsetmektedir.
"Önemsediğim bir insan başını belaya sokarken, o sahneyi görebilirim. Ya da biri bana telefon etmeden birkaç dakika önce o kişinin yüzünü görürüm. Pek çok insan bu tip öngörü becerilerine sahiptir ama altıncı çakranın, zihinsel uyarıcı yağmurunun ortasında, onları ayrıştırmayı bilmezler. Ancak biraz pratikle, üçüncü göz son derece güvenilir bir bilgi kaynağına dönüşebilir.
…Aniden beni tehlikeye karşı uyaran, bana hemen arabaya gitmemizi, içeri girip kapıları kilitlememizi söyleyen net bir ses duydum.
Şahsen, kelime dağarcığıma, ‘koruyucu meleklerin’ varlığı, geçmiş yaşamlar ve ölmüş insanlardan mesajlar gibi, pek çok insanın felsefesinin ‘düşlerine girmeyen’ şeyler eklememe neden olan sayısız tecrübe yaşadım.”[4]
Bu vizyonlar ve özel hâller, şifacıların genelinde, çocukluğundan itibaren yaşanmaya başlamaktadır. Stibal, dört yaşından itibaren bu hâlleri yaşadığını anlatır:
“Dört yaşından beri ruhsal deneyimler yaşıyorum. Bu deneyimler, hayallerden uyanık hâldeyken vizyon görmeye kadar çeşitlilik gösteriyor. Durup dururken dünyama gelirlerdi ve bir anda ortaya çıkmaları bazen korkutucu olurdu.” [5]
Tekrar Bağlantı Şifası çalışmalarıyla dünyaca tanınan Dr. Pearl, bu seçilmişliğinin doğumunun öncesinde belli olduğunu, annesinin doğum sonrası yaşadığı olayları ve kendisinin yaşadığı sıra dışı olayları aktarır:
“Bu sessiz yakarışların cevabı olarak, annemin dünyada tamamlanacak işi olduğu anlatıldı. Geri dönerek çocuğunu yetiştirmesi gerekiyordu. Buraya getirilmesinin amaçlarından bir tanesi de özel bir anlayış sahibi olması içindi.
Doğumdan sonra bütün gece konuştun, dedi oda arkadaşı.
— Öyle mi?
— Kutsal Kitap’tan bir şeyler söylüyordun.
— Ne dedim?
— Bilmem değişik dillerde konuşuyordun. Değişik diller mi? Annem, hiçbir kadının bilmediği gibi yabancı dil bilmezdi.
Annem, bu deneyiminin derinliklerine inmek istedi. Özellikle, doğum sonrasında, bilinci kapalı iken ve ışık varlıklarla konuşurken bedenine neler olduğunu bilmek istiyordu.
Ölmüş ve geri gelmişti. Kendisi olanları düşündüğünde bunu, ölüme yakın deneyim değil ölümden sonraki yaşam deneyimi olarak adlandırıyordu.
Çoğunlukla kendimi Delfi kâhini olarak hayal ederdim. Delfi kâhinin kim ya da ne olduğunu bilmiyordum. Ancak uzaklarda bir mağarada oturduğumu ve sürülerce insanın bana danışmak için geldiğini gözümde canlandırırdım.
Belki de bunları düşünme kapasitemiz olmadığı zamanlarda seçilmişimdir. Ya da belki, doğduğum, annemin de yeniden doğduğu ve muhteşem ışığın anneme yapmak zorunda olduğu bir işinin olduğunu -beni yetiştirmek- söylediği gece seçilmişimdir. Belki de o zaman, gelecekteki işim belirlenmiştir. Ve şu anda, büyük bir olasılıkla ben, bununla tekrar bağlantı kuruyorumdur.
Uykuya daldıktan 1 saat sonra, son 10 senedir kullandığım başucumdaki lamba kendi kendine yandı ve evde birilerinin olduğu hissiyle uyandım.
Bu törenleri yaptığım gecelerde, her zamanki kilitleme ve tekrar kilitleme, alarmı kurma ve tekrar kurma işlerini yapıp nihayet uykuya daldıktan sonra, evde insanların olduğu hissi ile uyanıyordum. Kalbim çarparak yataktan kalkıyor, her an birisi ile karşılaşacakmışım gibi bir his taşıyarak evi dolaşıyor, sonra tekrar uyuyordum. Bu arada kapattığım bir kapının açıldığını ya da söndürdüğüm bir ışığın yandığını fark ediyordum.”17
Kazandığı manevi makamlar sebebiyle kendisinin, Hz. Peygamber’in eşlerinin dahi muaf olmadığı başörtüsünden, Allah tarafından muaf tutulduğunu söyleyen bir başka uygulayıcı ise yazdığı şiirleri, kendisine Allah’ın yazdırdığını, meleklerin kendisi yerine geceleyin zikre devam ettiğini, kullar ile Allah arasındaki perdeleri kaldırarak insanları arındırdığını, Allah’ın gökyüzünden gönderdiği frekansları görebildiğini, cennetteki makamının kendisine gösterildiğini, sesinde şifa olduğunu iddia etmektedir:
“Bana ledün ilmi verildi… Zikir esnasında bana cennet gösterildi… Mevlevi dedelerimiz ve Mevlana’yı rüyamda gördüm. ‘Artık sohbet edebilirsin.’ izni ve hissiyatı bana geldi ve sohbetleri başlattım. Rabbinizle aranızdaki perdelerin kalkmasına vesile oluyorum… Benimle birlikte arınıyorsunuz… Tasavvufla ilgili çalışmalarımı 15 yıldır yapıyorum. Konuşmama şimdi izin verildi. Kendime kalacak kısmını kendime alıyorum, geri kalanı insanlara dağıtıyorum.
Cenab-ı Allah, bizim korunmamız için birtakım güçler verdi. Bunlardan birisi namazdır. Namaz, etrafımızda bir aura oluşturur. Nur ilminin içinde olduğum için bunu görebiliyorum. Allah, gökyüzünden bir frekans gönderiyor. Benim 3. gözüm açık olduğu için bunu görebiliyorum.
17 yaşında bana el verdi. Ruhumu gökyüzüne çıkmış hissettim. Türbe ziyaretimden sonra edebiyat ders notum 100 oldu ve eser yazmak bana nasip oldu. Şiirlerimi okuyanlar, Mevlana’nın sözleri gibi derler. Zaten kaynak Allah’tı. Yazan ben değilim, yazdıran Allah’tır.
Bana soruyorlar, hoca neden ücret alıyor? Allah, ücret almadan size öğretmeme izin vermiyor.
10 yıl öncesinden bugün yaşananları hissedebiliyordum.
Cenab-ı Allah’ın ilmiyle, bilinçaltı seansımla, kendinizin görüp farkında olmadığınız hataları size bulduruyorum. Bilinçaltı temizliği sayesinde insanların hayatları kısa zamanda güzelleşiyor…
Açık olmanın (tesettür), bedelinin benim için ne olduğunu bilmiyorsunuz. Allah bana bir ilim verdi ve ben bu ilimle muazzam bir şekilde korunuyorum. Şeytan ve cin bana zarar veremiyor. Çünkü etrafımda bir zırh var. Gece 12’ye kadar ben zikrediyorum. Gece 12’den sonra ise melekler rüyamda zikrediyor. Cenab-ı Hak, sahip olduğum bu ilim nedeniyle benim, açık olmama izin veriyor. Ben 1,5 yıl örtülü kaldım. İlk örtündüğüm gün meleği gördüm.
Sesimde bioenerji olduğu için, sesimde de şifa vardır… Cenneti görmek ve cennetteki makamımı görmek bana nasip oldu.”
Kendisinin Hz. İsa tarafından şifacı olarak seçildiğini söyleyen bir başka uygulayıcı, şifacılık serüveninin nasıl başladığını web sayfasında şöyle anlatıyor:
“Küçüklüğünden beri mistik olaylara ilgisi olan Xxxx’in büyükleri tarafından, diğer çocuklarından farklı olduğu keşfedildi… Herkesin, kendisi gibi maddenin arkasını görebildiğini sanıyordu… Tahsiline son verip tasavvuf hayatına kendini adadı. Bir gün rüyasında Hz. İsa (as) dedi ki: ‘Sana ‘ol’ emrinin hakikatinin sırrı ile ölüleri nasıl dirilttiğimi, hastaları nasıl iyileştirdiğimi göstereceğim ve öğreteceğim.’ Hz. İsa (as), Xxx’i bir mezarın başına götürerek gösterdi ve öğretti. Sonra dedi ki: ‘Sana fazla enerji yüklenildi. Bu enerjiyi hastalara aktararak şifaya başlayacaksın. Aksi takdirde sen hasta olursun.’”
Rüyayı önemsemeyen Xxx, bir sene içinde çok şiddetli bir hastalığa yakalanır. Cinnet geçirme eşiğine geldiği bu dönemde, manevi işaretle aldığı ilhama göre, bir ahıra kapanarak insanlardan uzak 2 yıl geçirir. Sonra gördüğü bir rüya ile şifacılık serüveni başlar. Hatta kendisine, trafik kazasında ayağı kopan bir köpeğin ayağını tekrar uzatarak, 2 ay sonra normale döndürecek kadar özel bir enerji verilir.
İslam coğrafyasındaki uygulayıcılar, iddialarını hak din olan İslam ile ilişkilendirmektedir. Kendilerine verilen manevi makamlardan ve bu makamları hak etmişliklerinden bahsetmektedirler. Oysaki yukarıda örneklerini sıraladığım farklı din mensuplarının da benzeri tecrübeleri yaşamış olmaları, bu durumun dinî bir yönünün olduğu iddiasını tamamıyla boşa çıkarmaktadır.
Enerji şifası uygulayıcıları, kendilerini şifa enerjisine bir kanal olarak görmektedirler. İlahi kaynaktan, tanrıdan, evrenden, üst benden, ilk kaynaktan, yüksek zekâdan, melekten aldıklarını iddia ettikleri bu şifa enerjisi için onlar, sadece aktarıcı bir kanal olarak görev yapmakta olduklarını iddia etmektedirler.
Bir uygulayıcı, bioenerjinin tanıtımını yaparken uygulayıcının, sadece yüce yaratıcıdan gelecek şifa enerjisini aktaracak bir kanal olduğunu ifade ediyor:
“Bioenerji, ilahi kaynağa bağlanarak, yüce Yaradan’ın şifa kanalından inen sonsuz sevgi, şifa ve farkındalığın, aracılık ederek hasta kişiye aktarılmasıdır. Gerçek Bioenerji Uzmanı, yüce Yaradan’ın seçmiş olduğu, şifayı kabul eden kişilere aktarmak için aracılık ettirdiği kişilerdir. Bazen çok ufak dokunuşlarla da olmakla birlikte, genellikle dokunmadan, ellerin bedenden uzakta tutularak, enerjinin aktarıldığı bir şifa sistemidir. Kaynak çok büyüktür. Ona bağlı olduğunuz zaman enerji, canlılık ve yaşam için tutku ve bolluk alabilirsiniz.”
Henkin, kanal olmayı şöyle tanımlıyor:
“Şifa, şifacının kendisini evrendeki bütünsel uyumun enerjisine (onu, Tanrı olarak görmeyi tercih edebilirsiniz) akort etmesi ve bu enerjinin akması için kendisinin, berrak bir kanal görevi yapması olayıdır. Daha sonra da aralarında şuurlu ve maksatlı birlik hâli olan arkadaşına bu enerjiyi yönlendirip onun üzerinden geçirmesidir.
Sayısız şifacı şöyle der: ‘Tanrı, benim vasıtamla çalışıyor. Ne yaptığımı bilmiyorum.’ Ne yaptığınızı bilmeniz gerekmez.
Eğer bir şifacı, Tanrı'nın kanalı olduğunu iddia ederse o, kendisinin kişisel Tanrısıdır. Bu, cennetteki ya da kendi kalbindeki Tanrı olsa bile.” [6]
Steine; Tanrı, üst ben, ilk kaynak veya evren gibi inanılan kaynak neyse, uygulayıcının oraya bağlanarak, sadece kendisine verilecek olan bilgiye veya sembole bir aracılık yaptığını ve böylece şifanın gerçekleştiğini bildirir.
“Reiki şifacısı olarak uyumlanan kişinin bedenindeki enerji kanalları açılır. Artık yalnız kendi şifası için Ki’yi almamakta, evrensel Ki'nin kaynağına da bağlanmış olmaktadır. Bu kaynağa şifacı dilediği adı verebilir. Kimisi Tanrı der, kimisi Üst Ben, başkaları ilk Kaynak ya da Evren. Reiki, din değildir, herhangi bir dinle bağlantılı da değildir.
Reiki'ye ilk olarak uyumlandıktan sonra alıcı, bu evrensel şifa enerjisinin bir aracı hâline gelir.”
“Öğrencilerimi Reiki 1’e uyumladıktan sonra, onlardan bazılarının bana gelip ‘Tuhaf bir yazı gördüm.’ demelerine çok defa şahit oldum. Onlardan, gördüklerini kâğıda dökmelerini istediğimde genellikle sembollerden, bir veya birkaçını çiziyorlar. Bu semboller, Reiki 1 uyumlamasıyla auraya yerleştirilirler.” [7]
Brennan ise kanallaşma işleminin nasıl gerçekleştiğini ve kanal olmak için neler yapılması gerektiğini anlatıyor:
“Müşterimin hastalığının sebeplerini görebilecek bilgiyi de alıyordum. Bu bilgi, benden ya da ben diye düşündüğüm şeyden daha yüksek bir zekâdan geliyor gibiydi. Bu bilgi alma yolu, kanallaşma olarak tanımlanmakta. Kanallaşma yoluyla alınan bilgi, hastanın enerjisini tekrar dengelemeye koyacağım sırada söz, kavram ve sembolik resimler hâlinde gelirdi. Kanallaşma meydana gelmeden önce, şifa enerjisi almak için ilk olarak, kendi titreşimlerini yükseltmelidir. Bir şifa gününe başlamadan önce, sabah biraz egzersiz yapmak iyidir, çakraları açmak ve kendimizi merkezlemek için meditasyon da yapabiliriz. Siz açmıyorsunuz, kanal oluyorsunuz. Bu da titreşimlerinizi gereken enerji düzeyine yükseltmeniz ve evrensel enerji alanından gerekli enerjiyi almanız gerektiği anlamına gelir.[8]
Bildiğim en iyi ‘yüksek işitsel algılama’ geliştirme yolu, rehberlik almaktır.
Gelecek cevabı beklemeye başlayın. Sessizlik çok önemli, bir süre sonra cevabı almaya başlayacaksınız. Cevap bir resim, his, genel kavram, söz ya da koku formunda gelebilir. Size gelen sözleri doğrudan işitmek üzerine yoğunlaşın. Gelen her şeyi yazın. Ben bunu üç ay kadar yaptıktan sonra sözlü bilgi, artık yazamayacağım kadar hızlı gelir oldu. Sonraki adım, bunu bir başkası için, bir topluluğun önünde yapmaktır. Konuşma medyumluğunun işleyiş biçimi, kanal olan kişinin, söylenecek cümlelerin sadece ilk birkaç kelimesini duyabilmesi şeklindedir.”[9]
Brennan’ın da değinmiş olduğu konuşma esnasında size bilginin gelmesi, Müslüman birçok uygulayıcının, ilahi bir ilham olarak nitelendirdiği durumdur. Uygulamalarını tasavvufla bütünleştiren uygulayıcılar, yaşadıkları bu durumu “Ben kulumun konuşan dili olurum.” kutsi hadisi ile izah etmektedirler. Kendilerinin kazandıkları manevi makamlar, çakralarının açılması ve nefis mertebelerinde yukarılara çıkmaları ile bu hâli yaşadıklarını sanmaktadırlar.
Türkiye’de 50’li yıllarda temelleri Bedri Ruhselman tarafından atılan ve kendilerini Yüce Ruh’a aracı olarak gören bir grup bulunmaktadır. Çalışmalarım sırasında sohbet videolarını seyretme imkânım oldu. Haftalık yaptıkları toplantılarında, büyük bir huşu ile Yüce Ruh’la yapılan celsede alınan, daha doğrusu yazdırılan planları okumaktadırlar. Kanal olan kişi, yarı trans vaziyette kendisine fısıldanan sözleri yazar. Bu kaynağa ise Beyti Dost gibi bir isim verilmiştir. Okunan bu planlar ne dinî anlamda ne de bilimsel anlamda geçerli bir bilgi içerir. Kapalı bir anlatım ve ezoterik bilgi yığınıdır. Bazen şifa uygulamaları, bazen güncel olaylar, bazen de gelecekle ilgili muhtemel bilgiler, kapalı bir üslupla yazdırılmıştır.
Ruhlarla görüşme uygulamasını bazı uygulayıcılar, meditasyon ile beraber yapmaktadırlar. Bu uygulamaları esnasında insanları ölmüş anne babalarıyla görüştürmekte, onlarla helalleştirmektedirler. Hatta çok daha ileri giderek, güya bu meditasyon uygulamaları ile Peygamber Efendimiz’i (sav) ziyaret etmekte ve onun kokusunu hissettiklerini söylemektedirler. Oysaki Budizm’e ait meditasyon ile ancak şeytanın silüetini görebilir ve onun kokusunu alabilirler.
Peki kimdir bu insanlara kaynaklık yapan asıl güç? Neden yardımcı olmaktadır? Neden bu insanları seçmiştir? Neden her bir şifacıya farklı isimlerle görünmekte ve yardımcı olmaktadır? Bu soruların cevabını konu ilerledikçe yavaş yavaş çözmeye başlayacaksınız muhtemelen.
Manevi/Ruhsal Rehberlerle Görüşme
Ruhsal şifa geleneğinde önemli bir yere sahip olan ve Orta Asya’da Kam, Amerikalı yerlilerde ve Afrika kabilelerinde büyücü olarak karşımıza çıkan şifacı şamanlarda, ruhlarla ilişki önemli bir unsurdur. Orta Asya Şaman kültüründe Kamlar, ata ruhlar ile ilişki kuran kişilerdir. Eski çağlardan beri devam eden ruhlarla ilişki kurma inancı, bugünkü şifacılar arasında da hâlen devam etmektedir.
İleri seviye enerjicilerin görüştükleri, uygulamaları için tavsiye ve direktif aldıkları bir rehberleri vardır genelde. Birkaç günlük eğitimlere katılanların, bu konulardan neredeyse hiç haberi olmaz. Rehberlerle görüşebilenin yolu bizde zikir, diğer kültürlerde ise meditasyon olarak takdim edilir.
Bioenerji uygulamalarını takip ettiğim dönemde, 6. aydan sonra manevi rehber kavramını canlı olarak deneyimledim. Artık belli bir seviyeye geldikten sonra ileri derece uygulamacılar (Stibal’in ifadesiyle uyanmış üstatlar), size bir kısım sırlarını açmaya başlıyorlar. Bunlardan birisi de manevi rehber meselesidir. Normal gözleriniz ile göremediğiniz bu rehberlerle mutat olarak görüşülür, yeni şifa teknikleri, bitkisel ilaç tavsiye ve terkipleri, aylık zikirler alınır ve hastalara dair sorular sorulur. Manevi rehberlerle yapılan oturumlarda (celselerde) tutulan notlar, bazı derneklerde aylık sohbet programlarında, yeni gelmiş vahiy neşvesi ile uyanmış üstatlardan, sohbet olarak dinlenildiğini bir önceki bölümde anlatmıştım. Bizim coğrafyamızdaki şifa uygulayıcılarının ruhlarıyla görüştüklerini iddia ettikleri bazı manevi rehberler arasında; Mevlana, İbn-i Sina, Lokman Hekim, Merkez Efendi, Abdülakdir-i Geylani, İmam-ı Azam gibi mutasavvıf, hekim ve âlimler sayılabilir. Bu rehberlerin isimleri, coğrafyaya ve uygulayıcının dinine göre değişir.
Avustralya’dan görüştüğüm bir uygulayıcı da bana kendisine iki mübarek verildiğini söylemişti. Bu iki mübarek, hastalar hakkında onun kalbine ilhamlar vermekte ve kendisi de danışanlarına bu ilhamlar ışığında manevi tavsiyelerde bulunmaktaydı. Bu uygulayıcı danışanlarına zikir, esma okuma ve bunlara benzer daha başka manevi tavsiyeler yaptığını söyledi.
Hatta bu rehberler, uygulayıcıların zihin yönetimini tamamen ele alarak, kitapların yazılması konusunda uygulayıcılara yardımcı olmaktadırlar. Bazı uygulayıcılar da bunu kendi kitaplarında dile getirmektedirler.
Burada, uygulayıcıların zikirlerle kemale ermek suretiyle elde ettiklerini ve görüştüklerini iddia ettikleri manevi rehberlere diğer kültürlerdeki uygulayıcıların da muhatap olduğunu örneklendireceğim. Ama onlar bizdekiler gibi zikir ve esma yoluyla değil, meditasyon ve mantralar yoluyla bu rehberlerle görüşebildiklerini ifade etmektedirler.
Steine, “Reiki” kitabında, her şifacının kendisi gibi rehberlere sahip olduğundan, kendisinin birden fazla rehberinin bulunduğundan, bazen bunlarla grup olarak görüştüğünden, hatta rehberlerinden birisinin, önceki hayatlarında da kendisiyle irtibat kurduğundan ve kutsal rehberinin ise Tanrıça İsis olduğundan bahsederek şunları anlatır:
“Herkesin, kendisine yardım ve şifa için görevlendirilmiş ruhsal rehberleri vardır. Bilinçli olsun veya olmasın, ruhsal rehberleriyle irtibata geçen şifacı neyi, ne zaman, nasıl söyleyeceğini bilir. Benim hayat rehberim da eskiden bir Ojibva (Kuzey Amerika’nın Kızılderili kabilelerinden biri) şamanıydı ve şimdi de kitaplarımı yazmama yardım ediyor. Kılavuzlarımdan diğeri de Avilalı Theresa'dır (mistik ve yazar bir İspanyol rahibesi). Söylediğine göre geçmiş hayatlarımdan biri de oymuş. O bedenimle ilgileniyor ve bana şifa yöntemlerini öğretiyor. Diğer bazı rehberler ise belirli bir amaçla gelirler ve amaç yerine getirildiğinde giderler. Kimileri uzun süreliğine irtibatta kalırken kimileri bir haftalığına, hatta bir günlüğüne bile gelebiliyor. Bazı rehberler gruplar hâlinde gelir. Birkaç yıldır Bharamus adında bir grupla çalışıyorum; anlattıklarına göre amaçları bana mutlu olmayı öğretmekmiş. ‘Na’ adını verdiğim ruhsal rehberim de Tanrıça İsis’tir.
İlk dereceyi aldığı andan itibaren her şifacıya bir Reiki ruhsal rehberi tayin edilir… Şimdiye kadar Reiki 1 öğrencilerimden yalnızca birkaçı, ruhsal rehberlerinin farkına vardı. Hâlbuki birkaç aylık tecrübesi olan bir Reiki 2 öğrencisi, her şifada bilinçli olarak onlarla çalışır.
Birkaç yıl sonra benzer şekilde Reiki rehberlerimle görüşmek istedim. Onlar bir gruptu ve bu kitabın yazılmasına önayak oldular.
Diyalog yolunu açmak üzere ve kılavuzlarınızla tanışmak için meditasyon yapın. Şifa konusunda onlarla nasıl çalışabileceğinizi öğrenin (varsa başka konuları da sorun).
Sembollerin hatlarını çizerken hatalar yaptığımı biliyordum. Her yaptığımda da ‘Devam et, biz düzeltiyoruz.’ diyen o sesi duyuyordum.
Ruhsal rehberlerimle konuşmak üzere, sarkacımla gizlice tuvalete gittim. Buna benzer atölye gezilerinde bazen tuvalet dışında saklanacak yeriniz olmuyor. Bana onu geri çevirmem söylendi.”[10]
Steine’nin kendisine kitabın yazılmasına yardımcı olduğunu söylediği rehberleri ile görüşebilmek, toplantı esnasında tuvalete gitmesi, bize, kiminle görüştüğü konusunda fikir vermektedir. Bilindiği üzere tuvalet gibi necis mekânlar ancak habis ruhların yani cinni şeytanların yerleşke yerleridir. O sebeple Hz. Peygamber tuvalete girerken “Allah’ım, pislikten ve pis olmaktan (erkek ve dişi bütün şeytanlardan, zararlı her şeyden) sana sığınırım.” [11] şeklinde duada bulunurdu.
Brennan’ın da aynen Steine gibi görüştüğü, konuştuğu hatta kendisine yazıları konusunda yardımcı olan Heyoan isminde bir ruhsal rehberinin varlığından bahseder.
“Yaşamım ilerledikçe, beni yönlendiren görünmez el gittikçe daha algılanabilir hâle geldi. Önceleri onu zorlukla hissedebiliyordum. Sonra ruhsal varlıkları bir vizyon gibi görmeye başladım. Sonra da benimle konuştuklarını duydum, bana dokunduklarını hissettim. Artık bir rehberim olduğunu kabul ediyorum. Onu görebiliyor, duyabiliyor ve hissedebiliyorum. Erkek ya da kadın değil. Onun dünyasında erkek ya da kadın yok, bir bütünlük var. Adı Heyoan, anlamı ‘yüzyıllar boyunca gerçeği fısıldayan kanat’. Onu hissedişim yavaş ve doğal oldu. İlişkimizin doğası gün geçtikçe ilerledi ve anlayışın derinliklerine doğru giderken bana rehberlik etti.
Ruhsal öğretmenlerimiz bazen rüyalar, önseziler yoluyla bazen de dinlemesini bilirsek daha doğrudan yollarla, önce yazarak, sonra sesle ve kavramlarla aslında her an bize ulaşıyorlar. Bu yolun bazı noktalarında, benim gibi sizler de onları görebileceksiniz.”
Brennan, ruhsal rehberi Heyoan’ın rehberliğinde yaptığı bir yolculuktan bahsediyor. Bu yolculuğunda Firavun’un piramidi önünde veya Yunan çok tanrı anlatımlı mitolojisinde karşılaştığımız Sfenks ve içeri girdiğinde tahtta oturan Heyoan şeklindedir. Brennan’ın rehberi Heyoan, tamamıyla batıl tanımlamalarla kurulu bir ortamda nitelendiriliyor.
“Bir başka ışık âlemine geçmek için seni yönlendireceğiz, algılayışının geliştirilmesine izin ver.
Böylece o noktadan, görünüşe göre daha yüksek âlemlere doğru yönlendirildiğimi hissettim. Heyoan beni yönlendiriyordu… Algılayabildiğimiz en yüksek kısma vardığımızda, Heyoan dedi ki:
İşte şimdi, her insan varlığının girmeyi özlediği 'Kutsallar Kutsal’ının’ kapısının önündeyiz.
Derken kendimi, Büyük Sfenks'in pençesi arasındaki bir kapıdan geçerken buldum. Önümde Heyoan bir tahtta oturuyordu.
...
Bu, adım adım ilerleyen bir süreçtir. Aydınlanma amaçtır, şifa da bir yan ürün.
Sorduğum sorular, konunun genel tanımına ya da bedenin bir kısmının özel rahatsızlığına dair olabilir. 'Bu kanser mi?’ gibi sorular bile soruyorum. Genellikle açık cevaplar verir.
Rehberinizle temasa geçmek için sessiz bir şekilde oturun ve Tanrı ile birlikte olduğunuzu düşünün…
Derken ruhsal rehberleri hem görmeye hem de duymaya başlarım.
Rehberler, sizi yönlendirecek ve uygun enerjinin iletilmesinde size yol göstereceklerdir. Ruhsal rehberler bunu yapmamıza yardım edeceklerdir.”
Brennan, aynen Steine gibi birden fazla rehberle çalıştığını anlatırken, diğer bir rehberi olarak Emanuel’den bahseder. Emanuel hastalarına rehberlik yapmaktadır. Rehber Emanuel bu çalışma esnasında diğer rehber Heyoan ile iş birliğine gitmektedir.
“Emanuel adlı bir ruhsal varlıktan tebliğler almaya başladılar. Emanuel, Rose’a kemoterapiyi bırakmasını, bunun kendisini çok hasta edeceğini söylemişti.
Heyoan, bu ilk klorukin kullanım döneminden sonra David için sistemi temizleyici bitkisel çaylar ve vitaminler önerdi.”[12]
Henkin ise manevi rehberlerin, şifacılar ile sezgisel olarak görünerek veya duru işiti yoluyla temas kuran ve halk arasında ruhlar veya hayaletler olarak bilindiğini iddia etmektedir. Duru işiti, hiçbir aygıt kullanmaksızın, algılanabilmesi olanaksız uzaklıktaki ses, konuşma ve müzikleri işitebilme ve bedensiz varlıklardan gelen tesirleri söz hâlinde duyabilme şeklinde olduğu iddia edilen paranormal yeteneğe metapsişikte verilen addır.
“Bazen ruh, şifacı ile tanışmayı kolaylaştırmak için kendisini erkek ya da kadın olarak tanıtmakta veya bir isim kullanarak kimliğini belirtmektedir. Bedensiz bir varlık genellikle, iki yoldan şifacı ile iletişim kurar. İlki, şifacı bakımından açıkça bir tür sezgisel yol olarak görülür. İkincisi, beden dışı varlıkların seslerini işitme, hatta onlarla konuşmalar yapma demek olan ‘duru işiti’dir.
Ruhsal rehberler veya şifa rehberleri ya da şifa üstatları, pek çok büyük şifacının yardımcı dostları ve tavsiyecileridir. Halk dilinde ruhlar, hayaletler olarak bilinirler. Duru işiti yeteneğini kullananlara şifa rehberleri, ellerini nereye koyacakları talimatını verdikleri gibi hastaları için psişik, psikolojik ve gıda telkinlerinde de bulunurlar.”[13]
Donna Eden, Balashem isimli rehberinden bahsederek bu rehberinin, aynen Brennan’nın rehberi Emanuel gibi danışanları ile de temas kurduğunu anlatmaktadır.
“Sokrates, hayatı boyunca ona rehberlik yaptığına inandığı bir varlıktan açıkça söz etmiştir. Sokrates ona ‘kâhin’ derdi ve onu sayısız şekilde koruduğunu söylerdi.
Arada bir, tedavi ettiğim insanlardan biri ‘Büyükannem burada ve onu dinlemeni istiyor. Sana ne yapman gerektiğini anlatmaya çalışıyor.’ der.
…Bu sırada ben, ‘Betty, ben değildim! Sanki başka bir ruh içime girdi. Adının, Balasheem olduğunu söyledi.’ diyordum. O ise ‘Meryem ve İsa'ydı!’ diye bağırıyordu. ‘Hayır.’ diye yanıtladım.
…‘Adının Balasheem olduğunu söyledi ve Yul Brynner'a benziyordu.’ Sonra bir gün parkta yürürken Balasheem karşıma çıktı ve bana Betty'yi aramamı söyledi.
…Betty'yle yaptığım üçüncü seansta Betty, ‘Onu görüyorum! Seni görüyorum!’ diye bağırdı. Balasheem'le konuşmaya ve onu işitmeye başladı. Ben artık aracı değildim.”[14]
Dr. Pearl, Fred isimli rehberinden bahsederken, Fred’in kendisiyle, insanlar üzerinden görüştüğünü söylediğini aktarır. Bu şöyle gerçekleşmektedir: Rehber olan bu varlıklar bazı insanların bedenini kullanarak, o kişinin dili üzerinden konuşmaktadır. Dr. Pearl’in rehberin kim olduğu konusunda kesin tanımlaması yok. Bunlar belki melekler, belki bir ruh.
“Gözlerimi açtım ve misafirimin olduğunu gördüm. Orada, yatağımın ayak ucunda bir grup insan duruyordu. Onları görebileceğim kadar ve benim onları gördüğümü görebilecekleri uzun bir süre orada durdular sonra yok oldular... Yatağın ayak ucuna oturan o insanlar kimdi? Rehberler miydiler? Ruhlar? Melekler?
Bir gece, geç bir saatte, bir hareket dikkatimi çekti. Muayene odasının kapısının önünden bir adam geçiyordu ama kapının kilitli olduğunu biliyordum ve bu nedenle kimsenin içeri girmesi mümkün değildi. Bunun kesinlikle bir hayalet olduğunu anlamıştım.
Nihayet Fred konuşmaya başladı... Ses önce pürüzlü, tiz ve cırtlaktı 'Bizim sana gelmemizin nedeni...’ ses derinleşti, ‘Yaptığına devam etmeni söylemektir.’ ses kesik kesikti, ‘Yaptığın, gezegene ışıkla bilgi getiriyor.’
... ‘Sizinle tekrar konuşabilir miyim?’ diye sordum Fred'in sesine:
...‘Tamam benimle bu insan kanalı ile konuşabilirsin.’ dedi.
Ofiste Fred’in yaptığı gibi sesler çıkaran 3 hasta, bir sonraki randevularına geldiler. Söylediklerinin aynısını söylediler. Bu hastalar Fred’i tanımıyorlardı. Aslında hiçbiri diğerini tanımıyordu. İki gün sonra, daha fazla sayıda hasta aynı cümleleri söylemeye başladı... Hepsi de aynı 6 cümleyi tekrarlıyorlardı:
1. Burada yaptığına devam etmeni söylemeye geldik.
2. Yaptığın, gezegene ışık ve bilgi getiriyor.
3. Yaptığın, lifleri yeniden bağlıyor.
4. Yaptığın, iplikleri yeniden bağlıyor.
5. Bir usta olduğunu bilmelisin.
6. İtibarın nedeniyle buraya geldik.
Kanal olayları bitmeden önce, 50'den fazla değişik kişi tarafından verilen 6 cümle vardı. Bu diğer insan ya da ‘varlık’, masada yatan kişinin bedenini kullanarak konuşuyordu.
Hastalar, seanslardan sonra bir şeyler gördüklerini söylüyorlardı. Anlattıkları genellikle birbirine benziyordu: Belirli şekiller, renkler ve belirli insanlar. Onlara melekler, rehberler, varlıklar, ruhlar diyebilirsiniz. Hangisi size uygunsa. Ancak her ne iseler bana verilen tanımlara göre genellikle gerçek insanlara benzediklerini söyleyebilirim.”[15]
Web sayfasını incelediğim yerel bir uygulayıcı ise kendi yaşadığı rehberle görüşme serencamını şöyle anlatmış:
“Masterlik seviyesi o kadar önemli bir seviyedir ki inisiyasyon sırasında transa girebilir, evrensel koruyucu rehberiniz ile bağlantıya geçebilirsiniz. 2010’da ben masterlik inisiyasyonum sırasında transa girip bir okyanusu tamamen kaplayan, kadim bir rehber ile tanışmıştım. O kadar güçlü bir enerjisi vardı ve o kadar büyüktü ki benim boyum onun yalnızca göz bebeği kadardı. O dönemler, zaman zaman her ne kadar meditasyon ve çalışmalarımda ruhsal rehberim ile bağlantı kurmakta zorluk yaşasam da ihtiyacım olduğunda yanımda olduğunu biliyor ve o güçlü enerjisini hissedebiliyordum. Bu ruhsal rehberim ise bir ejderha idi.”
Görüldüğü üzere, şifa bilgileri konusunda uygulayıcıların, görüştüklerini düşündükleri ruhsal rehberler konusunda net bir tanımlamaları yoktur. İsimler değişmektedir. Brennan, her insanın görmeyi isteyeceği kutsallar kutsalının kapısına geldiğinde Heyoan’ı önünde tahtta otururken buluyor. Heyoan’ın, tanrının kendisi olması gibi bir durum var ama bilgi net değil. Brennan’ın, Heyoan ve Emanuel’i, Dr. Pearl’in Fred’i veya Eden’nin Balashem’i, benim eğitimcimin Mevlana’sı, Avustralya’dan görüştüğüm uygulayıcının “İki mübareği” kim bunlar? Neden çok az sayıda şifa uygulayıcısının rehberi var? Bu rehberleri kim, nasıl tayin ediyor. Eğer Tanrı veya Allah veriyorsa neden Brennan ilahlık iddiasında bulunan firavunlarla veya Yunan tanrılarıyla ilişkilendirilecek Sfenks’ten bahsediyor?
Bir kısım enerji uygulayıcıları ise çok daha ileri seviyede iddialarda bulunarak, meleklerle görüştüklerini söylemektedirler. Hatta “melek enerjisi” ismiyle ortaya koydukları bir enerji uygulama sistemi bile vardır.
Batı kültüründe yaşayan birisi, evinin bir köşesinde nurani ışıklar gördüğü an aklına ilk melekler gelir. Meleklerden yardım alma inancı onların kültüründe doğal bir durumdur. Mikâil (as) Yahudilik ve Hristiyanlık’ta baş melek konumundadır. Başta ondan olmak üzere meleklerden, farklı farklı konularda yardım ummaktadırlar.
Peki melekler insanların yardımına koşar mı?
Rad suresinde ifade edildiği gibi, “Herkes için önünden ve arkasından takip eden melekler vardır, onu Allah'ın emriyle gözetirler.”[16] Meleklerde çağrımıza cevap verecek hür irade bulunmaz.
Meleklerin insana olan destekleri; Allah Teala’ya dua edip insanların bağışlanması için istiğfarda bulunmak, insanın kalbine iyiliği ilham etmek suretiyle insanın, dünyada iyi davranışlar sergileyip doğru tercihler yapmasını istemek, insanları farkında olmadıkları birçok zarar ve tehlikeden, Allah’ın izniyle korumak, Allah’ın izni, iradesi ve emri doğrultusunda mutlak (sınırlı) olarak yardımda bulunmaktır. (Bedir Savaşı’nda olduğu gibi.)
Meleklerin yardım ve desteklerine dair bilinmesi gereken en önemli husus ise yardımın esasında Allah katından olduğu ve meleklerin, diğer varlıkların Allah’ın izni olmadan hiçbir yardımda bulunamayacakları gerçeğidir. Hâliyle yardım, melekten değil Allah’tan istenmelidir. “Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.”[17] ayetiyle Allah, yalnız kendinden istenmesi gerektiğini bildirmektedir.
Mikail’in (a.s.) veya diğer meleklerin ismini anarak, meleklerin çağrılacağına dair bir inanç, İslam dininde yoktur. İslam’da, imanın altı şartından birisi meleklere imandır. İslam’ın melekleri tanımlamasında baş melek değil dört büyük melek kavramı vardır. Bunlar ise Cebrail, Azrail, Mikâil ve İsrafil olup meleklerden değil ancak Allah’tan istenir. Meleklere duada bulunmak ve onlardan yardım talep etmek şirk olarak değerlendirilir.
Enerji şifası uygulayıcılarının, en çok suistimal ettikleri ve yepyeni bir inanç tarzı geliştirdikleri konuların başında, meleklerin kullanılması konusu gelir. Web sayfalarında, bir yandan Kur’an’dan referanslar gösterip diğer yandan İslam’da bulunmayan baş melek inancıyla, meleklerden talepte bulunulması, İslam inancının tahrif edilmesi yani bozulmasının küçük ama önemli bir adımıdır. Gerek Yahudilik gerekse Hristiyanlık da bu şekilde adım adım, önceki batıl veya tahrif edilmiş dinî inanışların dine dâhil edilmesi ile bozulmuştu. Bugün, özellikle Hristiyanlıkta yer alan birçok inanış ve ritüel önceki pagan inanışlarından devşirmedir. Müslümanların bu küçük tahribatları önemsemesi ve dikkatli olması gerekir. Bazı enerji şifası uygulayıcılarının, meleklerle ilgili değerlendirmelerini paylaşmak istiyorum:
Eden, kendisine yardım eden meleklerden şu şekilde bahsetmektedir:
“Herkesin karar verirken benimle aynı yolu izlemediğini, içindeki ve etrafındaki sesleri dinlemediğini öğrendiğimde yirmili yaşlarımdaydım. Bazen sorularıma, ‘Donna, senin meleklerin var, onlara sor.’ diyerek cevap verirdi. Her ne kadar beklenmedik ve biraz gizemli olsalar da koruyucu melekler, çalışmalarımda öyle sık ortaya çıkarlar ki onların bazen aşikâr olan varlıklarını kabul etmeye mecbur bırakıldığımı düşünüyorum.” [18]
İslam inancında meleklerin cinsiyeti yoktur. Hiçbir insanın, kendi istediği zaman meleklerle temas kurabilmesi söz konusu değildir. Peygamberlerin temas kurduğu tek melek Cebrail’dir. Meleklerin kendilerine ait bir görüşleri ve iradeleri söz konusu olmayıp ancak Allah’ın kendilerine verdiği vazifeyi yapmakla mükellef yani sorumludurlar. Meleklere cinsiyet vererek, koruyucu meleklerin; insan ruhları, atalar, hayvan totemleri, ruhlar, periler ve doğa ruhları olarak görülebileceği iddiasında bulunan Theta Healing kurucusu Stibal’in, bu iddiasının İslam’da bir karşılığı bulunmamaktadır.
“Bir insanı koruması ve ona rehberlik etmesi için o kişiye tahsis edilen ruhtur. Her insanın bir dişi ve bir erkek olmak üzere iki koruyucu meleği vardır. Koruyucu melekler; insan ruhları, atalar, hayvan totemleri, ruhlar, periler ve doğa ruhları olarak görülebilir. Theta’nın uygulamış olduğu koruyucu melek tekniği ile insan, koruyucu melekleri ile temas kurabilir ve onları görebilir. Koruyucu meleklerin ve ruhların kendilerine ait görüşleri vardır ve bu görüşler katıksız gerçek olmayabilir.”[19]
Dr. Pearl ise Parsillia isimli bir meleğin, Michel isimli hastasına rehberlik ettiğinden bahsetmektedir. Kendisi de bu meleklerle görüşmeyi çok istemiştir. Loş bir odada bu, enerjiden oluşan varlıkları görmenin daha kolay olacağından bahseder.
“Michel masada yatarken, ellerimi onun üzerinde gezdirdim ve enerji bedeninde dolaşırken yaptığı istemsiz kas hareketlerini izledim. Bütün gördüğüm buydu. Bitirdiğim zaman gözlerini açtı ve ‘Bir kadın gördüm. Sanırım, koruyucu bir melek, daha iyi olacağımı, şifa bulacağımı söyledi.’ dedi.
...Geri döndüğümde Michel, başka birinin odaya girdiği ile ilgili çok kuvvetli bir his aldığını söyledi. Bu kadın Michel’e, onun koruyucu meleği olduğunu ve adının Parsley ya da Parcel gibi bir şey olduğunu söylemişti. Sonunda ismi duymuştu. Parsillia. Sonra Melek, tuhaf bir şey söylemişti: ‘Şifa bulacaksın ve televizyona çıkarak bunu anlatacaksın.’
Bu varlıklarla, bu meleklerle doğrudan iletişim kurabilmek istiyordum. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım bu gerçekleşmedi ve açıkça söylemek gerekirse bu durum bunaltıcıydı. Meleklerin gerçek olduğunu anlamak için hastalarımı yeterince izlemiş ve dinlemiştim. Onlar, melekleri görüyor, duyuyor ve kokularını alıyorlardı; benim dışımdaki herkes.
Geri çekilmek ve Yüksek Güç'ün rehberlik yapmasına izin vermek zorundaydım.
Bazı hastalar, aynı zamanda odadaki kimsenin farkına varmadığı şeyler görecek, duyacak ya da kokusunu alacaklardır.
İnsanların, seansın ortasında, şaşkın bir ifadeyle bakarak gözlerini açtıklarını düzenli olarak gözlemledim. Bana bakıp masanın dayalı olduğu duvara işaret ederek ya da hafifçe vurarak ‘Orada durduğunu hissettim.’ demişlerdi.
Yetersiz bir ışıklandırma hem odadaki enerjileri hissetmek hem de fiziksel olarak görme duyunuzu kullanmak isteyeceğinizden, şifacı olarak size yardımcı olmayacaktır.” [20]
Bu uygulayıcı, bir taraftan Hristiyanlık inancından devşirdiği baş melek Mikâil’den yardım istemeyi tavsiye ederken diğer taraftan Kur’an’dan referans gösterdiği ayetlerle bu yanlış inancı İslam’a monte etme gayreti gütmektedir.
Hangi Melek Dualarıma Cevap Verir?
“Sayfamıza en çok gelen sorulardan biri de ‘Hangi melekten, hangi yardımı istemeliyim?’ sorusudur.
Tüm başmeleklerin adını tek tek bilmenize gerek yok. Sadece meleklerin lideri olan sevgili başmelek Mikâil’den, konu her ne olursa olsun, yardım talep ettiğinizde, ilgili meleği size yönlendireceğini bilin. Eğer başmelek Mikâil’in de adı aklınıza gelmiyorsa o güzel yüreğinize odaklanıp samimiyetle ‘Yüce Allah’ım veya sevgili meleğim…, … şu konuda (boş olan yere niyetiniz ne ise açıkça ve net bir şekilde yazın ya da söyleyin) yardım talep ediyorum.’ diyebilirsiniz. Burada önemli olan tamamen saf niyettir. Sadece aklınızdan geçirmeniz yetmez. Önemli olan içten ve samimiyetle, tüm iyilik ve güzellikleri, yürekten istemektir. (Dilinizin söylediğine kalbinizin de inanması önemlidir.) Her durumda, her ettiğimiz dua yüce Allah’a ulaşıyor. Çünkü yüce Yaradan bizlere ‘şah damarımızdan daha yakın’ olduğunu, Evrensel Kitabımız Kur’an’ı Kerim’de, Enfal suresi 9. ayette belirtmiştir.”
Uygulayıcı, aynı zamanda meleklerin yardımını celbedecek kolye satışları da yapmaktadır.
Şifa Meleği İsrafil Kolyesi, Bereket Meleği Kolyesi, Cassiel Sonsuzluk Meleği Kolyesi, Başmelek Mikâil’in Kılıcı Kolyesi, İlişkiler Meleği Kolyesi – Raguel, Bolluk Meleği Kolyesi – Ariel Meleği Kolyesi.
Ayrıca web sayfasında, Allah’ın isimleri ile ilgili de İslam inancıyla uyuşmayan paylaşımlar yapmaktadır:
Esma’ül Hüsna’dan (EL-VASİ) ile şifa bulmak & 137 kere & uzun, sıhhatli güzel bir yaşam ve rızık genişliği için. Rengi: Beyaz, Hizmet Meleği: Cebrail, Madeni: Gümüş, Burcu: Yengeç (Seretan), Notası: Si
Bir diğer uygulayıcı ise İslam’da yer almayıp Hristiyanlık ve Yahudilik inançlarında yer alan meleklerin her birine kendince; insanlara şifa, çakraların dengelenmesi, kayıp eşyaların bulunması, empati kurdurma, problemleri çözdürme gibi farklı konularda yetkinlikler vermiştir. İslam inancında, sadece kıyamet kopacağı zaman sura üflemekle vazifeli İsrafil’den (as) başlayarak, 15 meleğe verilmiş olan garip ve sapkın görev dağılımlarından birkaçını paylaşacağım.
BAŞMELEK İSRAFİL (RAFAEL): Fiziksel ve ruhsal şifa, güvenli seyahat geçirme, kilo verme, sigara ve alkol gibi bağımlılıklardan kurtulma.
BAŞMELEK RAZİEL: Ruhsal dönüşüm, simya (karanlığı ışığa dönüştürme), geçmişinizi şifalandırma, geçmiş yaşamlarınızı hatırlama ve şifalandırma, rüyalarınızı hatırlama ve yorumlama, çakraların temizlenmesi ve dengelenmesi.
BAŞMELEK ŞAMUEL (CHAMUEL): Hayatınızın kayıp parçalarını, kaybolmuş eşyalarınızı, aradığınız aşkı, işi ve evi bulmak.
BAŞMELEK URİEL: Her türlü probleminizi çözme, unuttuğunuz bilgileri hatırlama, aydınlanmasını istediğiniz konular, yeteneklerinizin ortaya çıkması, iş toplantıları ve iş görüşmeleri öncesinde, bir konu hakkında kararsız kaldığınızda, ders çalışırken sınavlarda.
BAŞMELEK HANİEL: Her durum ve ortama zarafet katma, yeni ay ve dolunay enerjilerinden en iyi şekilde fayda sağlama, bilinçaltı, duygular, âdet dönemleri, sunum.
Aynı uygulayıcının, her melekle yapılacak şifa enerjisi veya meditasyon çalışmaları bulunmaktadır. Sadece bir örneğini paylaşacağım bu çalışmaların, semavi dinler olarak nitelendirdiğimiz Yahudilik, Hristiyanlık veya İslam kaynaklarında, meleklerin bu şekilde kullanılabileceğine dair herhangi bilgi yoktur. Uygulayıcı, yaratıcı anlamında Tanrı ve Allah isimlerini bir arada kullanarak, Müslüman takipçilerinin de konuyu yadırgamasının önüne geçmeye çalışmıştır. Böylece onların da bu uygulamalara katılmasını hedeflemektedir.
Başmelek Uriel
Başmelek Uriel (Azrail olarak da bilinir): Uriel ismi, “Tanrı’nın Işığı” veya “Tanrı’nın Ateşi” anlamına gelmektedir. Başmelek Uriel’in görevleri arasında; ölmeyi seçmiş kişilerin ruhlarını yuvaya götürmek, yuvaya gidişlerinde onlara eşlik etmek olduğu gibi, yuvadan gelecek olan, yeni doğacak bebekleri de yuvadan getirmek vardır.
Başmelek Uriel Enerjisi
Yeryüzünün finaline, Altın Çağ’a yaklaştığımız bu dönemde ise başmelek Uriel’in yeryüzüne indirilmiş olan frekansının, insanlara neşe veren enerji olduğu bilinmektedir. Enerjisi çok parlak beyaz bir ışık olarak algılanabilir. Başmelek Uriel’in enerjisi, insana neşe veren çok güçlü bir enerjidir. Yardıma çağrıldığı anda, severek yardıma gelir, enerjisiyle kişilere neşe verir ve şifalandırır. Başmelek Uriel’in adının ve enerjisinin kaynağı, tüm başmeleklerinkinin olduğu gibi Allah’ın saf sevgisidir.
Başmelek Uriel’in enerjisine uyumlanmaya niyet eden herkes, uyumlanabilir. Uyumlamayı alan kişi, kendi üzerinde enerjiyi niyet ederek kullanabilecektir. Başmelek Uriel’in enerjisine uyumlanmak ve bu enerjiyi kullanmak için tüm diğer başmelek enerjilerinde olduğu gibi, samimiyet ve saf niyet önemlidir. Uyumlanma niyetini de enerjiyi kullanma niyetini de saf bir şekilde, sevgiyle ve samimiyetle yapmanız önerilir.
“Melek Uriel’in enerjisi bana aksın. Teşekkür ederim.” demek yeterlidir. Başmelek Uriel’in enerjisini kullanmak için kişinin, öncelikle kendisine başmelek Mikâil’in enerjisini vermesi ve ardından başmelek Uriel’in enerjisini vermesi önerilir. “Melek Mikâil’in enerjisi bana aksın. Teşekkürler.” dedikten sonra “Melek Uriel’in enerjisi bana aksın. Teşekkürler.” diyebilirsiniz.
Başmelek Uriel’in Enerjisini Başkasına Gönderecekseniz:
Başmelek Uriel’in enerjisini başkasına gönderirken, aşağıdaki şekilde anlatıldığı gibi, önce başmelek Mikâil’in enerjisini ve ardından da başmelek Uriel’in enerjisini göndermeye niyet ederek gönderebilirsiniz. “Melek Mikâil’in enerjisi …’e (kişinin ismi) aksın. Teşekkürler.” (Enerjinin gönderileceği kişinin izninin alınması önemlidir. Ya da yüksek benliğinin izniyle gönderilebilir.) Ardından: “Melek Uriel’in enerjisi …’e(kişinin ismi) aksın. Teşekkürler.” (Gönderilecek kişinin izninin alınması önemlidir. Ya da yüksek benliğinin izniyle gönderilebilir.)
Başmelek Uriel’in Enerjisine Uyumlanmak İçin:
Başmelek Uriel’in enerjisine, sadece niyet ederek uyumlanabilirsiniz. Uyumlanmak için lütfen dikkatle okuyunuz:
1) Sakin sessiz bir yerde, uzanarak ya da oturarak uyumlanabilirsiniz.
2) Üzerinizde metal takı ya da saat olmaması daha uygundur.
3) Uyumlama sırasında, enerjinin rahat akabilmesi için bacaklarınız ya da kollarınız çaprazlanmış olmasın.
4) “Niyetim Tanrı’ya (niyetim Allah’a), melek Uriel’in enerjisine uyumlanmaya niyet ediyorum.” diyerek uyumlanabilirsiniz. (Yukarıdaki niyeti tam olarak söylemeniz önemlidir.)
5) “Allah’a (Tanrı’ya) teşekkür ediyorum, başmelek Uriel’e teşekkür ediyorum.” diyerek uyumlamayı bitirebilirsiniz.
Bir başka uygulayıcı ise meleklerle temasını taşlar üzerinden kurduğunu iddia ederek şu tavsiyelerde bulunmaktadır:
Selenit Kristali ile Melek Bağlantıları Kurma Yöntemi
Selenit, kendisini taşıyan kişiyi koruyup kollayan ve sevgi enerjisi ile kişiyi nazikçe şifalandıran bir kristaldir. Diğer bir özelliği de çağlar boyu, melek enerjilerine bağlanmak için rahipler ve şifacılar tarafından kullanılmış olmasıdır.
Rahatladığımızı hissettiğimizde: “Şimdi burada koruyucu meleğim ile bağlantıya geçiyorum. Beni korumasını, ‘…’, ‘…’ beni desteklemesini, bana yardım etmesini talep ediyorum. Teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim.” – “…….” olan yere de siz, talebinizi belirteceksiniz.
Örneğin: “Şimdi burada, koruyucu meleğim ile bağlantıya geçiyorum. Beni korumasını ve şifalı enerjiler ile sağlığımı arttırmak için beni desteklemesini, bana yardım etmesini talep ediyorum.” diyebiliriz.
Özellikle enerjisini hissetmek istediğiniz bir melek var ise ismini, 3 kez telaffuz etmeniz etkiyi arttıracaktır.
Pranik şifa uygulayıcıları, kendilerine şifa çalışmalarında yardımcı olacak melekleri seçebilme yetkileri olduğuna düşünür ve aşağıda paylaşacağım duayla, bu meleği tayin ettiklerine inanırlar. Bu duada, Allah ile beraber ruhsal rehberden yardım istenilmekte; kutsamalarından ötürü ruhsal öğretmenlere, meleklere, ruhsal yardımcılara ve kim olduğu açıklanmayan tüm büyüklere, rehberlikleri, yardımları, koruyuculukları ve aydınlatmaları için şükürler sunulmaktadır. Şifacının, Tanrı’dan (Allah’tan), ilahi rehberliğini, şifa vermesini, korumasını isterken ayrıca yardım ve şifa için; baş meleklerin, büyük peygamberlerin veya avatarların, azizlerin, kutsal insanların, ruhsal öğretmenlerin, meleklerin ve şifa elçilerinin ilahi kutsamalarını çağırabileceği söylenmektedir. Yardıma çağrılan bu ortaklara, yaratıcı ile beraber şifada yardımcı oldukları için ayrıca teşekkürler sunulmaktadır. Yapılan bu çalışma sonucu yaratıcının, hastaya bir şifa meleği tahsis ettiği iddia edilmektedir. Oysa Allah “Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur.”[21] ayetiyle, şifayı ancak kendisine mahsus kılmıştır. Kısacası uygulamacılara, başından sonuna kadar, Allah’a eş ve ortaklar koşulan, okuyanın küfre düşeceği, sapkın ve dalalet dolu bir dua ettirilmektedir.
ŞİFA MELEKLERİ ATAMA DUASI
Uygulamak isteyen şifacı arkadaşlar için; meditasyon öncesi, şifa öncesi ve sonrası, şifanın etkisini arttırmak, şifacıyı ve hastayı korumak amaçlı dualar paylaşıyorum. Özellikle şifa vermeden öncesi için birkaç örnek var.
Bir de hasta iyileşinceye kadar, şifa meleği atamakla ilgili bir dua var. Bunlar pranik şifacıların okudukları dualardır.
Kendinize uygun olanı seçebilir veya hiçbirini kullanmayabilirsiniz.
Kutsanmak için yüce Tanrı’dan (Allah’tan) ve ruhsal rehberlerden dilekte bulunmak çok önemlidir. Her ruhsal uygulamacının, farkında olsun olmasın, genellikle ruhsal rehberleri vardır. Kişinin rehberlik alması, yardım alması ve korunması için dua gereklidir. Dua edilmediğinde her tür ileri meditasyon tekniği tehlikeli olabilir!
Meditasyon, inisiyasyon gibi çalışmalardan önce, Tanrısal kutsama için:
“Yüce Tanrı’m, kutsamaların için şükürler olsun! Rehberliğin, yardımın, koruyuculuğun ve aydınlanma için! Sana tüm kalbimle ve inancımla şükrediyorum!
Ruhsal öğretmenlerim, kutsal melekler, ruhsal yardımcılar ve tüm büyüklere: Kutsamalarınız için şükürler olsun! Rehberliğiniz, yardımınız, koruyuculuğunuz ve aydınlanma için! Sizlere tüm kalbimle ve inancımla şükrediyorum.”
Şifadan önce şifacının, sessizce dua etmesi tavsiye edilir.
“Tanrı’m (Allah’ım), tüm yaşamın kaynağı ve pınarı sensin. İlahi rehberlik, ilahi şifa ve ilahi korunmayı alçak gönüllülükle çağırıyorum. Teşekkürle ve tam imanla.”
Şifacı ayrıca yardım ve şifa için; baş meleklerin, büyük peygamberlerin veya avatarların, azizlerin, kutsal insanların, ruhsal öğretmenlerin, meleklerin ve şifa elçilerinin ilahi kutsamalarını çağırabilir.
“Ruhsal öğretmenime, şifa meleklerine ve şifa elçilerine; ilahi rehberlik, ilahi şifa ve ilahi korunmayı alçak gönüllülükle çağırıyorum. Teşekkürle ve tam imanla.”
Şifadan sonra, şifacı sessizce teşekkür etmelidir.
“Yüce Tanrı’m, bu hastaya verdiğin kutsamaların ve şifa için teşekkür ederim. Ruhsal öğretmenlerim, kutsal melekler, ruhsal yardımcılar ve tüm yüce varlıklar, kutsamalarınız ve bu hastaya verdiğiniz şifa için teşekkür ederim.”
Tedavinin sonunda, hastadan kendi kendine bir minnettarlık duası etmesini isteyin.
“Yüce Tanrı’m, hasta tamamen iyileşinceye kadar onunla kalması için bir şifa meleği atadığın için şükran ve mutlak inançla sana teşekkür ederim. Öyle olsun (Âmin)!
Atadığın şifa meleğine, şifa için teşekkür ederim. Şükran ve mutlak inançla. Öyle olsun (Âmin)!”
Burada dile getirilen Avatar kavramına da değinmek istiyorum. Avatar, Hint mitolojisine göre tanrıların yeryüzüne indiklerinde büründükleri şekillerdir. Balarama, Sri, Varaha gibi isimler alan avatarlar, Veda'nın gökyüzünden yeryüzüne; havadan, ateşten, sudan veya topraktan olana inmesi ve ona dâhil olması anlamındadır.
Avatar inanışı, MÖ 1500-1000 yılları arasında yazıya dökülen Vedalara dayanmaktadır. Avatar herhangi bir canlı olabileceği gibi cansız nesneler olabilir. Taş, bitki veya ağaçlar da avatarlaşabilir. Hindu inanışına göre pek çok sayıda avatar bulunmaktadır. Hindularca genellikle kabul edilen biçime göre Vişnu yeryüzüne toplam 10 kez avatarlaşarak inecektir. Bunlardan ilk dokuzu gerçekleşmiş, sonuncu avatar bedeni olacak Kalkin henüz gelmemiştir. On avatar şunlardır:
Matsiya (Balık): Vişnu, yaratılış öncesinde insan olan Manu'nun eline bir balık olarak gelir. Bu balık ona suların yükseleceğini, bu gerçekleşmeden önce bir gemi yapmasını, yeryüzündeki bütün canlılardan bir çifti bu gemiye yüklemesini öğütler. Dalgalarla boğuşan gemiyi boynuna bir iple bağlayarak geminin kurtulmasını sağlar.
Kurma (Kurbağa): Tufan esnasında suların altına batmış olan yeryüzünü suyun üzerine çıkartır. Yolculuk sırasında gemiyi batırmak isteyen ifritlerden kurtarır.
Varaha (Yaban domuzu): Kurbağanın suyun üzerine çıkardığı yeryüzünü dişleriyle kaldırarak yükselmesini sağlar. İnsanlar böylece yükselen karaya çıkar.
Naraşima: Yarı aslan, yarı tanrıdır. Zalim kralı parçalar.
Vamana (Cüce): Vişnu bu sefer cüce formuna inerek şeytan kral Bali'yi kandırır…[22]
Enerji uygulayıcılarının kendilerince kutsal kaynaktan, ruhsal-manevi rehberler aracılığıyla aldıkları bilgiler ve yönlendirmelerin neticesi olarak sahip olduklarına inandıkları özel ve gizli yetenekleri; bedenin içini görme, gizli olanı bilme, en ağır hastalıklarda şifaya vesile olma, rüyalarında ve yarı uyku diyebileceğimiz yakaza hâlinde yaşadıkları hâller, yaratıcı ve meleklerle temas kurma gibi olağan dışı/üstü hâllerinin neticesi olarak, kendilerinde oluşan seçilmişlik hissi ve kanaatinin son noktası, manevi uyanışa erdiği düşüncesidir. Budizm’de Nirvana’ya, tasavvufta velayet makamına ulaşmak olarak zikredilen bu hâl, birçok enerji uygulayıcısının uzun meditasyonlar veya bizim coğrafyamızda zikirler ile elde etmeye çalıştıkları bir hâldir. Theta Healing kurucusu Vienna, bu seviyeye ulaşanları “uyanmış üstatlar” olarak zikretmektedir. Bu üçüncü gözün açılma hâlidir de aynı zamanda.
Benim, bir yıl eğitimlerine katıldığım uygulayıcı, kendisinin ilk beş evliyadan birisi olduğunu düşünürken, bir diğer uygulayıcı olan emekli imam ise kendisinin, ilk 300 evliyadan birisi olduğunu ifade etmişti. İnternette videolar paylaşan bir kısım uygulamacıların da uyanış üzerine videolar paylaştığını görebilirsiniz.
Uygulayıcıların bir kısmı, üçüncü gözünü açabilmek amacıyla; meditasyonlar yapma, altın suyu içme (manna), floritli diş macunları kullanmama, bazı gıdaları tüketme-tüketmeme, alın bölgesine masaj yapma gibi uygulamalar yaparlar. Kendilerine dini referans edinen Müslüman uygulayıcılar ise aynı hedefe varabilmek amacıyla zikir çeker, namaz kılar ve oruç tutup riyazet yaparlar.
Uyanış meselesini; nur frekansına uyumlanma, bekabillaha-fenafillaha ulaşma, sidret’ül müntehayı tecrübe etme, nefis mertebelerinde en üst makama çıkma, şeriatten hakikate geçiş, tepe çakrası ve üçüncü gözü açma, Alfa enerji frekansı ile temas kurma, iç çocukla iletişime geçme, 7. seviyeye çıkma gibi farklı isimlerle açıklamaktadırlar. Artık işin özüne ermişlerdir. Dinin şekle bağlı zorunluluklarının onlar için bir bağlayıcılığı kalmamıştır. Bu sözde makamların neticesi olarak; kendilerini başörtüsünden muaf görme, asıl olanın şeklen değil, ruhen namaz kılmak olduğu iddiasında bulunma, seans esnasında karşı cinse, mahremi olmamasına rağmen dokunabilme serbestliği hissetme vb. şeklinde yorumlandığı durumlarla karşılaşabilirsiniz.
Reiki üstadı Steine bu değişim sürecini şöyle ele almış:
“Reiki 2 uyumlamasının ardından şifacı, derin bir değişim sürecinden geçer. Uyumlamadan sonra altı ay boyunca şifacının bütün kökleşmiş duygusal ve zihinsel kalıpları değişime uğrar… Duygusal/zihinsel arınma süreci her zaman kolay olmayabilir. Kişi, başkalarıyla mevcut ilişkilerini sona erdirebilir… Uyumlama süreci bugün, yeryüzünde gerçekleşen belki de en kutsal olaydır. O basit hareketlerin tamamlanmasından itibaren şifacı yaratılmış olur-aslında uyandırılmış olur demek daha isabetli. Reiki uyumlamasını alan her birey farklı şeyler tecrübe eder. Renkler görebilir, duyumlar hissedebilir, geçmiş hayatlarına dair resimler görebilir, ruh kılavuzlarıyla irtibat kurabilir ya da saadet ve sevinçle dolabilir.” [23]
Kişinin savunduğu fikriyatın artık eşi ve çevresi tarafından anlaşılamayacağı ve neticede dışlanabileceği, bu sebeple hakikat sırrına ulaşamamış bu insanlara karşı sessiz olması, gerçek fikriyatını onlara açmaması telkin edilir. Sonuç olarak uygulayıcı kendini gerçekleştirmiş ve Allah’ın seçkin kulları arasına girmiştir. Artık uyanmış, üstadının anlatacağı her şeye tam bir teslimiyet gösterecek duruma gelmiştir. Kendisine verilen sırları da kimseyle paylaşmamaya dikkat etmesi gerekir. Rehberlerin kendisine izin verdiği kadarını açmalıdır. Yoksa bedelini ödeyebilir.
Ezoterik yeni inanç ve yaşam stili zamanla kişinin eşi, ailesi ve çevresinin dışlamasıyla devam edebilir. Çok defa bu tür uygulamacıların ciddi aile problemleri yaşamaya başlaması ile karşılaştım. Zaten bazı uyanmış üstatların sohbet videolarında da bu mesele sık sık gündeme gelmektedir. “Eşim beni anlamıyor, onu boşamalı mıyım?” gibi soruların uyanmış üstatlara sorulduğunu, onların da “Şu esmayı okuyup yüzüne üfleyin.” gibi bazı tavsiyelerine, videolarında şahit olabilirsiniz.
Theta Healing üzerine yazdığım, “Bir şirk yolu olarak: Theta Healing” yazımın akabinde birçok kişiden destekleyici mesajlar aldım. Arayan veya mesaj atan okuyuculardan sekiz tanesi ciddi aile problemleri yaşadıkları, ayrılma aşamasına geldiklerini söylemişlerdi. Dinî hayatı kendilerine gaye edinmiş ailelerde dahi durumun “Seninle boşanırım ama Theta’yı bırakmam.” denilebilecek boyutlara ulaşabildiğini, iki evli beyefendi benimle paylaşmıştı.
Bu tür ezoterik uygulamalar sadece aile problemleriyle karşımıza çıkmıyor. Uygulayıcıların zaten kendi problemlerine çözüm bulma adına çıktıkları ve birer uygulayıcıya dönüştükleri bu yollarda, özellikle psikolojik problemi olan bazı danışanların, dinî inanışlarını yeni bir felsefi akımla şekillendirmeye ve çevrelerinden kopmaya başlamaları ile ciddi ruhsal problemler yaşamaları da söz konusu olmaya başlıyor. Nitekim benim eğitim aldığım hocanın bir öğrencisi ve daha sonra duyduğum intihar vakaları da bunun bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Hocam, intihar eden öğrencisi hakkında “Hiçbir problemi yoktu, ibadetleri konusunda çok dikkatli bir insandı. Neden intihar etti, anlamadık.” gibi yorumlar yapmıştı.
Kişisel gelişim kitaplarından devşirilmiş; Budizm, Hristiyanlık, Kabbala, Şamanizm, pagan ve materyalist düşünce ile harmanlamış, bizim kültür kodlarımıza ve dinî inanışlarımıza ters olan bu fikirler, safha safha uygulayıcı ve danışanlara aşılanıyor. Bir taraftan tasavvuftan devşirilmiş; hiçlik, hiç olma, insanlığa hizmet gibi kavramlar dillendirilirken diğer taraftan kendiniz olun, kendiniz için yaşayın, kendinizi sevin, kendinize değer verin, kendinizi gerçekleştirin, kendinizi aşın gibi telkinlerle, İslam’ın kültür kodlarımıza aşılamış olduğu yardımlaşma, diğerkâmlık, hasbilik, paylaşma, tevazu, kibirden ve benlikten uzak olma gibi güzel hasletler hayattan tasfiye ediliyor. Yerine kendini aşma sevdasına düşmüş, bencil ve egoist, başarıyı hedeflemiş ve her şeyi bundan ibaret gören, kaderi değiştirebilecek kadar sınırsız bir gücü olduğuna hatta seçilmiş bir kul ve kişi olduğuna inanan, sevgi pıtırcığı bir insan modeli çıkıyor. Ama insan aciz olunca ve kendine çizilen bu hedeflere varamayınca bu defa ciddi ruhsal problemler başlıyor.
Benim, gerek kendi eğitim aldığım çevrede gerekse takip ettiğim ve muhatap olduğum uygulayıcılarda gördüğüm, kendilerinden ders alınan bu güya uyanmış üstatlara karşı aynen bir kısım sapkın tarikatlarda olduğu gibi tam bir teslimiyet havasının hâkim olduğu idi.
İnternetteki videolarının yorumlar kısmında, bazı takipçi ve talebelerin, anlatılanlardan bir şey anlamadığını dile getirdiklerini sık sık görürüz. Buna karşı uyanmış üstadın “Hele benim seviyeme gelin, nefis mertebelerini bir geçin, size daha ne âlemler, ne sırlar açılacak!” gibi ifadelerle işi daha da sırlı hâle getirdiğine şahit oluyoruz. Aslında bu algı yönetiminde önemli bir taktiktir. Bilgi kapalı cümlelerle verilerek, “Sizin bilmediğiniz, benim bildiğim sırlar var, hele bu makama bir gelin bakalım.” gibi cümlelerle kendini hem daha bir üst makama konumlar hem de talebelerini meditasyon, zikir ve diğer ritüelleri yapma konusunda motive eder.
Müslüman coğrafya uygulamacılarının, kendilerine verilmiş manevi bir makam olarak zikrettikleri uyanış aşaması diğer yazarlar tarafından şöyle ele alınmaktadır:
Henkin:
“Gerçekte bütün psişik, şuurluluk ve mistik geleneklerde, kendi bireysel gücünüzü fark etmeye giden ilk adım, ‘uyanma’ sürecidir... Bir gün uyanınca, daha önceleri sizden gizlenmiş olan ya da kavrayamadığınız şeyleri, birdenbire görmeye ve anlamaya başlarsınız. Uyanmada ilk adım müşahadedir... Kendini müşahade süreci, şuuraltı diye bildiğimiz zihnin uyuyan bölümlerini harekete geçirir. Zihnin bu kısmı uyanınca, bireyde depolanmış ve hiç açılmamış müthiş bir kuvveti serbest hâle getirir.”[24]
Steine, uyanışın Reiki’nin kurucusu Usui için şöyle gerçekleştiğini anlatmaktadır:
“Yirmi bir çakıl taşını önüne koyar. Her günün sonunda bir tanesini fırlatır. Son günün sabahında, şafaktan evvel günün en karanlık saatinde Usui, bir ışık huzmesinin kendisine yöneldiğini görür. İlk tepkisi kaçmak olur ama sonra bir daha düşünür. Bu gelenin, meditasyonun cevabı ve sonucu olduğunu kabul eder ve ölümüne sebebiyet verecek olsa bile, onu karşılamaya karar verir. Işık onu üçüncü gözünden vurur ve bir süreliğine bilinç kaybına neden olur. Ardından ‘milyonlarca gökkuşağı renkli hava kabarcığı’ görür ve nihayet bir ekrana yansıtılmışçasına Reiki sembolleri belirir. Bu sembollerin her birine baktıkça, onlarla ilgili şifa enerjisinin nasıl harekete geçirileceğinin bilgisini özümser. Böylece ilk Reiki uyumlamasını alır. Eski şifa yöntemi ruhsal yollarla yeniden keşfedilmiştir… Budistlere göre tek ve gerçek şifa yöntemi ‘Aydınlanma Yolu'nun kendisidir.
Burada meditasyon yoluyla, içinde tanrıların ve şeytanların kol gezdiği engin dünyalar yaratılır. Bu varlıklar, kendi varlıklarının ötesindeki dünyada, öğrencinin rehberi olurlar. Reiki-2 uyumlamasıyla, diğer gerçekliklerle irtibat kurulur ve şifacı, bilgi ve yardım için başka dünyalarla iletişime geçmeyi öğrenir.”[25]
Allah (cc), kıyamete kadar baki kalacak kitabında, peygamberi aracılığıyla, son kez insanlığa hitap etmiştir. (Maide, 3) Son peygamber Hz. Muhammed’den (sav) sonra, vahiy kapısı kapanmıştır. Peki vahiy kapısı kapanmış ve Cebrail (as) vazifesini tamamlamışken, enerji uygulamacıları kime kanallık yapmakta, kim tarafından seçilerek olağan dışı özelliklere mazhar olmaktadırlar? Görüştükleri ruhsal rehberler kimdir? Yaşadıklarını iddia ettikleri ruhsal uyanış nedir? Steine’nin ifadesiyle “İçinde tanrıların ve şeytanların kol gezdiği engin dünyalar” neresidir?
Reenkarnasyon İnancı
Reenkarnasyon, ölen bir bedendeki ruhun, yeni doğan bir bedenle dünyaya geri döndüğü inancıdır. İlk izlerini Eski Mısır, Antik Yunan, Kelt, Maya ve İnka Uygarlıklarında görmekle beraber; Hinduizm, Jainizm, Sihizm, hatta Budizm’in yeniden doğma inancını da reenkarnasyon olarak görebiliriz. Anadolu Kızılbaşlığı’nda, Nusayrilerde, Dürzilerde, Yahudiliğin ezoterik yapısı olan Kabbala’da (gilgulim) ve belirgin ifadelerde bulunan (Ferideddin Attar, Bahram Elahi gibi) sufilerin bir kısmında, az olmakla birlikte tasavvufta da rastlanır. [26]
Ellerini kullanarak, bedendeki dengesi bozulmuş enerji sistemini düzeltme iddiasında bulunan enerji uygulayıcılarının birçoğunun kitaplarının, özellikle son kısmında reenkarnasyon konusuna değindiklerini görürüz. Yapılan işin ölüm sonrasıyla ne alakası vardır? Neden böyle bir inanca yönelme ihtiyacı duymaktadırlar?
Konuyu araştırdığım dönemlerde, her hafta doktor, avukat, mühendis gibi seçkin insanların üye olduğu köklü bir spiritüel dernekte sohbet yapan 80’li yaşlardaki uygulayıcı, bir video kaydında reenkarnasyon inancından hiçbir şekilde dönmeyeceğini söylemişti. Aslında çok da şaşılacak bir durum değildir bu. İleri seviye uygulayıcıların, özellikle bulundukları coğrafya ve dinî yapı içinde önemli olan, meşhur isimlerin ruhlarıyla görüştüklerine dair iddialarını manevi rehberlik konusunda işlemiştim. Mesela bizim coğrafyamızda Mevlana, İbn-i Sina, Lokman Hekim, Merkez Efendi, İbn-i Arabi ile görüşüldüğü düşünülmekte ve iddia edilmektedir.
Bu manevi, ruhsal rehberlerle görüşmelerinin neticesinde, bizdekilerden bazıları da dâhil olmak üzere çok sayıda şifa uygulayıcısı, reenkarnasyon fikrine inanmaktadır. Şifa uygulayıcıları, sadece ellerini kişi üzerinde tutarak şifalanmaya vesile oldukları gibi bir görüntü çizseler de her ne hikmetse İslam’ın yaratıcı, melek, ahiret, kader, peygamber, mucize, ibadet, zikir gibi konularında yeni ve dinin ruhuyla uyuşmayan, problemli düşünce yapıları ve söylemleri geliştirdiklerini görürüz. Görünüşte yapılan iş, sadece bir şifa çalışması gibi görünse de birçok şirk unsurları içeren inanış ve ritüeller, şifa uygulamaları yoluyla hayata dâhil edilmeye başlanmıştır. Böylece sadece dinde olmayan bidatler ile sünnetin tahrip edilmesi değil, İslam’ın altı inanç esası da yeni bir din anlayışı ile tahrip edilmektedir. Meleklere imanla ilgili problemleri bir önceki başlıkta incelemiştim. Reenkarnasyon iddiasında ise ahirete iman konusu tahrip edilmektedir. Zaten birçok başlıkta, Allah’a şirk koşulması örneklerini paylaşmaya devam ettiğimi görüyorsunuz. Kitaplara yani Kur’an’a iman konusundaki tahribatın ise enerji uygulamaları üzerinden değil, havas ilmi üzerinden yapıldığını nasipse ayrı bir kitap çalışması ile ortaya koyacağım.
Steine, bu hayatta Reiki alanların daha önceki yaşamlarında da Reiki aldığı için şimdi de aldığını, hastalıklara ruhsal âlemde mahsur kalmış ruhların sebep olduğunu, Reiki sembolü Sei-He-Ki kullanarak ruhun, asıl ait olduğu yere gönderilebileceğini söyler.
“Geleneksel öğretmenler der ki eğer şimdiki hayatınızda Reiki almışsanız bu, iddiaya göre önceki bedenlenmelerinizde de almış olduğunuzdandır.
Bir sonraki şifamızda onu son uygulamanın tüm hayatlarına geri götürdüm.
Bazen, ruhsal âlemin alt bölgelerinde (astral düzleminde) mahsur kalan ruhlar, insanların veya hayvanların bedenine girip hastalık olarak tezahür edebilirler. Bunlara ruhsal ilişikler denir. Şifacı, tecrübe kazandıkça onlarla karşılaşmaya başlayacaktır. Onları uzaklaştırma işlemi, evdeki varlığı serbest bırakmaya benzer. Ancak şu farkla ki sözünü ettiğimiz ruhlar, yanlış bir şey yaptıklarının farkındadırlar ve 'ev’lerine gitmeye korkuyor olabilirler. İlişiğe şöyle derim: 'Işığa git. Görevin bitti, artık evine dönebilirsin. Cezalandırılmayacaksın. Hoş karşılanacak ve şifa bulacaksın. Işığa git, Tanrı seni bekliyor.’ Bol bol Sei-He-Ki kullanın. Enerjinin serbest kaldığını hissedeceksiniz. Böyle bir şifa bazen uzun süreli bir sağlık sorununun ya da duygusal bir problemin çözümüne vesile olabilir.”[27]
Brennan, danışmanlıkları esnasında danışanlarının geçmiş hayatlarını görebildiğini, geçmiş hayatları ve duyu dışı elde edilen malzemeleri yorumlayabilmek amacıyla dokuz yıllık bir eğitim aldığını ifade ediyor.
“Washington DC’de danışmanlık yapıyordum ve geçmiş hayatlar denen şeyi görmeye başladım… Örneğin sudan korkan bir hastam, başka bir yaşamda boğulmuştu. Yardım da isteyememişti… Phoneix Pathwork Merkezi’nde, geçmiş hayat ve diğer duyular dışı algılamalarıyla elde edilen malzemeleri yorumlama üzerine dokuz yıl sürecek eğitimi almaya başladım.”[28]
Henkin, varlık diye nitelendirdiği ruhun ölümden sonra ne olduğunu tam olarak açıklayamadığı başka planlarda yaşamını sürdürdüğünü, bazı ruhların ise tecrübelerini paylaşmak için bedenli insanlarla iletişim kurduğunu, hatta bazı ruhların yarım kalan işlerini tamamlamak amacıyla bu dünyayı tam olarak terk edemediğini iddia eder.
“İnsan ölüp fiziksel formu dünyadaki devrini tamamladığında varlık, genelde astral plan dediğimiz, öteki planlarda yaşamını sürdürür. Varlık, her reenkarnasyonda yeni bedenlere girerek başka fiziksel şekillere bürünür ve fiziki hayatlarına devam eder... Dünyada şifacı olarak şu ya da bu şekilde çalışmış olan çok sayıda ruh, astral planla ilgili araştırmalara merak ve öğrenme isteği ile devam ediyor... Yeteneklerini uygulamak isteği veya karmik borçtan ötürü ya da sadece dostluk ve iyi niyetle bir ruh, bedenli insanlarla çalışmayı seçebilir... Şifacı, ruhun bilgi ve uzmanlığından yararlanırken, fiziksel plandaki bedenli varlık kadar kuvvetli ve etkin olmayan bedensiz ruh da başkasının mevcut bedeni aracılığıyla çalışarak büyük etkide bulunur... Bazı ruhlar, bedenleri öldükten sonra, hoşlandıkları ya da canlılar arasında bitmemiş işleri olduğu veya hangi plana ait olduklarını karıştırdıkları için fiziki planı terk etmeye isteksizdirler… Her varlık çeşitli bedenler içinde enkarne olur… İnsanlara kur yapıp onları etkilemenin öteki yolu, geçmiş yaşamlarında günahkâr ya da tehlikeli olduklarını söyleyip bugünkü hareketlerinden sorumlu olmadığını anlatmaktır… Yakın arkadaşlarınız ve ilişkileriniz hemen hemen daima eski arkadaşlardır… Çok sayıda insanın, çok sayıda geçmiş yaşamları olmuştur.”[29]
Buna benzer bir yaklaşım tarzını daha önce bahsettiğim, her hafta toplanıp Yüce Plan Notlarını okuyan grubun videolarında da görmüştüm. Haftalık dernek sohbetlerini yapan uygulayıcı, cin kavramı yerine bedeni terk etmemiş eski bir ruh olmasından bahseder. Bunlar ölümden sonra bedeni terk edememiş ve yeni yerlerine gidememiş olan ruhlardır. Uygulayıcı, Hollanda’da kayda aldığı eski bir videoda, danışanını hipnoz yoluyla transa aldıktan sonra ondaki bu ruhla konuştuğunu anlatmakta ve video kaydını yayınlamaktadır. Danışandaki ruh, eski bir itfaiyeciye ait olduğunu ve bir yangın sırasında yanarak öldüğünü söylemektedir. Uygulayıcı, ruha; danışanın acı çektiğini, artık bu bedeni terk etmesi ve ışığa gitmesi gerektiğini söylemektedir. Bir müddet sonra ruh bedeni terk ederek ışığa gitti. Uygulayıcı, daha sonra yaptıkları araştırmada bu isimde bir itfaiyecinin yaşamış olduğunu ve gerçekten de bir yangın sırasında yanarak öldüğünü anlatmaktadır. Uygulayıcı bu ve benzeri tecrübelerinden ötürü hiç kimsenin kendisini reenkarnasyon inancından vazgeçiremeyeceğini söylemektedir.
İnsanın bu dünyaya kaç defa geldiği inancı konusunda şu iki uygulayıcının paylaşımları bize bir fikir verebilir.
“Dünyadaki ortalama bir ruh, yaklaşık 2 bin yaşam yaşadı. Yaşlı ruhlar 2500 ve hatta 3000 ömür yaşamıştır.”
“Bu simülasyon sonlandığında bilincini, boyut frekans bant hızına yükselttiğinde, ait olduğun boyuta aktarılıp o boyutun yaşam koşullarına uygun beden ile muazzam bir hayata kavuşacaksın. Tekamülün bulunduğun boyutta da devam edecek. 26 bin yıllık döngüler ile.”
Tabii burada ister istemez herkesin aklına şu soru gelmektedir: İnsanın bu kadar defa tekrar hayata geldiği kim tarafından, nasıl sayılmıştır? Reenkarnasyon inancıyla meditasyon inancı arasında da bir ilişki vardır. Meditasyon yaparak, bu dünyanın acılarından kurtulamadığı sürece insan, bedenlenerek bu dünyaya gelmeye ve acılar çekmeye devam edecektir. Ama ne zaman ki meditasyonla aydınlanarak Nirvana’ya yani hiçlik boyutuna ulaşabilirse o zaman bedenlenerek bu dünyaya gelmekten kurtulacağı ve böylece acılarından kurtularak bir üst boyuta geçeceği düşüncesine inanılmaktadır. Ahmet Hulusi, bu tür iddiaların arkasında kişilerin beynine ve bilincine tesir eden bir cinnin -aslında benim tecrübelerime göre bir cinni şeytanın- varlığından bahsedilebileceğini söylemektedir.
Kişinin uyumasından yani “insanın bilincinin, beyin” ve dolayısıyla “beden” üzerindeki tasarrufunun kalkmasından sonra, o uyutulan kişinin frekansına en yakın yapıdaki “cin”, onunla iletişime geçmiştir...
Önce bu cin bir adaptör, bir radyo görevi gören o kişinin beynine sinyaller göndermeye başlamış ve beyindeki konuşma merkezine de etki ederek, o kişinin ağzından değişik bir şekilde orada bulunanlara hitap etmiştir...
Dinî yollar dışında, reenkarnasyona inananların ileri sürdükleri diğer ispat yolları şu dört noktayla belirlenmektedir:
a. Rüyalar
b. Déjà vu
c. Ekminezi (Ecminesis)
d. Doğrudan, eski hayatların hatırlanması
“... Ey cin topluluğu, gerçekten insanların çoğunluğunu hükmünüz altına aldınız (hakikatten uzaklaştırdınız)!...” (6 En’am: 128)
“Dünya’nın son devirleri yaklaştığında, cinler yeryüzünde görünmeye ve insanlarla çeşitli şekillerle temas kurmaya başlayacaklardır...”[30]
Cinni şeytanlar, yüzler hatta binlerle ifade edilen yaşlara kadar yaşamaktadırlar. Kendilerine verilen görevlere göre, birçok insana girip çıktıkları için, bedeninde yıllarca yaşadıkları insanlar hakkında çok detaylı bilgi sahibi olmaları tabii ki normal bir durumdur. Bir kısım insanlarda, önceki yaşamlarına dair inancın oluşmasını netice veren, vizyon ve tecrübelerin yaşanmasına sebep olabilmektedirler. Bu yolla şeytan, reenkarnasyon inancının güçlenerek ahiret inancının inkâr edilmesi amacını hedeflemektedir. Neticede ahiret yoksa o zaman hesap, cennet ve cehennem de yok demektir.
Reenkarnasyon meselesi, “Kur’an Yolu” tefsirinde şöyle irdelenmektedir:
“Sizler cansız iken size O hayat verdiği hâlde Allah’ı nasıl inkâr edebiliyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, sonra diriltecek, sonra O'na götürüleceksiniz.”[31]
Burada, insanlara “cansız nesneler” iken (lafzi anlamıyla “ölüler” iken) hayat verildiği, sonra yine öldürülüp tekrar diriltilecekleri bildirilmiştir. Baştaki “ölüler iken diriltilme” ifadesi bazı kimselerin aklına, ilk ölü olma hâlinden önce de bir hayatın bulunması gerektiği düşüncesini getirmiştir. Buradan da insanların defalarca ölüp başka bir bedende yeniden dünyaya geldikleri (reenkarnasyon, tenasüh) inancı ortaya çıkmıştır.
Bu inancı, Kur’an-ı Kerim ve hadislerden çıkartmak ve delillendirmek mümkün değildir. Çünkü bir başka ayette inkârcıların, “Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Şimdi günahımızı itiraf etmiş bulunuyoruz, bir çıkış yolu yok mu?”[32] diyecekleri bildirilmiştir. “Kur’an ayetleri birbirini açıklar.” kaidesinden hareket ederek, 28. ayeti ele alırsak bunu, “peş peşe defalarca ölüp her defasında bir başka bedende dünyaya gelme, dirilme” şeklinde anlamak tutarlı olmaz. Mü’min suresindeki meali verilen ayete göre: “Ölmek de iki keredir, dirilmek de iki keredir.” Bu ayetle konumuz olan ayeti aynı olayın iki ayrı yönden açıklanması olarak aldığımızda şu mana ortaya çıkar:
İnsanlar yaratılmadan, doğmadan önce yokturlar ve bu bakımdan ölü gibidirler. Önce bu ölülere, yani yok olanlara varlık ve hayat verilmiştir. Bu “birinci diriltme”dir. Sonra dünya hayatını tamamlayanlar, birinci ölümü tatmışlardır. Dünyadaki bütün insanların ve dünyanın ömürleri sona erip kıyamet kopunca yeryüzünde canlı kalmamıştır. Arkadan sura üflenmiş ve bütün insanlar yeniden diriltilmişler, ahiret hayatına başlamışlardır. Bu da “ikinci diriltme”dir. Özetleyecek olursak, insanlar yok iken var edilmişler, sonra dünyada bir kere ölmüşler, kıyametten sonra da ikinci defa hayata gelmişlerdir; iki ölüm ve iki dirilme bundan ibarettir.
Bu ayetin lafzından, “Yaşayan insan, iki kere ölmekte ve her iki ölümden sonra da birer kere diriltilmektedir.” şeklinde de bir anlam çıkarılabilir. Buna göre, yaşayan insan eceli gelince ölür, sonra kabirde diriltilir; ilk sorgudan sonra tekrar ölür ve kıyametten sonra tekrar diriltilir.[33] Yok iken yaratılma ve can vermeye “ölü iken diriltme” demek mecazi olduğu için gerçek manada iki kere ölme ve dirilme olayı da Mü’min suresindeki ayette açıklanmış olmaktadır.
Ölmek ve dirilmekle ilgili ayetler nasıl yorumlanırsa yorumlansın, ölmenin iki ve dirilmenin de iki kereden ibaret olması sonucu değişmez. Bu vakıa da reenkarnasyon inancına ters düşer, onun aslı olmadığını ortaya koyar.
Ayrıca birçok ayet ve hadisin açıkladığı; insanın yaratılma amacı, dünya hayatının sebebi ve hikmeti, ölümden sonra dirilerek dünyada hak edilene göre mükâfat veya ceza görmesi gerçeği, insan nefsinin terbiye edilerek, kâmil bir insanın, olgun nefsine sahip olabilmesi için gösterilen yollar ve çareler vb. konulardaki bilgiler, yeniden bedenlenme inancının İslam’a aykırı olduğunun kesin kanıtlarıdır.
Yeniden bedenlenmenin, akli ve ilmî bakımdan da hiçbir delili yoktur. Dünyada yaşayan 6 milyar insanın, daha önce gelip bir başka bedende yaşadıklarına dair bilgileri ve şuurları mevcut değildir. Bu gerçekler karşısında, bazı insanların hipnoz veya telkin altında, geçmişlerine aitmiş gibi bazı bilgiler vermelerinin başka açıklamaları olmalıdır. Nitekim kolektif şuur, rüya benzeri görüntüler, cinlerle temas, hafızanın oyunları gibi nazariyelerle bu tür açıklamalar yapılmaktadır.[34]
Aşağıda gelecek ayetler bize, dünya hayatının bir kerelik bir fırsat olduğunu, istesek de tekrar dünyaya döndürülemeyeceğimizi ifade etmektedir.
“Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: ‘Rabbim der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder. Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım.’ Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.”[35]
“De ki: Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz. Günahkârları bir görseydin! Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak şöyle derler: ’Ey Rabbimiz! Gördük ve işittik, şimdi bizi geri çevir de salih bir amel işleyelim çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz.’ Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidayetini verirdik!”[36]
“Onlar, orada şöyle feryat ederler: ‘Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yaptıklarımızdan başka salih bir amel yapalım.’ Onlara denilir ki: ‘Size düşünecek olanın düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size uyarıcı da gelmişti. O hâlde tadın bakalım azabı! Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur.”[37]
Reenkarnasyon inancının, ölçülebilir bir verisi yoktur. Reenkarnasyona yönelik subjektif bakış açısının oluşumunda etkili iki farklı unsurdan bahsedilebilir. Bunlar yöresel âdetler ve dinî bakış açısıdır. Görsel medya ve internet dünyayı büyük bir aile hâline getirmeden önce reenkarnasyon, sadece belirli coğrafyalarda türeyen bir fenomendi (Hindistan ve Çin). Buna karşı çıkanlar ise dinî direktiflere göre hareket edenlerdir. Bunlar ise Kitap Ehli olan dinler yani; İslam, Hristiyanlık ve Museviliktir.
Bu iki unsurun yansımasını Türkiye üzerinden örneklendirebiliriz. Türkiye’de zaman zaman medyaya yansıyan, önceki hayatını hatırlayan kişi veya çocuklara dair haberler ile karşılaşılmaktadır. Bu tür haberlerin medyaya yansımasının en önemli sebebi, önceki yaşama dair meşhur bir kişinin ruhuyla ilişkilendirme durumudur. Mesela, Mersin’de 10 yaşlarındaki bir çocuk, daha önceki yaşamında ünlü bir sanatçı olduğunu, şimdi ise Mersin’de tekrar dünyaya geldiği iddiasında bulunmuştu.
Her ne hikmetse, bu tür iddialar genelde hep aynı yöre ve çevresinde ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu yörede Nusayri azınlık yaşamaktadır. Nusayrilikte, reenkarnasyon inancı bulunmaktadır. Hâliyle burada, inançtan kaynaklanan yöresel iddialar söz konusu olmaktadır. Ülkenin diğer yörelerinde ise böylesi söylemler neredeyse hiç dile getirilmemektedir. Ama muhtemelen bu tür iddialar, önümüzdeki yıllarda, diğer yörelerde de ortaya çıkmaya başlayacaktır. Bunda ise enerji şifası uygulayıcılarının, bu yöndeki inanışlarının tesiri göz ardı edilmemelidir. Şimdilik bunun ilk emareleri, sosyal medyada gün yüzüne çıkmaya başlamıştır.
Reenkarnasyon konusunda yaşanan tecrübelerin sebebini “Şeytan-Enerji ve Şifa” başlıklı, 7. bölümde irdeleyeceğim.
Bioenerji eğitimlerimin bir döneminde, Mevlana (!) gibi manevi bir rehberle temas kurma ve 3. gözümün açılarak bedenin içini görme üzerine bir çabalama dönemim oldu. Bu amaçla biz öğrencilere, güya Mevlana tarafından verilen aylık zikirlerden daha önce bahsetmiştim.
21 gün sürecek olan, manevi rehberle temas kurma çalışmamı iki unsur oluşturuyordu. Oruç tutacak ve günün belli bir saatinde, aynı mekânda, gecenin ilerleyen belirli bir saatinde, bir saat boyunca, Ayet’el Kürsi’yi arka arkaya okuyacaktım. Hatırladığım kadarıyla programın 4. gününden itibaren ilk rüyayı görmüştüm. Rüyamın tabirine baktığım zaman; bolluk ve berekete kavuşacağım, önemli bir kişi olacağım, insanlara çok faydamın dokunacağı, Allah’ın rızasını kazanacak ameller işleyeceğim meyanında yorumlarla karşılaşmıştım. İlerleyen günlerde, içeriği farklı ama yorumu bu manaya gelen dokuz rüya daha gördüm.
Bu rüyalar bana hedefe yaklaştığım yönünde ümit veriyor ve motive ediyordu. Ama bir yandan da içimde, yaptığım işin doğru olup olmadığına dair bir kuşku vardı. Çıktığım bu yolculuğun nereye ulaşacağını bilmiyordum ve sonuçlarından da endişe etmiyor değildim. Bir yandan da bu konuda araştırmalarım devam ediyordu. Ama gerek Allah resulünün gerekse sahabenin hayatında bu şekilde bir temas kurma çalışması yoktu. Doğrusu, yaptığım şey tam da içime sinmiyordu. 13. günde programı sonlandırma kararı aldım. Çünkü bu yolculuğun nereye çıkacağını ve neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Normal bir insan olma dışında bir çabada bulunmayacaktım. Benim yarısından döndüğüm bu yolu, yeterli dinî (bilgi) birikime sahip olmamasına rağmen devam ettirenlerin durumundan bahsederek şeytanın nasıl bir tuzak kurduğunu anlatmak istiyorum.
Bizim coğrafyamızda, Mevlana, İbn-i Sina, İbn-i Arabi gibi manevi rehberlerle temas içinde olduğunu iddia edenlerin pek çoğu son derece iyi niyetli, samimi, dine saygılı, dinin birçok şartlarını yerine getirememekten üzüntülü, aynı zamanda yaşadığı bir kısım fiziksel veya ruhsal sağlık problemlerine çareler arayan ancak bütün bunlara karşılık, kapsamlı bir dinî bilgiden mahrum kişilerdir. Bunlardan bir kısmı, dine ait temel kaynaklardan ziyade; Mevlana’nın Mesnevi'si, İbn-i Arabi’nin Füsus’ul Hikem'i gibi, İslam mutasavvıf ve felsefecilerinin kitaplarını okumuşlardır. Bu okumalarının neticesi olarak; kalp gözlerinin açılması, seyr-i süluk yapabilme, Sidret’ül Münteha’ya ulaşabilme, veli olup kerametler gösterebilme gibi sevdalara düşerler. Benim de bir dönem tecrübe ettiğim gibi, bir kısım şifa uygulayıcıları da 3. gözünün açılması ile röntgen göze sahip olma, manevi rehberlerle temas kurma gibi amaçlarla zikir ve riyazete başlarlar.
Uygulanan bu programlar esnasında veya bazı şahıslar da böyle bir program takibi olmaksızın manevi rehberlerle temas kurduğunu sanır, oysaki temas kurduğu cinni şeytandır. Kişi yarı uyanık vaziyet diye nitelendirebileceğim trans hâlinde iken kendisiyle temas kuran cinni şeytan “Ben Mevlana’nın ruhuyum, ben … evliyayım, dedeyim, babayım” diye kendisini tanıtarak bağlantı kurar. Burada gerçekten bir görüntü olarak görünmesi durumu söz konusu olabilir ki aslında bu şeytanın kişinin beyninde oluşturduğu bir vizyondur.
Diğer bir temas yolu da kişi yazı yazarken, kalemin veya klavyenin kontrolsüzce kendi kendine yazmaya başlaması olabilmektedir. Bunun benzer bir örneğini ruh çağırma seanslarında da görmek mümkündür. Filmlere bile konu olan bu uygulamada, gelen ruh, masa üzerine dizilmiş harfler arasında gidip gelen bir fincan aracılığıyla, kendi kendine sorulan sorulara cevap vermektedir. Aslında ortada gelmiş bir ruh yoktur. Gelen yine cinni bir şeytandır.
Daha sonra ise şeytanın sağdan yaklaşması diye tanımlayabileceğimiz, iyi taraftan yaklaşma dönemi başlar. Kişiye, özellikle rüyalar yoluyla veya bazen görünür suretiyle bizzat konuşarak, zamanın şartları dolayısıyla bir müceddit gelemeyeceğini, bu sebeple insanların artık sadece bu kanallarla uyarılacağını onlara anlatıp onları bazı şeyler yapmaya sevk eder. Namaz kılmalarını, sadaka vermelerini, Ramazan’da oruç tutmalarını, iyilik yapmalarını, kötülüklerden kaçınmalarını, başkalarını kendilerinden fazla düşünmelerini telkin ederek ve insani duygularını harekete geçirerek kendisine bağlar... Bu birinci aşamadır!
Bir sonraki aşamada ise şeytan maharetini ortaya koymaya başlar. Ancak dinini çok iyi bilen insanların tespit edebileceği birtakım inanç bozukluklarını kişiye empoze etmeye başlar. Ben eğitim aldığım uygulayıcının yanına gittiğim dönemde, fıkhi konuların dahi rehbere sorulduğuna şahit olmuştum. Oysa İslam âlimleri, bilginin kaynağı olarak Kur’an, sünnet, icma (İslam âlimlerinin bir konuda görüş birliğinde olması) ve kıyası (bir konuyu benzer bir konu ile karşılaştırarak sonuca ulaşma) sayarlar. Dinî uygulamalar konusunda, rüyalara ve manevi âlemlerden alındığı düşünülen bilgilere itibar edilmez.
Şeytan, özellikle çok tartışmalı konular olan ve bir Müslüman için gerekli olmayan vahdet-i vücut gibi veya sapkın bir inanış olarak değerlendirebileceğimiz reenkarnasyon ve hatta dalalet olarak nitelendirilebilecek birçok felsefi hususta telkin ve yönlendirmelerde bulunur. Her ne kadar siz bu durumdaki kişileri uyarmak isteseniz de onlar kendilerine sırların açıldığı inancı içerisinde, her türlü dış anlatıma karşı kendilerini, size kapattıklarını görürsünüz.
“Ben Mevlana Celaleddin Rumî’yim!.. Ey bahtiyar kişi, ey Allah yolunun yolcusu, seni selamlarım!..” gibi sözlerle başlayan bu yazışmalar, kişinin zamanın büyük velilerinden olduğu veya seçilmiş yüksek bir kişi olduğu inancını pekiştirecek şekilde içeriklerdir. Bu yazılar kişinin aklından geçen veya kendisine sorulmuş bir sorunun cevabı olabilir ki böylece rehbere olan inanç ve güven daha da güçlenir. Bu içeriklerde bazen anlamsız şiirler, dualar, enteresan fikirler veya kehanetler olabilir.
Kanallık yoluyla alınan bu bilgilerin, sohbet ortamlarında her hafta müzakere edildiği derneklerden daha önce bahsetmiştim. Bugün bu kişiler, sosyal medya vasıtasıyla daha hızlı ve geniş kitlelere ulaşmaktadırlar. Bir müddet sonra bu kişilerin etrafında topluluklar oluşmaya başlar. Şeytan burada da maharetini konuşturur. Etkileyici sözlerle, destek olduğu kişiye inanılmasını temin eder. Onlara rüyalarında görünür ve kanal olarak kullandığı o zatı över.
Benim eğitimlerine devam ettiğim eğitimci uygulayıcının kardeşinin elinde gördüğü manzarada bazen 7-8 kişilik bir heyetin görüntüsü olurdu. Güya Mevlana, talebeleri veya misafirleri ile beraber görünürdü.
Manevi ruhsal rehberlerle görüşme ve alınan mesajlar, ayrıca şifa uygulayıcısının hastalarla çalışmalarında elde ettiği sonuçlar, kişinin yavaş yavaş seçilmişlik hissini kuvvetlendirmeye başlar. Artık o, İmam-ı Azam gibi büyük İslam bilginleri, tarihte çalışmaları ile şöhret bulmuş İbn-i Sina gibi hekimler, İbn-i Arabi ve Mevlana gibi mutasavvıflarla hatta peygamberlerle (Tabii bu görünen gerçekten bir peygamberin ruhu mu? Kişi, sadece öyle olduğunu sanır.) görüşen ve onlardan ders gören, tavsiyeler alan önemli bir insandır. Bu sebeplerle güçlenen öz güven, bir süre sonra kibre sebep olur. Artık kendisine verilen hiçbir uyarının değeri yoktur. Neticede o, seçilmiş özel bir kuldur ve büyük dönüşümler başlatacak, insanlığa büyük hizmetler sunacak bir öncüdür.
Manevi rehber tecrübesini yaşayanlardan birisi de Kadıyan Muhammed’dir. Kötürümleri dahi bir dokunuşuyla iyi etmesi ile şöhret bulan, önce velayetini daha sonrada nübüvvetini yani peygamberliğini ilan eden Kadıyan Muhammed’in rehberle görüşmesini, Ahmet Hulusi kitabında şöyle anlatıyor:
“İşte o, bugünlerden birinde aniden gizliden bir ses işitir. Bu sesi sadece o duyabilmektedir... Kendisinden başkası o sırada yanında olsa bile, bu sesi duyamamaktadır.
İşte bu ses, babasının o gün akşam ezanından sonra öleceğini bildirir...
Ahmed Kadıyani bunu işitince çok korkar ve çok üzülür.
Bu üzüntü ve korku sırasında ses tekrar gelir:
'Allah kuluna yetmez mi?..’
...
Ahmed Kadıyani hikâyesini anlatmaya şöyle devam etmektedir:
'O sesi, ondan sonra çok duydum. O ses bana pek çok şey öğretti!.. O ses beni, Dünya’ya tanıttı, meşhur etti! Fakir ve ihtiyaç sahibiyken, beni hayra harcamak üzere servete boğdu!..’
Ahmed Kadıyani’nin bazı özelliklerinden bahsettikten sonra, cinlerden birisinin onu kendisine nasıl bağladığını; bazı yanlış inançlara yönelttiğini ve bunları ona, sanki hakikatmiş gibi gösterdiğini, bizzat Ahmed Kadıyani ’nin kendi ağzından nakletmeye çalışacağız:
Kadıyani’nin kulağına gelen ses hakkındaki görüşleri şöyledir:
'Kulağıma değen sözlerin rahmani olduğundan asla şüphe etmiyorum. Çünkü şeytan benimle alay etse, içimdeki fenalıklar dile gelse mutlaka fark ederdim.
Bazen o sözleri uzaktan işitiyordum, bazen de o sözler bizzat benim ağzımdan çıkıyor fakat söyleyen ben olmuyordum.
O kadar ki bazen hiç bilmediğim lisanlarda bile konuşuyordum.
Alelade bir ruhun veya ruhların bana hulul ettiğine (içime girdiğine) inanmıyorum.
Bu iş pek başka bir iş! Fakat ne suretle başka? Başkalığını seziyorum ya!.. Bu kadarı bana ve bana bağlı olanlara yeterli!’
Evet, şimdi de cinin sonunda iğfal ederek saptırdığı Ahmed Kadıyani’nin yaptığı işi görelim:
Sonunda bir gün ortaya çıkıyor ve şöyle diyor:
La ilahe illallah, Muhammed Resulullah! Ben peygamberlerin en sonu ve en büyüğü olan Muhammed’in (sav) kalbini dolduran şevk ile Mesih ibni Meryem’im...”
Biz bu hazin hikâyenin bir kısmı ile örtüşen anlatımları daha önce örneklerini paylaştığım Brennan, Eden, Dr. Pearl ve bir kısım yerli uygulayıcıların anlatımlarında da görmüştük. Onlar da aynen Kadıyan Muhammed gibi manevi ruhsal rehberler vasıtasıyla kanal oldukları kutsal ve yüce kaynaktan aldıkları bilgilerle insanlığa, büyük hizmetler (!) sunduklarını düşünerek seçilmişlik hissi yaşamışlardı.
Peki bu insanlara kaynaklık eden asıl güç nedir? Neden yardımcı olmaktadır? Neden bu insanları seçmiştir? Neden her bir şifa uygulayıcısına farklı isimlerle görünmekte ve yardımcı olmaktadır?
Şifa uygulayıcısı ilahi rızayı hedeflemeksizin; 3. gözünün açılması, manevi ruhsal rehber elde etme, şifa bilgileri elde etme gibi dünyalık gayelerle yaptığı riyazetler, çektiği zikirler, batıl meditasyon ve ritüellerin neticesi olarak, şirk ve dalalette çok ileri gittiği için artık şeytanın özel yardımına ve tesirine mazhar olur. Ama o, bunun farkında değildir. Şeytan kişiye rüyalar göstermekte, vizyonlar açmakta, kalplerden geçenleri bildirmekte, dingin duygular vermektedir. O ise üçüncü gözünün açıldığı, velilik makamlarına çıktığı, nefsin derecelerini tırmandığı zannına kapılmaktadır. Şeytan bu kişinin aklını yönetir. Ona yazılar yazdırabilir. Konuşmalarında etkili, edebî, gizemli cümleler kurdurabilir. Kişi bir müddet sonra bu seçilmişlik hissiyle Allah’ın, Tanrı’nın veya Yaratıcı’nın, kendisini şifaya kanal kıldığını zannetmeye başlar. Söz ve yazılarıyla toplumda bidat ve şirk uygulamalarının yayılmasına aracılık eder. Böylece uygulayıcı iyi bir niyetle çıktığı yolun sonunda şeytanın tuzağına düşer. Şeytanın kendisine bunu yapabilmesinin yolunu, batıl uygulamalarıyla kişi kendisi açmıştır. Yoksa şeytan öyle rastgele herkese bu şekilde hâller yaşatamaz.
Şeytanın, Allah'ın huzurundan kovulmasına neden olan olay, insanın yaratılışı sürecinde, Allah’ın emrine karşı gelerek insana secde etmemesidir. Bu kovuluşu şeytanın, insanın zarar görmesi ve kendisi gibi olması için her şeyi yapmaya kendini adamasına sebep olmuştur.
“Bak hele! Benden şerefli ve üstün kıldığın bu mu? Eğer bana kıyamet gününe kadar mühlet verirsen, yemin olsun ki pek azı hariç, onun bütün zürriyetini hâkimiyetim altına alacağım.” Allah (cc) şöyle buyurdu: “Haydi defol! Artık onlardan kim sana uyarsa, hepinizin cezası elbette yaptıklarınızın tam karşılığı olmak üzere cehennemdir. Onlardan gücünün yettiği kimseleri, o kandırıcı sesinle yerinden oynat, baştan çıkar; süvari ve yaya birliklerini toplayıp üzerlerine yürü; mallarına ve çocuklarına ortak ol ve onlara bol bol vaatlerde bulun. Gerçek şu ki şeytanın onlara verdiği sözler aldatmacadan başka bir şey değildir.”[38]
Şeytan, insanların mallarına ve çocuklarına ortak olur. Bu ortaklık sonucu malları bereketsizleştirip evlatların karakterini bozar. Şeytanın insanların mallarına ve evlatlarına ortak olması nedir? Şeytanın mallara ortak olması; malın zekâtının verilmemesi, faizle büyütülmeye çalışılması, zulüm ve hile ile ele geçirilmiş olması, haram malların ticaretinin yapılması, borcun ödenmemesi vb. ile olmaktadır. Bu mal artık sahibi için bir dert kaynağı hâline gelir. Ondan; huzur, bereket ve sağlık elde edilmez.
Aynı şekilde; şeytan, besmelesiz veya nikâhsız bir ilişki ile anne rahmine düşmüş, dünyaya gelmesi için şirk ameller yapılmış, kursağında haram olan çocuğa da ortak olmaktadır. Anne ve babanın fal bakmak, medyumluk yapmak, muska yazmak, batıl şifa uygulamaları yapmak, bakım yapmak, yıldızname açmak gibi İslam’da yeri bulunmayan ve şirk olan uygulamalar yoluyla elde ettikleri kazançları varsa şeytan, bu kişilerin çocuklarında özel bir hisse almaktadır. Bu çocuklar, 6. hislerinin güçlü olduğunu, olayları önceden sezebildiğini, fallarının tuttuğunu, şifa konusunda tesirli olduklarını düşünmektedirler. Bu hâllerini, yaratıcının kendilerini ve ailelerini seçtiği şeklinde yorumlamaktadırlar.
Çocukluklarından itibaren rüyaları gösteren, vizyonlar açan, görüntü olarak gelip rehberlik yapan, kanal oldukları hissini vererek kulaklarına fısıldayan, (usanmaksızın, defalarca ve sinsice kalplere; küfür ve kötülük tohumları atan, şüphe duyguları eken, kuruntular fısıldayan, yalan yanlış telkinlerde bulunan ve bunu sürekli yapan)[39] yazılar yazdıran aslında şeytanın kendisidir. Bu çocuklar fal, büyü, astroloji, şifacılık gibi ezoterik konulara ilgi duymaktadırlar. Şeytan aldığı hisse ile bu tür uğraşları konusunda onlara yardımcı olmaktadır. Bu kişiler, sıra dışı ve olağanüstü hâlleriyle itibar kazanmaktadırlar. Böylece toplumda, spiritüel konulara ilginin artmasına kapı açılmakta, neticede Allah’ın haram kıldığı ve yasakladığı birçok şirk uygulama ve batıl inanış yayılmaktadır.
Kur’an, şeytanın biz insanlara karşı olan bu düşmanlığı konusunda bizi birçok ayette uyarır. “Doğrusu şeytan size düşmandır, siz de onu düşman belleyin. O, kendi taraftarlarını cehennemin yoldaşları olsunlar diye Allah’a isyana çağırır.”[40]
İnsanın apaçık bir düşmanı olan şeytan, vesveseleri ile insana korku, boş kuruntu ve endişe verir. Yalan ve aldatmaları ile dünyayı cazip gösterip aldatır. Gaflet içinde yaşamasını, Rabbine kulluktan uzak kalmasını temin etmeye uğraşır.
“Gerçek şu ki şeytanın onlara verdiği sözler aldatmacadan başka bir şey değildir.” derken kastedilen nedir? Şeytan insana ne tür aldatıcı sözler vermektedir?
Ayette, “Şeytanlar kendi (evliyasına) dost ve destekçilerine, sizinle mücadele etmeleri için elbette ki ilham (vahiy) gönderirler.”[41] buyurulmaktadır. Burada ilham etme anlamında “yuhune” yani vahyeder kelimesi kullanılmıştır. Vahiy, Allah’ın mesajlarını peygamberlere melek Cebrail aracılığı ile iletmesi hadisesidir. Ancak vahyeden sadece Allah değildir. Şeytan da aldanmaya müsait ve nefsinin isteklerine köle olan kimselere ilhamlarda bulunur, insanlar arasında şirkin ve fesadın yayılması için talimatlar verir, yönlendirmeler yapar. Bu tabir bizzat Kur’an tarafından kullanılmaktadır. İşte buna şeytanın vahyi denilir. Allah'ın vahyine değil de şeytani öğretilerine kulak verenlere, Allah'ın dostu denmez, şeytanın dostu (evliyası) denir.
Şeytanın ilhamının özellikleri, Allah'ın ilhamından oldukça farklıdır. Allah'ın ilhamı, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarır, şeytanın ilhamı ise insanı cehennemin derinliklerine ve küfrün karanlıklarına çeker. Onun ilhamı belli bir zaman diliminde bitmez. Herkese, her an vahyi göndermeye devam eder ve onun aldatmacası kıyamete kadar sürmeye devam edecektir.
Ayette tekil olarak şeytandan değil, çoğul olarak “şeyatin” yani şeytanlardan bahsedilmektedir. Burada şeytanların bir örgüt gibi organize çalıştıklarına dikkat çekildiği gibi, şeytanın vahyettiği kimseyi dost edinip kendisi gibi şeytanlaştırdığına da vurgu yapılmaktadır.
“İşte biz her peygamberin karşısında insan ve cin şeytanlarından oluşan bir düşman şebeke var etmişizdir. Bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldayıp dururlar. Şayet Rabbin dileseydi böyle yapamazlardı. Bu bakımdan onları, uydurdukları yalanlarla baş başa bırak!”[42]
Bu ayetten anladığımıza göre şeytanlar, insan ve cinlerden olmak üzere ikiye ayrılırlar. İnsanlardan şeytan olanlar; yaratılışlarında şeytan olarak yaratılanlar değil, şeytanın fısıltılarına kulak verip hayatlarına tatbik ederek şeytanlaşmış olanlardır. Şeytanlar hem birbirlerine hem de müminlere en yaldızlı ve etkileyici sözleri sunarlar. Böylelikle hakkı batıl, batılı da hak gösterirler. Şeytanların cin tayfasından olanları yani görünmeyenleri, insanlara tesir ederek haramlara teşvik eder; kin, şehvet, hırs, kıskançlık vs. ile tahrik ederek kişiyi doğru yoldan çıkarmaya çalışırlar.
İnsan cinsinden olan şeytanlar ise cazibeli yalanlar, etkileyici sözler, faydasız masallar, karmaşık düşünceler ile diğer insanları etkilerler. Böylece yeryüzünde fitne çıkararak insanları, Allah’ın saf ve berrak vahiy kaynağından uzak tutarlar.
Şeytan, kendisi müdahale edemediği yerde dostlarını, yani karakterleri ile şeytanlaşmış insanları devreye sokar, onlara vahiyler indirir ve yönlendirmelerde bulunur. Allah, şeytanın ancak kendi dostlarını ve şirk koşanları kandırabileceğini yani etkileyebileceğini bize ayette bildirir. “Gerçekte onun iman edenler ve yalnızca Rablerine güvenip dayananlar üzerinde zorlayıcı bir gücü yoktur. Şeytanın zorlayıcı gücü, ancak onu dost edinenlerin ve onu Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.”[43]
Şeytanın vahiyleri kendisini özellikle de din sahasında gösterir. Bütün soygunlar, yalanlar ve zulümler, din istismar edilerek çok kolay bir şekilde meşru hâle getirilebilir. Şeytan bunun farkında olduğundan, aldatmak istediği insanlara dinî kavramlar ve dinî kişilikle gelir.
İnsanları, Allah'ın dininden alıkoymaya çalışan, hakkı batıl diye gösteren, derin fikir babası ve ilham kaynağı olan şeytan; insanlığın yaratıldığı günden beri, bir kısım insanlar üzerinden ürettirdiği fikir ve kitaplar ile bu ifsadını adım adım gerçekleştirebilmektedir. Bunların bir kısmının hak suretinde bize geleceğini Yezid b. Umeyr’in şu anlatımı göstermektedir:
Bir gün Muaz b. Cebel (ra), kendisini dinlemekte olan, benim de aralarında bulunduğum cemaate şunları söylemişti:
“Önünüzde öyle fitneler var ki o gün mal çoğalır, Kur’an’ın sırrı saçılır. Mümin-münafık, erkek-kadın, büyük-küçük, hür-köle herkes Kur’an’dan bir şeyler alır. Ondan sonra da adam şöyle demeye başlar:
‘Ne oluyor bu insanlara ki Kur’an okuyup bildiğim hâlde bana tabi olmuyorlar? Herhâlde yeni şeyler icat etmedikçe onlar bana tabi olmayacaklar. Öyleyse bunların karşısına Kur’an’dan başka bir şeylerle çıkmalıyım!’
Dikkat edin! Her türlü bidatten kaçının! Zira her bir bidat dalalettir. Sizi, filozofların saptırmasından sakındırırım. Çünkü şeytan, sapıklığa ait sözleri filozofların ağzıyla söyler. Bazen de bir münafık hakkı konuşabilir…”
Muaz b. Cebel bu sözleri üzerine: “Nasıl olur da bilgin ve filozof, sapık sözler söyler ve münafık hakkı konuşur?” diye sordum. Şöyle cevap verdi:
“Evet, acaba ne demek istedi? dediğin zaman en meşhur filozof ve bilginlerin sözünden dahi kaçın ve hakkı söylediğinde onu hemen al. Hakkın üstünde daima parlayan bir nur vardır…”[44]
Son dönemde, özellikle şifa akımları üzerinden insanlara aşılanmaya başlayan şirk ve bidat dolu bu düşünce yapıları, şeytanın çok profesyonel bir çalışmasıdır. Denize düşen yılana sarılır. Çaresiz hastalıklara ve manevi boşluktan kaynaklanan dertlere düşmüş günümüz insanı, bu batıl yollara çok rahat yönelebilmektedir.
Şifa çalışmaları ve kaynakları içinde çokça şirk ve hurafe barındırmasına rağmen, İslami kelime ve kavramlar kullandıkları için içlerindeki uydurmalar fark edilmez olmuştur. İslam âlemi hiçbir zaman günümüzde olduğu kadar hurafenin, şirkin içine batmamıştı.
Diğer bir konu Dr. Pearl, Stibal ve Eden gibi bazı şifa uygulayıcılarında çocukluktan itibaren görülen, olayları önceden bilebilme gibi hâllerle kendisini ortaya koyan, 6. hissin kuvvetli olması olarak nitelendirilen durumdur. Bu kişilerin aile geçmişlerinde psikolojik hasta hikâyeleri ve fal, büyü, medyum, muska, şifacılık gibi sahalarla uğraşanlar var mı incelenmelidir. Genellikle aile geçmişinde bu şekilde bir hikâye ve uğraşı olanlarda bu özellikler daha fazla karşımıza çıkmaktadır. Bunun sebebi, bu türden şirk uygulamalarının olduğu ailelerde şeytan, Nisa 64. ayette zikredildiği üzere çocuğa ortaklık ile bu kişi ve soylarına tesir etmektedir. Gerçekleşen rüyalar, dokunuşu ile şifaya vesile olma, hislerinin gerçekleşmesi, önceden bilebilme gibi özel ve farklı yönleri, kişinin kendisinin dikkatini çekmektedir. Hâliyle bu kişilerde, ezoterik konulara ve şifa uygulamalarına merak duygusu oluşmaktadır. Arkasından bu yeteneğini geliştirmeye yönelik yapılan batıl ve şirk uygulamalar ile şeytanın gücü artmakta ve neticede kişinin yeteneklerinin geliştiği görülmektedir. O da bu hâlini seçilmişliği ve özel kişi olması ile yorumlamaktadır.
[1] YouTube’un Şifa Dağıtan Videoları: Bir Sözdebilim Olarak Bioenerji’nin Retoriği
[2] Brennan, B. A. Işığın Elleri. İstanbul: Meta. s. 25.
[3] Henkin, A. W.-B. (1995). Ruhsal Şifacı Olmak. İstanbul: Bilyay, s. 25.
[4] Eden, D. (2014). Enerji Tıbbı. İstanbul: Butik Yayıncılık, s. 359.
[5] Stibal, V. (2019). Theta Healing, Sıra Dışı Bir Enerji sistemine Giriş. İstanbul: Nemesis Kitap.
[6] Henkin, A. W.-B. (1995). Ruhsal Şifacı Olmak. İstanbul: Bilyay, s. 170.
[7] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 171.
[8] Brennan, B. A. Işığın Elleri. İstanbul: Meta. s. 26.
[9] Brennan, B. A. Işığın Elleri. İstanbul: Meta. s. 177.
[10] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 145.
[11] Buhari, Deavat, 54
[12] Brennan, B. A. Işığın Elleri. İstanbul: Meta. s. 33’ten itibaren derleme
[13] Henkin, A. W.-B. (1995). Ruhsal Şifacı Olmak. İstanbul: Bilyay, s. 67.
[14] Eden, D. (2014). Enerji Tıbbı. İstanbul: Butik Yayıncılık, s. 366.
[15] Pearl, D. (2011). Tekrar Bağlantı. İstanbul: Butik Yayıncılık, s. 34.
[16] Rad, 11
[17] Fatiha, 4
[18] Eden, D. (2014). Enerji Tıbbı. İstanbul: Butik Yayıncılık, s. 361.
[19] Stibal, V. (2019). Theta Healing, Sıra Dışı Bir Enerji sistemine Giriş. İstanbul: Nemesis Kitap.
[20] Pearl, D. (2011). Tekrar Bağlantı. İstanbul: Butik Yayıncılık, s. 54.
[21] Şuarâ, 26/80
[22] https://tr.wikipedia.org/wiki/Avatar
[23] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 82.
[24] Henkin, A. W.-B. (1995). Ruhsal Şifacı Olmak. İstanbul: Bilyay, s. 72.
[25] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 82.
[26] https://tr.wikipedia.org/wiki/Reenkarnasyon
[27] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 26.
[28] Brennan, B. A. Işığın Elleri. İstanbul: Meta. s. 34.
[29] Henkin, A. W.-B. (1995). Ruhsal Şifacı Olmak. İstanbul: Bilyay, s. 66.
[30] Hulusi, A. (2014). Ruh İnsan Cin. İstanbul: Kitsan, s. 144.
[31] Bakara, 2/28
[32] Mü’min, 40/11
[33] Ebü’l-Muîn en-Nesefî, Tebsıratü’l-edille, II, 764
[34] Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 95-97
[35] Müminun, 99-100
[36] Secde, 11-13
[37] Fatır, 37
[38] İsra, 62-64
[39] Nas, 4
[40] Fatır, 5-6
[41] En’am, 121
[42] En’am, 112
[43] Nahl, 99-100
[44] Hakim, Müstedrek 4/513
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.
Yorum yapmak için giriş yapın.