* Enerji şifası İslam’a uygun mu? * Bioenerji dinen caiz mi? * Reiki İslam’a uygun mu? * İslami Reiki diye bir şey var mı? * Enerji şifası şirk midir? * Şifacıdan yardım istemek doğru mu? * Çakra inancı İslam’da var mı? * Esmalar enerji çalışmasında kullanılabilir mi? * Enerji uygulamaları dinî kavramları nasıl kullanıyor? * Enerji şifacılığı mucize sayılır mı? * Bolluk ve bereket ritüelleri caiz mi? * Bolluk bereket Reikisi nedir? * Enerjiyle rızık artırılabilir mi? * Meditasyon ve mantra İslam’a uygun mu? * Yeni Çağ şifa akımları hangi inançlardan etkilenmiştir? * Enerji uygulamaları neden İslam’la ilişkilendiriliyor? * Müslümanlar enerji şifası uygulamalarına neden yöneliyor?

Bu Bölümün Konu Başlıkları

Dinî Söylemlerin Kullanılması

Şifanın Allah’tan Başkasına Verilmesi

Mucize Kavramının Kullanılması

Bolluk ve Bereket Uygulamaları

Dinî Söylemlerin Kullanılması

Avrupa’da Reform ve Rönesans ile başlayan, dinin ve kilisenin sorgulanması, İslam coğrafyasını da etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir. Özellikle dini temsil eden şahıs, kurum ve sosyal toplulukların zamanın ruhunu anlayamaması, bağnaz ve dışlayıcı söylemleri, dini siyasette araç olarak kullanmaları, maneviyattan uzak yaşam formlarının yaygınlaşmasına, anlam kaybı ve maneviyat açlığına yol açmıştır. Günümüz insanı dinden uzaklaştıkça manevi boşluklarını tatmin etmek için modern, kutsal rehberlere ihtiyaç duymaktadır. Yeni Çağ söylemlerinde enerji şifacılığı gibi şifa akımları, manevi boşlukları doldurmak ve problemleri giderebilmek için kişisel gelişim ve şifa dağıtma seanslarıyla pratik çözümler sunduklarını iddia etmektedirler. Modern hayatın kargaşası karşısında anlam arayan bireyleri, manevi yönden arındırmayı, böylece mutluluğa, bolluğa, berekete ve şifaya kavuşturmayı vadetmeleri nedeniyle yoğun talep görmektedirler.

Yeni Çağ maneviyatçılığı, pek çok din, felsefe ve gelenekten beslenmiş hibrit bir yapıya sahiptir. Batı ülkelerinden sentezlenerek, modern bir şekle büründürülen şifacılık uygulamaları, İslam dünyasında da yeni bir piyasa oluşturmaktadır. Batının gizemciliği ile Doğunun mistizmini harmanlayan “seç ve karıştır veya alakart tüketim dini” diyebileceğimiz bu şifa sistemleri, insanı merkeze alan, Tanrıyı evrendeki kozmik enerjinin kaynağı olarak değerlendiren ve sundukları kurtuluş reçeteleri ile içsel uyanışı sembolize eden mistik oluşumlar olmuşlardır. Her türlü inanca hitap etmekte ve mistik öğretilerle dinî kavramları sentezleyerek kişiye özgü yeni bir dinsel alan oluşturmaktadır.

Bu şifa akımları, ilkel putçu, pagan öğretileri, dinî mahiyette icra etmediklerini ifade etseler de Budizm, Taoizm, Şintozim, Şamanizm ve Hinduizm  gibi  tek veya çok tanrı inançlı veya tanrı inancı bulunmayan, Orta ve Uzak Asya dinî öğretilerinden derlenen söylem ve eylemlere sahiptirler. Bu hâlleriyle ortaya koydukları şifa teknikleri, kodlamaları, ticari ürünleri ve sembolleri ile dindar olmayan bireyler kadar, dindar bireylerin de dikkatini çekmektedirler. Bu durumdaki bireyler, bir taraftan dinin gerektirdiği ibadetleri sembolik olarak yerine getirirken diğer taraftan bu şifa akımlarının ritüllerine de ihtiyaç duyabilmektedir. Söz gelimi Müslüman bir kişi, daha fazla huzura erişeceği inancı ile namaz kıldığı odaya, şükür frekansı temalı bir tablo asarak, modern bir şifalanma ritüeline katılmakta veya meditasyon yapmakta hiçbir sakınca görmemektedir. Yani bireyler, zihinlerindeki inanç yapısını esnetebilmekte, kendi istek ve talepleri doğrultusunda dönüştürebilmektedir. Yaratıcı ve peygamberi kabul ettiğini ifade etmekle beraber, dine ait uygulamalarda, ibadet ve rükünlerde kendilerince yorumlar geliştirmekte, hatta bu konularda kendilerini muaf görmektedirler. Kendilerince, kişiye özgü din ortaya çıkarmaktadırlar.

Mevcut dinî yapıyı problemli gören ve eleştiren şifa uygulayıcıları “toplumun dini” ve “benim dinim” şeklinde bir ayrıma gidebilmekte, geleneksel dini katı ve baskıcı bulabilmekte, kendine özgü inanç sistemini, keskin sınırlara dayanmayan, esnek ve affedici görebilmektedirler. Enerji şifacılığı uygulamaları; Eski Hint dinleri, Uzak Doğu din ve mistik felsefelerinden karma bir şekilde modern söylemlerle, dinî hassasiyeti olmayan insanlara ve hitap ettiği kitlenin dinî kavramlarını kullanarak kendisini dindar olarak tanımlayan kişilere de hitap etmektedir.

İnternetle beraber sosyal medyanın yaygınlaşması neticesinde uygulayıcılar, etki alanlarını genişletmiş ve mesajlarını geniş kitlelere ulaştırma imkânı bulmuşlardır. Görünürde sadece bir şifa uygulayıcısı olmanın da ötesinde hiçbir dinî yetkinlikleri olmasa da din hakkında kendilerince özgün yorumlar yaptıkları görülmektedir. 

Toplumumuzda dinin ibadet boyutunda azalma olsa da insanımız inanç boyutunda ve kutsal olana saygı hususundaki duruşunu muhafaza etmektedir. Yeni Çağ şifa akımları, bu verileri de dikkate alarak, İslam toplumlarının her kesimine ürününü pazarlayabilmek için pratiklerini, İslam’ın renkleriyle boyamaktadır.

Dindar şifa uygulayıcıları, teknikleri meşrulaştırmak için bu tekniklerin, Hz. Peygamber tarafından da kullanıldığını, hadislerde ve Kur’an’da bu tekniklerle ilgili bilginin olduğunu idddia etmektedirler. Yine bu uygulayıcıların söylemlerinde, gerçek İslam’ın, asırlarca insanlardan gizlendiği, basmakalıp düşünce ve yorumların sürekli Müslümanlara dikte edildiği şeklinde ifadelerle, İslami geleneğin eleştirildiği görülmektedir. Bir uygulayıcının, kendisine gelebilecek eleştiriler için geliştirdiği “el âlem, terör örgütü” gibi ifadeler, iyi niyetle yapılabilecek eleştiriye dahi tahammüllerinin olmadığının bir göstergesidir.

Şifa akımlarının, inanan kesim arasında meşruiyet kazanması ve hızla yayılmasında bazı cemaatlerin sohbetçi hocalarının da tesiri olduğu görülmektedir. Katılımcılarının değer verdiği cemaat mensubu hocaların, gayrimüslim kişiler tarafından ortaya konan bu teknikleri meşrulaştırmak ve dine aitmiş gibi göstermek için bunların kendilerine, manevi âlemde öğretildiğini söyledikleri de görülmektedir. Mensubu oldukları cemaat liderlerinin, zamanın seçilmiş ve vazifeli şahısları olduğuna ve ulaştıkları velayet makamları sebebiyle, manevi âlemlerle içli dışlı oldukarına inanılan bu yapılar içinde bulunanlar için, şifacıların bu iddialarının, inandırıcılıktan çok da uzak olduğu düşünülemez elbette.

Dindar kimliğini ön plana çıkaran bir kısım uygulayıcıların ise şarlatanlık boyutuna varan sahtekarlıklârıyla karşılaşılmaktadır. Mesela kendisini, Profesör unvanı ile tanıtan, 20 yılda 3.565 seminerde, 7.200.000 kişiye eğitim verdiğini iddia eden uygulayıcı, web sayfasında kendini tanıtırken önce ailesinin dinî kökenlerine dikkati çekmektedir.

Bizim coğrafyamızda yapılan uygulamaların nasıl ki İslam’a mal edilmeye çalışıldığını görüyorsak,  bazı batılı uygulayıcıların da konunun dinî boyutundan bahsettiğini görüyoruz. Konunun dinselleştirilmesi çabasındaki en büyük etken, inanan insanların, dinlerinde haram olabilecek bir sahaya girme endişeleri olarak değerlendirilebilir.

Bizdeki uygulayıcılar konuyu ne kadar Hz. Peygamber ile ilişkilendiriyorsa, batıda yaşayan bazı uygulamacıların da enerji sistemlerinin kaynağını Hz. İsaya dayandırma gayretlerini görmek mümkündür. Böylece, sistem hakkında oluşabilecek ön yargı ve şüphelerin önü alınmaktadır. Örneğin Steine bu iddiasını şöyle işliyor:

“Usui, Budizm aracılığıyla bilgiye ulaşmaya çalışır. Hindistandaki Buda (Gautaina Siddhartha) ile tarihsel İsa'nın hayatı arasında çarpıcı benzerlikler vardır. Budist keşişler Usui'ye eski ruhsal şifa yönteminin kaybolduğunu ve ona ancak Budizm’in Aydınlanma Yolu ile ulaşmanın mümkün olabileceğini söylerler… Japonya'ya dönüşünde o artık Budist’tir ve bir Zen Manastırı’na yerleşmiştir.”[1]

“...İsa çarmıhtan kurtulmuş ve Hindistanda kutsal biri olarak saygın ve uzun bir hayat sürmüştür Meryem (Pakistanda Mariede), Mary Magdalen, İncile göre İsanın, içinden yedi şeytan çıkardığı kadın. Çin–Hindistan, Kaşgar'da ve Yuz Asaf/İsanın (Hindistan, Srinagarda) kabirleri bilinmekte ve bu yerler insanların akınına uğramaktadır. Bu yerler, kaynaklarda açıkça belirtilmektedir. İsa'nın çarmıha gerilişinden sonra, Keşmirdeki ikametgâhını tarif eden 21 belge zikredilmektedir.

…Reiki din olmamakla birlikte, tüm dinlerden daha eskidir ve Doğu felsefesiyle ilintilidir. Reiki öyle bir kültürden geliyor ki Batı'nın tüm metafizik teknikleri ve belki de ahlakının tamamı oradan alınmadır.

...Budist Mahayana ve Vajrayana öğretilerine vakıf olan İsa, yetişkin Budist ve Reiki şifacısı olarak Kudüs'e döndü. O aynı zamanda bir Bodhisattva'ydı.”[2]

Türkiyeye, 90lı yıllarda Sovyetler Birliğinin yıkılması ile birlikte, Orta Asya ülkelerinden çok sayıda bioenerji uygulayıcısı gelmeye başladı. Gerçi öncesinde de Türkiyede uygulayıcılar vardı ama o kadar yaygın bir uygulama sistemi değildi. Halk arasında bilinirliği ve uygulanması neredeyse yoktu.

2000li yıllarda, uygulamalar daha hızlı yaygınlaşma sürecine girdi. İlk dönem uygulayıcılar, çoğunlukla dindar bir hayat süren insanlar değildi. 90lı yıllarda, Türkiyede azınlıkta olan gayrimüslim nüfus ve dinî yaşantıya mesafeli kesimler arasında şifa akımlarının ilk kıpırdanışları başladı. Bu kişilerin, zaten İslam’ın hassas olduğu şirk konusunda, herhangi bir kaygıları yoktu. Bu sebeple mevcut uygulamalardaki birçok şirk ve bidat uygulama, bu kişiler tarafından rahatlıkla uygulanabiliyordu.

90larda, İstanbuldaki lüks otellerde, Türkiye sosyete ve elitinin düzenlediği katılımı yüksek fiyatlı Maharishi Mahesh Yoginin yaptığı, Transandantal Meditasyon (TM) hareketi başladı. O dönemde zaten dinî yaşantıyla problemi olan medyanın, magazin eklerinde bu etkinlikler özendirilerek haberleştiriliyordu. Mevcut katılımcıların çoğunluğunun, yurt dışı eğitim ve iş bağlantıları sebebiyle bu tür etkinliklere katılma fırsatları olmaktaydı. Eğitimler alındı ve kendi dar çevrelerinde uygulamalar başladı.

2000li yıllarda, siyasi yönetimin de etkisiyle, ekonomik gücün muhafazakâr kesime doğru yön değiştirmesi söz konusu oldu. Muhafazakâr kesimin, bu elit kesimlerle etkileşim süreçleri hızlandı. Neticede, dinî bir endişe taşımayan bu insanların elindeki şifa akımları hızlı bir şekilde muhafazakâr kesime transfer olmaya başladı. Uygulamalar, dindar kesimin elinde İbn-i Arabi ve Mevlana gibi İslam felsefeci ve mutasavvıflarının görüşleri ile harmanlanma ve izah edilme sürecine girdi.

Özellikle son 10 yıllık dilimde, muhafazakâr kesim arasında çığ gibi büyüyen bir yayılma süreci başladı. Hatta zamanla, meselenin dinî hüviyetinden bahsedilir oldu. Kendilerini, dindar kimlikleri ile nazara veren kişilerin bir kısmının, enerji şifacılığı yöntemlerini, inançlarına uygun olup olmadığına bakmaksızın, bir şifa yöntemi olarak benimsediklerini ve eğitimlerini aldıklarını görmekteyiz. Öyle ki bu uygulamaların, İslam dininin söylemleriyle aynı olduğuna inananlar ve inandıkları konulara, diğer insanları inandırmaya çalışan kimseler bulunmaktadır.

Enerji şifa uygulamalarının, dinî bir bir yönünün bulunup bulunmadığı konusunda uygulayıcıların ortak bir kararı yoktur. Özellikle dine karşı mesafesi olan bir kesime göre yapılan işin, dinle bir alakası yoktur.

“Bir başka deyişle bioenerji ve enerji çalışmaları nedir, ne değildir?”

Enerji çalışmaları; bir din veya din içerisindeki bir tarikat değildir. Enerji çalışmaları yapabilmek için dinimizden tavizler vermeye, dinimizin içine sokulmaya çalışılan yanlış değerlere inanmamıza gerek yoktur. Enerji çalışmalarının amacı, insanı anlamaktır. İnsanın, her şeyi anlama ve çözümleme şeklinde bir çaba içerisinde olması gereksiz, geçersiz ve yanlıştır. Enerji çalışmaları için tuhaf şekilleri kullanmaya veya anlamsız kelimelerin tekrarına gerek yoktur. Garip ritüellere, ayinlere gerek yoktur. Doğuştan özel yeteneklerimizin olması gerekmez. Doğal ve normal olmak dışında herhangi bir dine bağlı olmaya, kültüre, enstrümana, jargona veya performansa ihtiyacımız yoktur."

Bu şekilde, enerji şifacılığının dinî bir yönünün bulunmadığını ve ritüeller yapmaya gerek olmadığını söyleyen uygulayıcıya karşın, “İslami Reiki” yaptığını iddia eden uygulayıcının ise Budistlerin meditasyonlarını yapmayı ve mantralarını zikretmeyi tavsiye ettiğini görmekteyiz. Çünkü bugün meditasyon konusu, tamamen dinî hüviyetinden koparılarak, günlük yaşamda yapılabilecek herhangi bir yaşam biçimi gibi algılanmaya başlanmıştır.

“Çakraları açmak için ne yapmalı?”

1. Çakra Nasıl Açılır?

* Ayakta dik durarak birkaç dakika rahatlanır.

* Bağdaş kurulur.

* Baş ve işaret parmağı birleştirilerek dize kondurulur.

* Çakraya odaklanılır.

* Sessiz ve net “LAM” kelimesi tekrarlanır.

* Derin nefes alışverişi, sakinleşip huzurlu hissedilene kadar devam ettirilir.

Diğer çarkların açılması için de sırasıyla; “VAM”, “RAM”, “YAM”, “HAM”, “OM”, “NG” okunur.

Akabinde, tasavvuftaki 7 nefis mertebesini Budizm, Hinduizm gibi din ve öğretilerden devşirilmiş çakralar ile eşleştirmeye, bunların duygulara yansımasını uzun uzun izah etmeye başlamaktadır. Bunlar, bugün YouTubeda videolarını seyredebileceğiniz birçok uygulayıcı tarafından yapılmaktadır. Ciddi bir ilahiyat eğitimi almamış uygulayıcıların çoğu, “İslami Bioenerji”, “Nur Şifası”, “Esma Enerji” gibi isimler altında tasavvuf sohbetleri yaparak, modern şeyhlik postuna oturmakta olduklarını görmekteyiz. Enerji çalışmalarının, herhangi bir dinî yönünün bulunmadığından bahseden uygulayıcı şöyle devam eder:

Tasavvuf ehli Kuran-ı Kerim'in kılavuzluğunda nefsi, 7 mertebe (basamak) olarak tespit etmişlerdir. Aynı şekilde kişisel gelişimci Ken Keyes, sevgiyi sistemleştirerek, yüksek bilince doğru gelişimi ölçmek için 7 basamaklı bir ölçek yapmıştır. Hint felsefesinde bu mertebeler çakra olarak adlandırılmıştır. Üç farklı öğreti de aslında aynı şeyi anlatmakta ve insan bilincinin yükselirken katedeceği basamaklara ışık tutmaktadır. Bunlar sırasıyla şu şekilde isimlendirilmiştir:

Emmâre nefs                                 Güvenlik merkezi                               Kök çakra

Levvâme nefs                                 Duygu merkezi                                   Cinsel çakra

Mülhime Nefs                                Güç merkezi                                       Sosyal çakra

Mûtmainne Nefs                            Sevgi merkezi                                     Kalp çakrası

Râzıyye Nefs                                  Bolluk merkezi                                   Boğaz çakrası

Mardiyye Nefs                               Bilinçli farkındalık merkezi               Alın çakrası (3.göz) 

Kâmile Nefs                                   Kozmik bilinç                                     Taç çakra”

Bu şekilde mesele adım adım dinî kavramlarla örtüştürülmeye başlanmıştır. Enerji uygulamalarına, özellikle esma zikirleri, Kuran’daki şifa ayetleri, Felak ve Nas surelerinin okunması gibi dine ait unsurlar yoluyla İslami bir hava verilmeye çalışılmaktadır. Bazı uygulamacılar, uygulamalarının tamamını, dua ve Allah’ın isimleri ile (esma) yaptığı için insanlara, temiz enerji aktardığını söylemektedirler. Kirli enerji ile temiz enerjinin ayrımının neye göre yapıldığı, enerjinin bu şekilde temiz olduğuna dair referansların hangi dinî kaynaktan alındığı belli değildir. Bu iddiaların tamamı,  şahsi ve subjektif değerlendirmelerdir. 

Bioenerji uygulamalarının ayet, esma ve zikirler yoluyla uygulanmasına dair herhangi bir ayet veya hadis delil olarak getirilemeyeceği gibi, sadece uygulayıcının kendi tecrübesi olması, başka insanların bunları tecrübe edememesi ise meseleyi anlamsızlaştırmaktadır. Yalnızca kendisinin bilebildiği bir “sır” imajı ile uygulayıcı kendisine, seçilmişlik ve özel kazanımlar elde etmiş havası vererek, işi daha da gizemli ve sırlı bir havaya sokmaktadır. “Uyanış” gibi ifadeler kullanarak, kendilerine gayb âlemi açılmış hissi oluşturmaktadırlar. Oysa gaybın son haber vericisi peygamberimizdir.

Manevi uyanış sohbetlerinde, Kuran ve hadislerden ziyade; kişisel gelişim kitaplarından alınmış, Budizmin mistik öğretileri ve batının maddiyatçı kültürünün neticesi olan, egoyu şişiren, ben merkezli düşünceler anlatılmaktadır. Aralara serpiştirilen tasavvufi ifadelerle kendini gerçekleştirmiş, manevi uyanışını tamamlamış insan imajı sunulmaktadır. Anlatımlarında, İslam’ın paylaşımcı ahlak anlayışından ziyade kendi zevki için yaşama ön plana çıkmaktadır. Kapsamlı bir ilahiyat bilgisi ile konuşmuyorlar. İslam’ın namaz, zekât, haram ve helal gibi ameli meseleleri, günah, sünnet gibi kavramları yok. Bol bol tasavvufi ifadeler; marifet, bekabillah, fenafillah, mertebe, aşk, celal, cemal, esma, uyanış, ilahi, nefsin mertebeleri kavramları, kendisine sırlar açılmış insan imajıyla, takipçilere sunuluyor. Kuantum, kuark, kozmik, atom altı parçacıklar, foton, DNA, mRNA gibi kavramlarla ise anlatılanların, bilimsel temelleri varmış havası verilmektedir. Mesela bir uygulayıcının video kaydında seyrettiğim “şu iki esma ile mRNAnızı aktive edersiniz” ifadesi ne kadar da iddialı. Bu iki esmanın mRNAyı aktive ettiği nasıl anlaşılmıştır? Hangi bilimsel çalışma veya dinî referansla bu sonuca varıldığı ise tam bir muammadır. “Kendimi ifade edemiyorum.” diyen birine, “Bunun sebebi boğaz çakranın tıkanık olması yani raziye makamında tıkanıklığın olması sebep oluyor.” şeklinde verilen cevaplar ise işin cabasıdır. Bu anlam nasıl çıkarılmıştır? Bunun için herhangi bir kaynak var mıdır?

Konunun dinîleştirilmeye çalışıldığı esnada çok garip iddialarda bulunulmaktadır. Aktarılan bilgilerin, normal hayat için bir bilgi değeri de bulunmamaktadır. Bu vesile ile dinde olmayan ve dinî bir kaynakla da teyit edilemeyecek anlamsız bilgilerle yeni bidat ve hurafeler üretilmektedir. Mesela gelecek örnekte uygulayıcının boynu esnetme, ip atlama, esneme, iyileşme, yatağın etrafını daire içine alma, Fil suresi uygulaması, lavaboları tıkama, beynin nöronları üzerine tespitlerde bulunma hâllerini şaşkınlıkla okuyabilirsiniz:

“Boynu esnetmek empatiyi, vicdanı (anlayış/idrak, kavrama yetimizi) geliştirir. Namazların sonunda, önce sağ tarafa, sonra sol tarafa yüz çevirerek selam vermek; sağ ve sol omuzda yer alan enerjilere pozitif ve negatif yüke bir vurgudur. Rahmani bir dengedir.”

“İp atlamak, manyetik yamulmaları dengeleyerek hizalar. Belki bu bedensel çözülme, ilişkilerde çözülme, ekonomik çözülme, bağırsaklarda çözülme getirerek şifalanacak, tıkanmış ne kadar hadise varsa aynı şekilde bir iz, eş düşümü mutlaka olacaktır. Esnedikçe bir üst boyuta sıçrayabiliriz ve potansiyel olarak bizde açığa çıkmayı bekleyen esmaları aktifleştirebiliriz.”

“Gönül gözüyle bakıldığında olayların sebep sonuç zinciriyle devam ettiğini, kişinin şartlı refleks, koşullanma ile davranış geliştirdiğini anladığımız an devreye ‘ES-SETTÂR’ (kusurları örten), ‘El-GÂFFAR’ (affeden/tolere eden), ‘EN-NÛR’ (aydınlatan/idrak ettiren) girer. Nihayetinde bu tür bir mübarek yayın, negatifin üstüne set çekip, ilişkiyi felaha erdirip kurtuluş ve iyileşme sağlar.”

“Yatmadan evvel; yatak etrafını ile daire içine alıp uzandıktan sonra, gözleri yumarak, sol göğsün altına yoğunlaşıp 'Kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur.’ Rad suresi 28’i, Türkçe manasıyla kalben okuyarak ve düşünerek uyumaya çalışılması, uykuya dalış evresinde başka hiçbir şey düşünülmezse etkili olur. Bu sayede rahatsızlık veren, şuur sahamızı taciz eden, çöp düşünceler diyebileceğimiz bilgiler ekarte edilerek derin bir uykuya dalabiliriz.”

“Fil suresini her türlü hastalığın tedavisi için okuyabilirsiniz. Bu sure, bedeni aşağı çeken, belli bir bölgeyi istila etmiş karanlık enerjiyi söküp atabilecek güçtedir. Cerrahi bir müdahale gibi veya doktorun elindeki neşter ile tümörün kökünü kazıdığı gibi. 40 gün süreyle, günlük 100 tekrar tesirli olur. Omurgaya yerleşik düzen almış, bilhassa sırt ve boyun bölgesini etkileyen, abuk sabuk parazit enerjileri siler süpürür. Ebabil kuşlarının gagalarından atılan ‘balçıktan pişirilmiş sert taşlar’ için öncelikle niyet edin ve rahatsız olduğunuz bölgeyi hedef alarak, metafiziksel atışlar (niyetle yönlendirme) yapın. Okumaya başladığınız anda beyniniz, 'Arap alfabe koduyla’, Fil suresinin anlamını, dalga frekansa çevirecek ve atomik boyutta hedef aldığınız bölgeye yaptığınız atışlarla kahrederek temizleyecektir inşaallah. Ritmik ve düzenli tekrarlarla birlikte güçlenen beyniniz, hücre gruplarını motive edecek ve daha çok örgütlenerek, kuvvetli dalgalar üretecek ve havan topu gibi atışlarla, ilgili bölgede yer alan habis enerjiyi def olmaya sevk edecektir.”

“Evin giderlerini, lavaboları tıkaçla kapamalı, aksi hâlde akıl noksan olur, duygu ve düşüncelerde bozulmalar yaşanır. Atık su giderlerinden gelen negatif yük, manyetik sahamıza engel oluşturur.”

“Birçok vesileyle, yazılarımda ifade ettiğim ‘Her şey, düşünceyi izler.’ önermesini bu yönde incelediğimizde bir iyilik, bir kazanım karşısında yapacağımız bir teşekkürle ilgili konuda beynimiz ‘Eş-Şekur’ esmasının manasını nöronlarda tetikleyerek, kapasite genişlemesine vesile olup algı dünyamız genişleyecekir.”

Burada anlatılan konuların hiçbirinin dinî bir değeri ve referansı yoktur. Uygulayıcı; namazda verilen selamın enerjileri dengelemesini, ip atlamanın bizdeki esmaları aktif hâle getirmesini, Fil suresinin hastalıklara bu şekildeki bir tesirini, Eş-Şekur esmasının nöronları tetiklediğini, ev giderlerinden gelen enerjilerin ne olduğunu ve bize nasıl engel olduğunu nasıl anlamış? Bütün bunları hangi dinî delile dayandırarak söylemektedir?

Ayrıca Peygamber Efendimiz (sav); Yatağına uzandığı vakit Ayetel Kürsiyi yani ‘Hayy ve Kayyum olan Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.’ ayet-i kerimesini sonuna kadar oku. Böyle yaparsan, üzerinde behemehâl Allah tarafından gönderilen muhafız bir melek bulunur ve şeytan, sabaha kadar senin semtine yaklaşamaz.”[3] buyurmuştur. Peygamberimizin, yatağına girdiği zaman ellerini birleştirerek Felak ve Nas surelerini okuduğu ve sonra vücudunu, ellerinin yetiştiği yerlere kadar mesh ettiği hadislerde rivayet edilmektedir. Uygulayıcının, yatağın etrafını Ayetel Kürsi ile daire içine alınması ile ilgili tavsiyesi, şekli belli olan sünnetin, tahrip ve tahrifidir. Ayrıca zihindeki çöp düşüncelerin ekarte edilmesi başka bir soru işaretidir.

Kendisini, İslami enerjinin öncüsü ve az sayıdaki temsilcisinden birisi olarak gören bir başka uygulayıcının ise kendince geliştirdiği, nazardan korunma ritüeli de yine sünnetin tahrif ve tahribatının bir başka örneğidir. Uygulayıcının, evdeki nazar ve negatif enerjilerden kurtulmak için iki farklı uygulama tavsiyesi var:

“Negatif Enerjilerden Arınma Suyu Hazırlama

Okumadan önce: "Nazar ve bütün negatif enerjilerden, sevgiyle arınmayı seçiyorum. Ve öyle de oluyor şükürler olsun Allah'ım.”

Tekvir suresini bir şişe suya 41 defa okuyoruz. Ve okuma bittikten sonra 3 defa Hu diyerek nefesimizi suya üflüyoruz. (Uzun gelirse, 7 defa okuyup 7 gün bu çalışmayı yaparak devam ettirebilirsiniz. İki seçenekten birini yapabilirsiniz.) Okuduktan sonra da suyu herkese içirebilirsiniz. Çalışma, 24 saat içerisinde tamamlanıp su, 24 saat içerisinde tüketilmelidir.”

“Negatiften Arınmak İçin Evde Nasıl Tütsü Yapılır?

Demir ya da cam olan derin bir kabın içine alüminyum folyo koyuyoruz. Sonrasında içine defne yaprağı, ada çayı, birkaç dal üzerlik otu ekliyoruz ve ardından yakıyoruz. Yanmazsa üzerine kolonya döküp bir parça kâğıt yakıp içine atarsanız, yanmaya başlayacaktır. Bu dumanı odalarda gezdiriyoruz. Özellikle köşelerde üç dört defa döndürüyoruz. Gezdirirken Ayet’el Kürsi, Nas ve Felak surelerini okuyup ‘Sizleri sevgiyle uğurluyorum.’ diye tekrarlıyoruz.”

Oysa Peygamberimizin nazardan korunmak için yaptığı şey gayet basit ve sadedir. Rivayet şu şekilde: “Resulullah (sav), göz değmesinden ve cinlerin şerrinden dolayı Allah’a sığınır ve dualar okurdu. Muavvizeteyn sureleri denilen Felak ve Nas sureleri nazil olunca (indirilince), diğer okuduğu şeyleri bıraktı ve bu iki sureyi okumaya başladı.”[4] Uygulayıcının bu tavsiyeleri Budizm ve Şintoizm gibi batıl dinlerden alınmış ritüellerdir.

Bu, nazar ve cinin musallat olması konusu, enerji uygulayıcılarının kendilerince yorumladıkları, güya çözdükleri bir alandır. Hatta çoğunun inancına göre zaten bioenerji, bedene musallat olmuş cinleri yakmakta veya çıkarmaktadır. Bakın, bir başka uygulayıcı bu konuda nasıl bir değerlendirme yapıyor:

“Etrafımızda bir nur halkası yoksa şeytan vücuda girer. Bionerji 3. gözü açar, bir nur halkası oluşturur. Şeytan bedene giremez ve vesvese oluşturamaz. Bioenerji öğrenen insanlarda nur enerjisi olduğu için şeytan, ona tesir edemez. Önce vesveseden kurtulmak için eğitim veriyorum.

Enerji seviyesi yüksek olanlar, şeytan çarpmasını temizler, altı ayda düzelir.

Nazardan kurtulmak için herkes okumamalı. Nazardan kurtulmak için bioenerji, nur enerjisini tavsiye ederim. Aura enerjisi arttıkça nazar, şeytan ve cin tesirinden kurtulursunuz.

5 yaşında öğrencim var. Bütün öğrencilerim birbirine cumadan cumaya enerji gönderiyor.

Biz de rukye yapıyoruz. İlimle bilim birleşince nursal enerji oldu. Bioenerjinin de üstünde bir şey bu… Efendimizin zamanındaki rukye ücretini öğrenseniz dudaklarınız uçuklar. Hastalanan bir asker için rukye yapıyorlar ve karşılığında 100 koyun veriyorlar. Bu işin ücretini ödemezseniz iyileşmezsiniz.

Ayet ve esmalar bizim uygulamalarımızda anahtardır. Biz ayna gibiyiz. Reiki mum ışığı ise nur enerjisi güneştir.”

Buradaki her bir değerlendirme tam bir fecaattir. 14 asırdan beri bionerjiyi bilmeyen Müslümanlar acaba şeytanın vesvese ve tesirlerinden nasıl kurtulmuşlardır? Nazar ve şeytan çarpmasına karşı nur enerjisinin uygulanmasının dinî referansı nedir?

Uygulayıcılar, neredeyse dinin her bir meselesine yeni yorumlar getirmektedirler. Uçuk diye nitelendirebileceğimiz, akla ve mantığa uymayan, Kur’an ve sünnette karşılığı bulunmayan hurafe ve değerlendirmeler, adım adım İslam’ın altını oymaktadır. Canlı yayınla yaptığı meditasyon uygulaması esnasında, takipçilerini Medineye götürüp Peygamber Efendimizin (sav) kabrini ziyaret ettiren bir başka uygulayıcının, namaz sonunda yapılan tesbihatlar için yaptığı yorum ise şöyledir:

“Tesbihat yaparken göz önüne gelen resim kareleri, algoritmalarınızdaki üçüncü gözünüze gelir. Üçüncü göz aktive olurken alın ve kaş bölgelerinde ağrı, karıncalanma olur. Bu simgelerin zihnen fotoğrafını çek ve internetten bak. O simgeyle uyumlanıyorsun o an.”

Kendisini “Allah’ın memuru” olarak nitelendirerek, cennet frekansında eğitimler verdiğini iddia eden bir başka uygulayıcı ise “Zambak enerjisinden bir gün deneyimliyorum ve cennetten bir gün yaşıyorum. Bu cümleyi 11 defa söylemeden yataktan kalkmıyorum hatta gözümü bile açmıyorum.” gibi çiçekler üzerine kurduğu şifa kodlamalı sözler ile bedensel farkındalık, çakra açılımı ve kendini bulma, varoluşun özüne erme, bolluk, bereket, sevgi ve evrenle bütünleşme üzerine kendince yeni bir sistem kurduğunu iddia etmektedir. 

Uygulayıcıya göre çiçek sembollü ürünler ile şifalanma çalışmaları ve bu çalışmalarda tekrarlanan şifalı sözlere gerçekten inanan kişiler, enerji şifacılığından yararlanabilmektedir. Sembol ve dil üzerinden gerçekleşen çalışma; şifalanmaya, frekansın değişmesine, yaşamdan zevk almaya, arınmaya, günlük sıkıntılardan kurtulmaya yönelik dua paketi olarak sunulmaktadır.

2019 yılında, yaşam çiçeği enerjisini ilk kez dünya ile buluşturduğunu ileri sürerek, kendisine yüklediği misyonla; yüzde yüz ilahi sistemle bağlantıda kalarak, kendi fani kimliklerimizi değil, Allah’ı yücelterek, insanoğlu için dünyada cenneti yaşamanın mümkün olduğunu söyleyen uygulayıcı; para, çocuk, wellness üzerine verdiği eğitimleri için “Dünyadaki cennete hoş geldiniz!” sloganını kullanmaktadır.

Şükretmeye çalışmanın ne kadar zorlama olduğunu fark ettiği bir günde “Ben, bedenim ve yaşamım meccanen şükür frekansındayım.” sözünün ortaya çıktığını iddia eden uygulayıcı, bu ifade tekrar edildiğinde frekansınızın değişeceğini, yaşamdan zevk almaya başlayacağınızı ve şükür gerektiren güzelliklerin ayaklarınızın altına serileceğini iddia etmektedir. Bir başka paylaşımda “Alfa frekansındayım, cennet frekansındayım.”, “Dünyada cenneti yaşıyorum.”, “Yaşamımın altın çağındayım.” ve “Bugün cennetten bir güne uyanıyorum.” cümleleri, 7-9-11 kez tekrar edildiğinde, cennet frekansına geçişin ve dünyada cenneti yaşamanın kesinlikle mümkün olduğuna dikkat çekmektedir.

Gerek bilinçaltı gerekse enerji uygulamalarında bazı uygulayıcılar, bu çalışmalarından sonra ibadetlerini daha bir duyarak ve derinlik içinde yapabildiklerini belirtmektedirler. Mesela şu paylaşımı Access Bars kurucusu Gary Douglas’ın, cinsel sapkınlıklarının bahsedildiği bir yorumun altında YouTube’da okudum.

“Merhaba Burcu Hanım, anlattıklarınızın aksine ben, accesteki araçları kullanmaya başladığımda ibadetlerimi daha severek, içten ve samimi bir şekilde yapmaya başladım. Güne daha kolaylıkla başlıyorum. Yaşadığım her olayda ‘Bunun bana hayrı nedir, hediyesi nedir, Allahım burada benim için başka neler mümkün?’ diyorum. Çözemediğim sorunlarda pıt diye bir kolaylık sağlanıyor. Ben, hepsinin birer araç olduğunu düşünüyorum. Elbette dine göre düşünüp uygulandığında hayatınızda muazzam güzellikler oluyor. Kendimize koyduğumuz tüm kilitler açılıyor. İnsanları olduğu güzelliğiyle alıp kabul ediyorsunuz. Ben böyle düşünüyorum. Eğitim ücretleri, kanallıklar ile söylediklerinizle haklı olabilirsiniz ama içinde bir sürü dinamik araç var. Siz hangisini kullanmak isterseniz, onu kullanırsınız. Soru sormak muazzam alan açıyor.”

Peki neden uygulayıcılar, kaynakları bu kadar problemli ve içeriğinde İslam’ın ruhuyla uyuşmayan, hatta şirk olarak nitelendirebileceğimiz bu sistemleri uygulamakla, ibadetlerinde daha fazla huzur hissedebilmektedirler?

Peygamber Efendimiz (sav) “Öfke şeytandandır.”[5] buyurmaktadır. Demek ki şeytanın, insanın duygularına tesir edebilmesi söz konusu olmaktadır. Şeytan, olumsuz anlamda; öfke, haset, kin ve inat gibi duyguları tahrik edebildiği gibi, insana bazı şeyleri hoş gösterebilme, zevk aldırabilme gücüne de sahiptir. Ayette “Allah’a yemin olsun ki senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik. Fakat şeytan onlara, yapıp ettiklerini (küfür ve kötü amellerini) süslü göstermiştir. Bugün de onların velisi (dostu) o (şeytandır) ve ona uyanlar için acı bir azap vardır (onları beklemektedir).” [6] buyurulmaktadır. Yani şeytan, batıl ve çirkin olan şeyleri de insana güzel gösterebilmektedir. Bu tür batıl icraatlarla beraber ibadetinden daha fazla zevk alma meselesi ise ancak şeytanın sağdan yaklaşması diye tanımlanabilir. Şeytan, kişi batıl bir yola saptığı için namazda vermiş olduğu tembellik, miskinlik ve bezginlik havasını vermekten vazgeçmektedir. Böylece kişi namazdan zevk almakta, bu zevki de duvara astığı yaşam çiçeği tablosuna, Access uygulamasına, Theta Healing’deki his yüklemesine mal ederek, bu batıl sistemlerin hem destekçisi hem de yaygınlaşması konusunda pay sahibi olmaya başlamaktadır.

Kur’an’da, işlenilen amelin süslü gösterilmesi iki şekilde ele alınır: Şeytanın süslemesi ve Allah’ın ameli süslü göstermesi.[7]

Şeytanın süslemesi, insanlara kötü işleri -vesvese yoluyla- güzel olarak telkin etmesi demektir. Amacı ise insanları maddi-manevi zarara sokmaktır. “Biz, ahirete iman etmeyenlere yaptıkları işleri süsledik, o yüzden onlar körelmiş bir vaziyette bocalayıp dururlar.”[8] Bu ayette geçen, Allah’ın süslemesi, onları, kötüyü güzel olarak algılayacakları bir duruma getirmesidir.

Bu iki süsleme arasındaki farkı şöyle açıklayabiliriz: Allah’ın süslemesi, bir yaratmadır. Şeytanın süslemesi ise yalnız bir telkindir. Allah, haksız yere hiç kimseye kötüyü güzel gösterip onu hak yoldan saptırmaz. “...Allah bu misalle birçoklarını şaşırtır, yine onunla birçoklarını yola getirir ancak bununla fasıklardan başkasını şaşırtmaz.”[9] mealindeki ayette bu gerçeğe vurgu yapılmıştır. Şeytan ise kötü insanların yanı sıra iyi insanlara da kötüyü güzel olarak göstermeye çalışır.

Allah, kendi özgür iradeleriyle yanlış yola girip kendisine isyan eden, küfür ve isyanlarında ısrar edenlere hak ettikleri cezayı vermek üzere, onları içinde bulundukları yanlış yoldan çıkarmaz. O yolu onlara -bir ceza olarak- süslü gösterir. Yani algılama cihazlarını köreltir, artık doğruyu görmezler. Ve bu adaletin ta kendisidir. İçki içen, hırsızlık yapan, adam öldürenlerin, o kötü temayüllerini fiilî teşebbüs hâline getirince, Allah da onların bu kötü temayüllerine bir ceza olarak, o fiilleri işlemelerini kendilerine güzel gösterir ve onları yaratır da.

Şeytanın amacı ise ilk insan Hz. Âdem’den (as) beri devam eden husumetin bir sonucu olarak, hak etsin etmesin, bütün insanları doğru yoldan saptırmaktır.

Yukarıda sıraladığım bir kısım örneklerde görüldüğü üzere, din meselesi neredeyse tüm enerji şifa uygulayıcılarının tepe tepe kullandıkları hatta sömürdükleri, üzerinden menfaat elde ettikleri, kendilerince yaptıkları yorumlar ile adım adım dinin temel dinamiklerini tahrip ettikleri bir alan olmuştur.

Ayet ve Esma-ül Hüsna ile İslami ve temiz enerji sunduğunu (hatta İslami enerjinin, kendisinin tescilli markası olduğunu ve kendisinden izinsiz kullananlar hakkında gerekli işlemlerin başlatılacağını) iddia eden bir diğer uygulayıcının, toplu enerji çalışmalarıyla karşılaştım. Uygulayıcı, Instagram hesabından yaptığı paylaşımlarında; Yüz Güzelliği, Başarı Enerjisi, Sakinlik Enerjisi, Yıldız Yükseltme, Namaz Sevgisi, İbadeti Sevdirme, Para Blokajı Temizleme, Gold Bolluk Enerjisi ve Kalp Acısı Şifalandırma başlıkları altındaki uygulamaları online, toplu olarak ve ücretsiz yaptığını söylemektedir. Dünyanın neresinde olursanız olun, 24 saat içinde faydalanabileceğiniz bu uygulama da yine İslami süslemelerden fazlasıyla payını almış bulunmaktadır.

Katılmak istiyorsanız yorumlara Ad, Soyad ve Bulunduğunuz Şehri yazıyorsunuz. Soyadını vermek istemeyenler sadece adını ve şehrini yazabilir. Cuma günü, Türkiye saatiyle akşam 22.00'de, ücretsiz enerji çalışması olacaktır. 20 dakika sürecektir.

Niyetimiz: ‘Xxxx Xxx’in vesilesiyle bana gönderilecek olan, Rabbimizin şifa enerjisini sevgiyle kabul ediyorum ve izin veriyorum. Kendimi ve yaşamımdaki tüm oluşları, şifalanması ve düzelmesi niyetiyle, sevgiyle bu enerjiye açıyorum. İbadetlerime olan sevgim artıyor, şükürler olsun. Şükürler olsun Allah’ım, teşekkür ederim. Allah’ım imtihanlarımızı kolaylaştır. İçimdeki öfkelerimi sevgiye dönüştür. Bugüne kadar kime ne yaptıysam hepsinden özür dilerim. Lütfen beni affedin. Teşekkür ederim. Sizleri seviyorum. Bugüne kadar yaptığım bütün günahlardan tevbe ediyorum Allah'ım. Benim ibadetlerime olan sevgimi artır. Kolaylıkla, sevgiyle, neşeyle ibadet etmemi sağla Allah'ım.

Niyeti sesli olarak okuyup avuç içleri tavana bakacak şekilde uzanıyoruz. Abdestli olmanız iyi olur. Regl olanlar da katılabilir. Çalışma sırasında, bugüne kadar kaçırdığımız, hakkıyla yapamadığımız bütün ibadetlerimiz için tevbe edelim.

Enerji çalışmasından önce 1 bardak su içiyoruz. Enerji çalışması sırasında ayrı bir bardak suyu yanımızda tutup enerji çalışması bitiminde bu suyu çoğaltarak ailecek içebilirsiniz. Bu suyu 24 saat içinde tüketmeniz gerekir.

Enerji çalışması sırasında kendinizi, mat beyaz bir renkle arınmış ve sakinleşmiş olarak hayal edin. İbadetlerinize olan sevginizin arttığını hayal edin.

Çalışmadan sonra ihtiyacı olan birine sadaka veriyoruz.

İşiniz varsa, niyet etmeniz bile enerjiyi almanızı sağlar. Çalışmaya katılamazsanız, 24 saat içinde niyet edip istediğiniz zaman 20 dk. uzanabilirsiniz.

Yaşam çiçeği uygulaması ile zamanın ötesinde şifa dağıttığını iddia eden bir başka uygulayıcı ise tekrarlanmasını istediği sözler ile Kur’an bilincine ulaştırabildiğini, feraseti arttırabildiğini ve yaşamı güzelleştirebildiğini iddia etmektedir. Yani sizin Kur’an’ı okuyup anlamanız veya onu hayatınıza tatbik etmeniz değil, bu ritüeli yapmanız tavsiye edilmektedir.

“Bu evrende hangi yaşam çiçeği formu olduğumu, beyaz zambak çiçekleri ile fark ediyorum.” “Tekrar et, yaşamın değişsin.”

“Kurban bilincinden, Kur’an bilincine, mavi yaşam çiçekleri eşliğinde geçiş yapıyorum.”

“Sarızambak enerjisiyle ferasetim artıyor ve yaşamım güzelleşiyor.”

Burada uygulayıcıların, çok az sayıda dinî ritüel ve söylemlerle zenginleştirilmiş çalışma ve uygulamalarını örneklendirdim. Görüldüğü üzere yeni bir din anlayışı, yeni ritüel ve anlayışları, uygulama ve inanışları ile adım adım şekillendirilmektedir. Özellikle; nazar, büyü, korunma, şifalanma, bolluk ve bereket, huzurlu aile, zihin açıklığı ve berraklığı gibi herkesin ihtiyaç duyabileceği konular ele alınmaktadır. Sunulan uygulama ve ritüellerin, İslam’da yeri olmamasına karşın, İslam sosu ile âdeta üzerine tesettür kıyafeti giydirilmiş bir fahişe hüviyetinde pazarlandığını görmek mümkündür.

Şifanın Allah’tan Başkasına Verilmesi

Pranik şifa eğitimlerinde bize, seanslara dua ile başlama öğretilmişti. Ama bunun, illa Allahtan isteme şeklinde olması gerekmiyordu. Uygulayıcı kendi inancına göre Allahtan, Tanrı’dan, evrenden veya her neye inanıyorsa ondan istemeli, sevgiyi ve lütfu talep etmeliydi. Farklı enerji disiplinlerinde, şifanın kişinin inancına göre; kendilerinden, evrenden, enerjiden, ışıktan, birlik şuurundan, evrensel ışık güçlerinden, kutsalların kutsalından veya Cho-Ku-Rai’den istendiğini görürüz. Aslında burada da tam bir gizem vardır. Ezoterik ifadelerle şifanın kaynağı örtülmekte, tam bir teslimiyetle, yegâne yaratıcı ve şifa verici olan Allahtan (veya Tanrı’dan) istenmemektedir. Öncelikle şifa kavramını biraz irdelelemek istiyorum.

“Arapçadan Türkçeye geçmiş olan ‘şifa’ kavramı ‘Bedensel veya ruhsal bir hastalığın son bulması, hastalıktan kurtulma, onma.’ olarak tanımlanmaktadır. Şifa vermek 'iyi etmek, sağlığına kavuşturmak’ manasına gelmekte; şifacı iyi eden, sağlığa kavuşturan kişi anlamında kullanılmaktadır.

Allah’ın isimlerinden biri olan ‘Eş-Şâfi’ ismi, şifayı ve devayı verenin, hastalıkları iyileştirenin, manevi sıkıntıları giderenin ve kişiye ferahlık verenin Allah olduğunu ifade etmektedir. Kuranda Allah’ın şifa verme vasfı ‘yeşfi’ fiili ile zikredilmektedir. Kuran, maddi ve manevi şifayı verenin Allah olduğunu bildirmektedir.

Hristiyan teolojisi, Tanrı’nın, insanlar vasıtasıyla şifa verdiğini kabul etmektedir. Ayrıca kişinin, herhangi bir tedavi yöntemi kullanmak yerine, sadece Tanrı’dan şifa bekleyip şifa bulması, Tanrı’nın o kişiye, imanı vasıtasıyla verdiği şifa olarak görülmekte ve 'mucize şifa’ olarak isimlendirilmektedir.

Günümüzdeki batıl inanç ve uygulamaların birçoğunun kökleri Mısır, Yunan, Roma, Hindistan ve Çin'in eski şifa sistemlerine dayanmaktadır. İlkel toplumların yaşam gücü ve şifacılık yöntemleri, inanç ve büyü üzerine temellenmektedir.

Özellikle çok tanrılı inançların yaygın olduğu dönemlerde insanlar, hastalıkların nedenlerini ve tedavisini bulmada kendilerini yetersiz hissetmişler, hastalıkların nedenlerini tabiat olayları ile ilişkilendirerek, hastalıkları Ay ve Güneş tutulmaları, yıldızlar, gök gürültüleri, fırtınalar gibi tabiat olaylarıyla izah etmeye çalışmışlardır. İlk Çağ insanları, ürkütücü olarak kabul ettikleri doğa olaylarını, büyülere dayanan yöntemlerle açıklamaya çalışmışlar, hastalıkların büyüler ve cinler nedeniyle meydana geldiğine inandıkları için hastalıklardan kurtulmak düşüncesiyle şaman adlı din adamları ya da büyücüler üretmişlerdir.[10]

“Bu şifa akımları, bir yaratıcının varlığını kabul etmeleri ve yaratıcının şifa 'enerjisine’ sürekli atıflarda bulunmaları ile görünüşte dine ve maneviyata oldukça açık gibi görünür. Ancak yaratıcı, bu şifa denkleminde şifanın kaynağı olmakla beraber, şifayı harekete geçiren bir unsur olarak gözükmüyor. Yaratıcı, -haşa- âdeta bir şifacı tarafından aktive edilmek için hazırda bekleyen bir enerji kaynağı gibidir. Her şeyi yaratan, şifanın kaynağı tek bir yaratıcıdır dense de burada esas muktedir olan şifacıdır. Şifa ritüellerinde, ‘Şifa aktardık ve oldu.’ cümlesinin söylenmesi öğütlenerek, insana âdeta bir olma ve oldurma misyonu yüklenir. Dahası şifanın gerçekleştiğinden şifacının, zerre kadar şüphe duymaması gerekir çünkü şifacının dilediğinde olduramayacağı şey yoktur. Evet, bu şifa sistemlerinin sürekli yaratıcıya vurgu yapan söylemlerinin arka planında esas fail, 'gizli özne’ insandır.”[11]

Burada yapılan tespiti, Dr. Pearl’ün şifa yaklaşımında görebiliriz. Dr. Pearl, şifa istenecek kaynağı Tanrı olarak yorumlamakla birlikte, burada kendisine verilen misyona dikkat çekmektedir. Şifayı bir taraftan Tanrı ile ilişkilendirirken diğer taraftan evren ile bütünleştirmektedir. Dr. Pearl, şu cansız ve şuursuz evrene karar verebilme, düşünebilme gibi güçler izafe etmektedir. Bu tespitlerine nasıl varabildiği ise tamamıyla bir muammadır.

“Ben şifacı değilim; tek şifacı Tanrı’dır ve bir sebeple, katalizör ya da kanal güçlendirici ya da yoğunlaştırıcı olarak ben, davet edilmiştim… Şifa evrimimiz ile ilgilidir, DNA'mızın yeniden yapılandırılmasına ve evrene yeni bir seviyede, tekrar bağlanmamızı sağlar… İçimizdeki Tanrı, hastanın içindeki Tanrı’yla buluştuğunda muhteşem şeyler ortaya çıkar… Tanrı kelimesine takıntısı olanlar; artık bunu aşın. Bu da egonuzdur. Tanrı, Sevgi, Evren, Kaynak, Yaratıcı, Işık; bunların hepsi aynı anlama gelen kelimelerdir ve bu kitapta birbirinin yerine kullanıl​maktadır. Beğendiğiniz kelimeyi kullanın… Işık ve bilgi bize hediye ediliyor... Şifa öğretilemez... Gezegene, bu yeni ışık ve bilgiyi getirebilirdim ve sonra herkes kendi öğrenmesini gerçekleştirebilirdi… Tekrar bağlantı şifa sürecini yaşamakta olan bir kişi, sadece bir tamir uygulaması yaşamamaktadır… Işıkla iç içedirler; üst seviyede bir evrensel konferansta bilgi alışverişindedirler… Siz ve evren arasındaki enerji akışına hastayı nasıl dâhil edersiniz?.. Evrenin neye ihtiyacınız olduğuna karar vermesine izin verin… Gerçekten ihtiyaçları olan ya da onların en yüce hayrı adına evrenin onlar için düşündüğü bu olmayabilir .”[12]

Eş-Şafi, Allah’ın isimlerinden birisi olup “şifa veren” anlamına gelmektedir. Şifa ancak Allah’tan gelir. “Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur.”[13] Allah, hastalanan kuluna gelecek şifaya; ilacı, ameliyatı, uygulamayı, cismi ve bunlar gibi diğer materyallerle beraber dua, rukye ve sadaka gibi manevi değere haiz unsurları birer vesile kılar. Burada önemli olan insanın, ulaştığı şifayı Allah’ın kudretinden ve dilemesinden bilmesidir. Hz. Peygamber’in (sav) şifanın vesilelere değil Allah’a mal edilmesinin, şifa gayesiyle batıl yollardan uzak durulmasının, sorgusuz sualsiz cennete girecek kulların önemli vasıflarından olduğuna vurgu yaptığını görürüz.

Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

- "Bana bütün ümmetler arz olunup gösterildi: Bir iki peygam­ber; yanlarında onar, yirmişer, otuzar, kırkar ümmetleriyle beraber önümden geçmeye başladılar. Bir peygamber de yanında bir ümmeti bile olmaksızın geçti. En son, uzaktan büyük bir karaltı gösterildi. Bu kalabalık karaltı nedir? Bu, benim ümmetim midir? diye sordum. Bu, Musa Peygamberle kavmidir! diye cevap verildi. Sonra bana Ufka bak! denildi. Bakınca ufku dolduran büyük karaltı gördüm. Sonra bana ‘Sema ufuklarının şurasına ve bu tarafına bak! denildi. Bir de baktım ki büyük bir karaltı baştan başa ufku doldurup kapla­mış. Bana Bu senin ümmetindir. Bunlardan yetmiş bin kişi hesaba çekilmeksizin cennete girecektir.’ denildi."

Bu hitabesinden sonra Resulullah odasına girdi. Ve (hesaba çe­kilmeden cennete gireceklerin vasıfları hakkında) mecliste bulunan­lara bir şey söylemedi. Artık meclistekiler dağıldı. (Ve şöyle münazara ediyorlardı:)

- Biz, Allah'a iman ve Resulüne ittiba eden kimseleriz. Artık biz, cennete hesapsız girecek kimseleriz.

Yahut:

- O bahtiyarlar evlatlarımızdır, onlar İslam camiası içinde doğ­muşlardır. Biz ise Cahiliye Devrinde doğduk, diyorlardı.

Bu münazara Peygamber'e ulaşınca odasından dışarı çıktı ve:

-Cennete hesaba çekilmeksizin girecek müminler; efsun et­meyenler, uğursuzluk itikadında bulunmayanlar, şifanın (Allah'tan olduğuna inanıp) dağlamaktan olduğuna inanmayanlar ve her hususta Allah'a daya­nıp güvenenlerdir." buyurdu.[14]

İnsanın acizliğini kavradığı ve ne kadar muhtaç durumda olduğunu en çok fark ettiği anlardan biri, şüphesiz hasta olduğu andır. Her hastalığın, kişi üzerinde meydana getirdiği bedensel ve ruhsal etkiler birbirinden çok farklıdır.

Hastalığı veren Allah olduğu için, bu hastalığın geçmesi de ancak Allah'ın dilemesi ile olur. Allah dilediği takdirde, Şafi isminin tecellisiyle verdiği hastalığı ortadan kaldırır. Nitekim Allah dilemedikçe, tüm dünyanın doktorları, en gelişmiş teknolojik aygıtlar, keşfedilen en son ilaçlar bir araya gelse, yine de o kişinin hastalığının iyileşmesi imkânsızdır. Kullanılan ilaçların hepsi, hastalığın iyileşmesi için birer vesiledir. Eğer Allah dilerse uygulanan tedaviyi vesile kılarak, kişinin iyileşmesine izin verir. Ne var ki Allah dilemedikçe, çok basit gibi görünen bir hastalık dahi kişinin ölümüne sebebiyet verebilir.

Bu durumda insanın yapması gereken, kendi aczinin yanında Rabbimizin sonsuz gücünü görebilmek ve sıkıntı içinde olduğu her an O’ndan yardım dilemektir. Hz. Eyüp'ün (as), şeytan tarafından kendisine dokundurulan sıkıntı karşısında gösterdiği güzel ahlak, sabır ve tevekkül tüm müminlere örnek olmuştur. Allah onun duasına icabet etmiş ve onu bu sıkıntıdan kurtarmıştır. Hz. Eyüp (as) ise sabretmenin ve yalnızca Allah'a yönelip dönmenin büyük ecrini almıştır.

Evren kavramı şifacıların en çok sömürdüğü kavramlardan birincisidir. Şifa ona mal edilir. Ona enerji gönderilir. Ondan umulur. Şifalandırır, en üst karar veren akıldır. Aslında Allah ve Tanrı kavramları yerine kullanılır. Belki bir anlamda, şifa uygulayıcılarının ilahı hatta putu yerindedir. Neredeyse yaratıcıya ait bütün sıfat ve özellikler ona yüklenir. Ama insan, ona enerji göndermek suretiyle destek verebilir. Böylece yüceltilen ve kutsallaştırılan, hatta yaratıcının yerine konulan evren, aynı zamanda insanın göndereceği enerji ve sevgi ile acziyet derekesine düşürülür. Böylece şuuraltında yaratıcıya acziyet izafe edilir. Şimdi şu uygulayıcının paylaşımına bakalım.

Seans sırasında evrenin, müthiş zekâsının karar verdiği şekilde, karar verdiği bir şifa meydana gelir. Uygulayıcı karar vermez çünkü sadece bir aracı olduğu için sorumluluk ona ait olamaz. İyileşen kişilerin bile asıl iyileştiricisi, uygulayıcı değildir. Bu durum çalışmayı, hem kişi hem de uygulayıcı için çok özgür bir şifa çalışması hâline getirir.

Brennan ise işi daha da ileri götürerek, ne anlama geldiğini ve ne olduğunu bilmediğimiz hatta bilemeyeceğimiz; “birlik şuuru, evrensel ışık güçleri, kutsalların kutsalı” gibi şifa kaynakları göstermektedir. Pozitif bilimin öncü kuruluşlarından olan NASA’da fizikçi olarak çalışan bir bilim insanının bu anlamsız iddiaları, şifa uygulamalarının yandaşlarını ne kadar da uçuk noktalara sürüklediğinin güzel bir örneği olsa gerek. Brennan, şifa çalışmalarındaki kaynaklarını şöyle yorumluyor:

“Şifa uygulamasını, hazırlık bölümündeki egzersizlerde anlatıldığı gibi yapar, enerjimi hızlı bir şekilde şapkalarımda toplarım. Bunu yaparken, birlik şuurundan ve evrensel ışık güçlerinden yararlanır, fısıltıyla ya da yüksek sesle dua ederim: ‘Birlik şuuru ve evrensel ışık güçleri adına sevgi, hakikat ve şifa için kanal olayım. Bunu, ‘Evrensel Birlik, Tanrı, Işık, Kutsalların Kutsalı’ gibi kavramları kullanarak da yapabilirsiniz.”[15]

Bu bana, çocukluğumuzda seyrettiğimiz “He-Man” çizgi filmindeki: “Gölgelerin gücü adına!” repliğini hatırlattı. Bu söz, biz Müslümanların, hayatın her safhasında işlerimizi yaratıcıya havale ederken söylediğimiz, “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” teslimiyetinin bir alternatifi olarak, zihnimize ve dillerimize kazınmak istenmişti. Brennan gibi diğer uygulayıcıların da yazılarında, “her şeyin yaratıcısı” ile kastettiği şeyin “Tanrı, Buda, Şiva, Tanrıça, İsa, Yehova ve Allah” olduğunu söylemesi, aslında zihni batıl ilahların -haşa- hepsinin bir ve Allah’a denk yaratıcı olduğu fikrine alıştırmaya yönelik bir söylem olarak değerlendirilebilir. Bunların tümüne de sınırsız bir güç verilmesi, “her şeyi yaratmaya muktedir” olduklarının söylenmesi de aynı amaca yöneliktir.

Kısaca bunların hepsinin de aynı olduğunu ama isimlerinin farklı olduğunun söylenmesi hipnotik bir telkin yöntemidir. Yoğun bir biçimde bu tür şifa uygulamaları ile uğraşanların, zamanla İslam’a ait değerleri dahi, Hinduizm ve Budizm’den devşirme kavramlar ile yorumladıklarına şahit olmaktayız. Örneğin, paylaşımlarında dine ait referansları kullanan bir enerji uygulayıcısının paylaştığı şu kısa video çözümlemesini inceleyelim:

“Yargılamayın. Yargıladığımız her şeyde ‘karma enerjisini’ oluştururuz ki bu, yargıladığımız şeyi kendi hayatımıza çeker ve kendimizi yargıladığınız şeyi yaparken buluruz. Bu konuda peygamberimiz buyurmuştur ki: ‘Bir kimse kınadığı şeyi yaşamadan ölmeyecektir.”

Budizm ve Hinduizm inanç esasları arasında yer alan “karma” kavramını irdeleyelim.

“Budizm’in inanç sistemi içinde yer alan karma; Sanskritçe, davranış/eylem demektir. Fiziki âlemde olduğu gibi, ahlaki ve zihnî âlemde de insanın takip etmesi gereken bir kanun bulunduğunu ifade eder. Karma kanununa göre, bu hayatta işlenen her türlü amel, canlının kaderine tesir eder ve onun tekrar vücut bulmasına neden olur. Bunun neticesi olarak bütün canlılar, kendi kanunlarını, kendi amelleriyle belirlerler. Bütün insanlar ne ekerlerse onu biçerler. Bundan kaçış söz konusu değildir. Netice itibarıyla Budizm’de, bir ferdin önceki hayatında yapmış olduğu iyi veya kötü̈ hareketler onu bu hayattaki, şu andaki mevcut konumuna getirmiştir. Yapılmış olan iyi hareketlerin mükâfatı, kötü̈ hareketlerin de cezası kişinin kaderini belirlemiştir. Karma kanunu bir nevi, monoteist (tek tanrılı) dinlerin tanrısını andıran bir rol oynamaktadır. Ferdin yaptığı ve başına gelen her şey kendisine aittir. Bir fert, iyilik yaparak gelecek hayattaki durumunu ıslah edebilir, hatta yükselerek tanrılar seviyesine gelebilir. Her hareketin karma yasasına göre bir sebebi, bir de sonucu vardır ve bunlar birbirine bağlıdır.”[16]

Hinduizm’e göre kozmosun işleyiş yasalarının Tanrı’dan tamamen bağımsız olduğu tezi özellikle evrensel karma anlayışında ortaya çıkar. Böylece varlıkların gelecekleri ve geçmişleri, Tanrı’nın hiçbir etkisinin söz konusu olmadığı karma (sebep-sonuç yasası) tarafından belirlenir.[17]

Uygulayıcı, paylaşımında Peygamberimizin dikkat çektiği bir hususu, Budizm ve Hinduizm’e ait “karma” inancıyla yorumlamıştır. Batılın her unsurunun batıl olması gerekmez. Fakat buradaki problem İslam’ın hak olan meselelerinin, batıl dinlerin kavramlarıyla açıklanmasıdır. Örnekte verilen durum her ne kadar karma kavramı ile açıklanabilecek gibi görünse de karma aynı zamanda bünyesinde reenkarnasyon kavramını da barındırmaktadır.

Uygulayıcılar, karma kavramını Kur’an’daki “Kim zerre kadar iyilik işlemişse mükâfatını, kim de zerre kadar kötülük işlemişse karşılığını alır."[18] ayeti ile açıklamaktadırlar. Evet, bu ayet, bu bağlamda değerlendirebilecek gibi görünse de ayetin asıl yönü, Budizm’in kabul etmediği ahiret inancıyla alakalıdır. Ayet, ahirette her amelin bir mükâfat ve cezasının bulunacağına vurgu yapmaktadır. Karma inancında olduğu gibi, insanın her yaptığı kötülük hemen bu dünyada kendisine geri dönmemekte, asıl ahiretteki hesap ve cezaya havale edilmektedir. Zaten karma inancı bu dünyadaki cezasızlığı gördüğü için yapılanların karşılığının, gelecek yeni yaşantılarda (reenkarne yaşamlarda) bir sonuç olarak yaşanacağını iddia ederek, açığı kapatmaya çalışmaktadır.

Ayrıca “Kendi kanunlarını, kendi amelleriyle belirlerler.” yorumu da problemlidir. İnsan kendi kanununu değil, Allah’ın “sünnetullah” olarak bütün varlık âleminde icra ettiği kanunları ve neticelerini yaşar. Hinduizm’in karma inancı ise tamamıyla İslam’ın kader anlayışı ile ters düşmektedir. Çünkü İslam inancına göre hayır ve şer her şey Allah tarafından kader olarak belirlenmiştir.

Yani uygulayıcı, Budizm ve Hinduizm’e ait “karma” kavramıyla yaptığı açıklamada farkına varmaksızın; İslam’ın kader, ahiret, Allah’a ait külli irade inançlarında tahribatlar yapmaktadır. Bu şekilde hak ile batıl birbirine karışmaktadır. Zamanla bu tür batıl dinleri hoş görme, inanç ve uygulamalarını benimseme normalleşmektedir. Meditasyon ve yoganın, namaz kılan insanlarca makul görülmesi bu bağlamda değerlendirilebilir.

Elbette uygulayıcıların bir kısmının, “atalarınızdan gelen genetik deformasyonları temizlemek, hayatınıza yansıyan olumsuz etkilerini gidermek, karmadaki problemleri çözmek” için de size sunabilecekleri İslam soslu uygulamaları vardır. Bir uygulayıcı, bu konuda şu tavsiyeyi yapmaktadır:

“Bazen ne yapsak düzelmeyen, ilerlemeyen, yarım kalan işlerimiz olur. Ne yapalım diye düşünürüz. Hangi yolu denersek deneyelim, eksik kalırız. Burada geçmişten ve aileden/atalarımızdan gelen karmik yani negatif bağlar devreye girer. Bu negatif bağlardan arınmak, hayatımızı kolaylaştıracaktır. Bolluk alanında sıkıntı çekenler için ‘Karmik Bağ Temizleme Çalışması’ yapıyoruz.

Bu grup çalışmasıyla beraber, 3 gün boyunca size yapacağım enerji çalışmasıyla negatifliklerden arınıp pozitif bir hayata adım atacağız... ‘Allah'ım bunun için mucizelerin nelerdir? Şükürler olsun öyle de oluyor. Özel Karmik Enerji Eğitimi doğrultusunda enerji çalışılacaktır. Bu özel enerjiyi siz de tatmak ister misiniz?’

‘Allah'ım güzelliklere, mucizelere vesile oluyorum şükürler olsun.’

Adım atmak çabalamak bizden, şifa Rabbimizden.

3 günlük bu çalışmada;

Günlük Esma’ül Hüsna zikri

Her gün 30 dk. enerji çalışması (Saat 22.00'de)

Theta Healing ile his yüklemeleri olacaktır.”

Şifa uygulamalarında dikkat çeken bir diğer husus da uygulamalara başlanırken yapılan niyet ve dualardır. Katıldığım Pranik Şifa eğitimi esnasında öncelikle Allah’a, Tanrı’ya, evrene yani kısacası her neye inanıyorsak ona, minnettarlığımızı ifade eden ve lütuflarını dileyen kısa bir dua ile başlamamız öğretilmişti.

Bir Pranik Şifa uygulayıcısının sosyal medya hesabından “Büyük Dua” isimli metninde yer alan ifadeler ise bu sistemlerin, her dine hitap edecek şekilde, ne kadar da ustaca dizayn edildiğini göstermektedir.

       BÜYÜK DUA

Yaradanın zihnindeki ışık noktasından,

Işık insanların zihinlerine aksın,

Işık dünyaya insin.

Yaradanın kalbindeki sevgi noktasından,

Sevgi insanların kalplerine aksın,

Mesih dünyaya dönsün.

Yaradanın iradesinin bilindiği merkezden,

Amaç, insanların küçük iradelerine rehberlik yapsın,

Üstatların bildiği ve hizmet ettiği amaç.

İnsan ırkı olarak adlandırdığımız merkezden,

Sevginin ve ışığın planı çözüm üretsin,

Ve şeytanın oturduğu yerin kapısı mühürlensin.

Işık ve sevgi ve güç planı,

Dünya üzerinde yeniden kursun.

                               Üstat Djwhal Kuhl’dan; Alice Bailey

Herhangi bir dine veya ulusa dayalı olmayan, evrensel bir dua olan Büyük Dua’, yaşamları geliştirmek ve kutsamak için tüm dünyada binlerce insan tarafından kullanılmaktadır.

Dua, En Yüce Varlığın üç veçhesini davet eder -Kutsal Üçlü- Yaratıcı, Sevgi, İrade. Hindular bunu Brahma, Vishnu ve Shiva olarak bilir. Hristiyanlar buna Kutsal Baba, Kutsal Oğul ve Kutsal Ruh adını verir. İslam dini buna El Muktedir, El Vedud ve El Halık der.

Duada; hakikat, bilgelik, anlayış, rehberlik ve zekî olan ‘ışığı davet ederiz. Herhangi bir durumda, zihinlerimizde ışık olduğu zaman, problemleri berrak bir şekilde fark ederiz ve ayrıca çözümleri görürüz. Yaşamlarımızın gerçek amacı açıklığa kavuşturulur.

Sevgi için dua ederiz ki bu; sağlamak, korumak, vermek anlamına gelir. Sevgi; tatlılık, sıcaklık, huzur ve bağışlama anlamına gelir. Sevgi, anlamamıza ve bağışlamamıza yardımcı olur.

‘Avatar’ın dünyaya geri dönmesini istiyoruz. Bu, Tanrının habercisinin geri dönmesi, bize sevgi dersini öğretmesi ve dünyadaki insanları koşulsuz sevgiye daldırması için bir çağrıdır.

İlahi iradenin, her insanın küçük iradesine rehberlik yapması için dua ediyoruz -bu bireysel yaşamlarımızın amacını, Yaratıcının yüksek amacına uyumlamak anlamına gelir- İnsanlığa hizmet etme iradesi ve dünyada iyi şeyler yapma iradesi.

Bu Duayı Düzenli Olarak Söylemenin Avantajları:

1. Her gün evi, işi, ilişkileri kutsamak için kullanılabilir.

2. Zor ve acil durumların üstesinden gelmek için kullanılabilir.

3. Ameliyat sırasında hastaları kutsamak için çok etkilidir.

4. İçimizdeki üç veçheyi dengelemeye yardımcı olur: Sevgi, zekâ ve irade.

5. İnsanlığın titreşimlerini yükseltmeye yardımcı olduğu için bir dünya hizmeti şeklidir.

6. Yaşamlarımızı geliştirir, bunu kullandığımız zaman iyi karma üretiriz.

7. Sezgi seviyesini artırır.” 

Güya bu dua hem Hinduizm’in üç tanrısına hem Hristiyanlığın teslis (üçleme) inancına karşılık gelmektedir. Hatta yetmemiş, İslam dünyası da bu pazarlama stratejisinde ustaca manipüle edilerek Allah’ın üç ismi ile sistemin İslam’a da uygun olduğu imajı çizilmiştir.

Yaratıcının ismi açıkça verilmeyerek, her din için dizayn edilen duada, yaratıcıya insani vasıfların izafe edildiği görülür. Yaratanın zihnindeki ışık ve kalbindeki sevgi, Allah’ı insanileştirme ve küçültme çabasıdır. “Sadece üstatların bildiği” ifadesi ile üstatlar, üstünlük vasfına ulaştırılmaktadır. Üstatların bildiği ve hizmet ettiği amaç nedir? Oysa Kur’an bize insanların ve cinlerin neden yaratıldığını, peygamber vasıtası ile açıkça beyan etmiştir. “Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler (her şeyi benden bilip, benden isteyip benden beklesinler ve her konuda hükümlerimi yerine getirsinler) diye yarattım.”[19] Yani insanın varlığının gayesi, burada iddia edildiği gibi, kim oldukları bilinmeyen üstatlara ait bir sır değildir.

Ayrıca yeryüzünde planı kurma görevinin; Işık, Sevgi ve Güç üçlüsüne verilmesi, buram buram şirk kokmaktadır. Kur’an, “Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden, gündüzü durmadan kovalayan gece ile bürüyen; güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Âlemlerin Rabbi olan Allah yücedir.”[20] diyerek, mutlak gücün Allah’a ait olduğunu söylemektedir.

Pranik şifadakine benzer bir dua örneğini Reiki uygulamalarında da görebiliriz. Evrensel barışı sağlamanın yollarını gösterme iddiasında bulunan Reiki duasında, Hristiyan akidesi empoze edilmektedir. Bir taraftan Tanrı’nın insana hulul ettiği (içine girdiği, insanla bütünleştiği) inancı işlenirken, diğer yanda ise insan, Tanrı ile birlikte bir yaratıcı olarak lanse edilmektedir.

DÜNYA İÇİN İYİLEŞTİRME MEDİTASYONU

Başlangıçta Tanrı;

Başlangıçta Tanrı, göğü ve yeri yarattı.

Ve Tanrı, ‘Işık olsun.’ dedi ve ışık oldu.

Şimdi yeni bir başlangıcın zamanıdır.

Ben Tanrıyla birlikte yaratıcıyım,

Ve Tanrının sevgi dolu iradesi,

Benim aracılığımla yeryüzünde ifadesini bulduğunda, yeni bir gökyüzü olacak.

Yeryüzü ışığın, sevginin, barışın ve anlayışın krallığıdır.

Ve ben, bu krallığın hakikatini gün ışığına çıkarabilmek için,

Üzerime düşeni yapıyorum.

İşe kendimden başlıyorum.

Ben canlı bir ruhum.

Ve içimde ben olarak Tanrının ruhunun bir parçası yaşamakta.

BEN ve Baba birdir.

Ve Babada olan her şeyin küçük bir cüz’ü bende var.

Gerçekten de BEN, Tanrının İsa’sıyım.”

Anlamsız bir dua gibi görünse de başından sonuna küfür ve şirk kokan bu dualar ile başlanılacak her çalışmada, uygulayıcıya, şeytandan başka kim yardımcı olabilir ki! Peygamberimiz (sav) “İçerisinde sihre ya da küfre ihtimali bulunan anlaşılmaz sözleri okuyarak tedavi etmek, muska takmak ve sevgi ilacı yapmak şirktir.”[21] buyurmuş ve bize salih duanın örneklerini göstermiştir. Hz. Peygamberin (sav) bu sözlerinden anlıyoruz ki bu tür dua örneklerini kullanmak şirktir ve şirk ise Allah’ın affetmeyeceği lanetli bir günahtır.

Uygulayıcıların bir kısmı, yaptıkları işin bir nevi rukye olduğunu iddia etmektedir. Rukye konusu ile bioenerjinin aynı olduğunu düşünmüyorum. Öncelikle rukye konusunda biraz değinelim: “Rukye, şifa veya korunma amacıyla, Kur’an’dan bir bölümü, ilahi isim ve sıfatları yahut bir duayı okuyup üflemek, demektir. Resulullah’ın rahatsızlığı esnasında Cebrail (as) gelerek onu okumuş, Resulullah da hem kendisine hem ziyaret ettiği bazı hastalara okuyup üflemiş, torunları Hasan ve Hüseyin için; şeytandan, zehirli haşerattan, kem gözlerden korunmaları yolunda dua etmiş, vefat hastalığı sırasında Hz. Aişe, Resul-i Ekrem’e okuyup üflemiş ve onun eliyle bedenini mesh etmiştir. Hz. Peygamber (sav); nazara, yılan ve akrep sokmasına karşı rukye yapılmasına izin vermiş, Cabir b. Abdullah’ın dayısının ve Avf b. Malik el-Eşcai’nin müracaatları üzerine, içinde şirk unsurları bulunmayan, rukye metinlerine müsaade etmiş, misafir oldukları kabilenin yılan veya akrep tarafından zehirlenmiş reisini, rukye yoluyla iyileştirerek ücret aldıklarını bildiren kafilenin başkanı Ebû Said el-Hudri’yi onaylamış, Ümmü Seleme’nin evinde gördüğü, yüzü sararmış bir çocuğa rukye tedavisi yapılmasını istemiştir.[22]

Hz. Peygamber (sav), Medine’ye hicret ettiğinde şirke karşı olan hassasiyet sebebiyle, ilk başlarda tüm rukye uygulamalarını yasaklamıştı. Daha sonra yılan ve akrep sokması gibi hadiselerde sahabenin kendisine müracaatı üzerine, rukyeleri tek tek dinleyerek, şirk unsuru olabilecek; put ve cin isimlerini ayıkladıktan sonra, duaların hastalara okunmasına izin vermiştir. “Avf İbnu Malik el-Eşva’i (ra): “Biz Cahiliye Dönemi’nde rukye yapardık. Biz, Resulullah’a (sav) ‘Ey Allah’ın Resulü, bunu nasıl görürsün?’ diye sorduk. Resulullah (sav) şöyle buyurdu: ‘Bana rukyenizi gösterin, içerisine şirk olmadıkça rukyede bir sakınca yoktur.”[23]

Görüldüğü üzere rukye; duayı hastaya karşı okuma, üfleme ve mesh etme şekillerinde olmuştur. Bazı uygulamalarda rukye okurken hasta bölgenin demir, tuz vs. ile ovulması yapılmışsa da İmam-ı Malik bunu doğru bulmadığını söylemiştir. Uygulacıların Budizm, Hinduizm ve Şamanizm gibi din ve öğretilerden devşirilmiş çakra, nadi, meridyen, prana gibi kavramlar ve ritüeller ile Kur’an’dan veya hadislerden derlenmiş dua ve Esma’ül Hüsna’yı, İslami temiz enerji şeklinde sunmaları tecviz edilemez. Şirk, en kısa tanımıyla hak görünümlü batıldır. Batıl unsurlara, hak unsurların monte edilmesi batılı, hak yapmaz.

Yine uygulayıcıların, bioenerjinin İslam’da varlığına delil sadedinde sundukları “Benim elim değil, Fatıma anamızın eli.” ifadesi de problemlidir. Hinduların “Humsa Eli”, Musevilerin ise “Hameş Eli” veya “Miryam'ın Eli” adını verdikleri; güç, bereket ve dayanıklılık vesilesi saydıkları el figürü de pagan kültüründen devşirmedir. Çatalhöyük kazılarında duvarlarda el izi motifleri vardır. Yunan mitolojisinde ana tanrıça Rhea'nın, İda Dağı'nda Zeus'u doğururken yere koyduğu elinin izi olarak karşımıza çıkar. Yani dinden dine geçip bugüne gelmiştir.

Hz. Fatıma’nın elini, şifa amaçlı kullandığına veya inisiye amaçlı el verdiğine dair İslam kaynaklarında bir bilgi söz konusu değildir. Anadolu'da hanımlar yoğurt mayalarken, turşu kurarken, hamur yoğururken, evin geçimi iyi olsun diye ocağa şeker atarken, hasta olan kimsenin sırtını sıvazlarken, "El benim elim değil, Fatıma Ana'nın eli.” şeklinde bir ifade kullanırlar. Türklerdeki bu inanç, önceki dinlerindeki bazı unsurların İslam’la beraber devam ettirilmesi gibi, Şamanizm’den veya göç ettikleri Anadolu coğrafyasındaki diğer din mensuplarından devşirilmiş olmalıdır. Reiki’nin kullandığı “el içinde 3 balık”, Yahudi Kabbala’sında da bulunmaktadır. Budapeşte’de müze olarak işletilen bir sinagog ziyaretimde, bu el figürünü, hediyelik eşya bölümünde fotoğraflama imkânım olmuştu. Maalesef bu el figürü, son yıllarda, içerisine “Allah” lafzı yazılarak pazarlanmaya başlanmıştır. Korunma amacıyla mekânlara asıldığı veya takı olarak kullanıldığı görülmektedir.

Mucize Kavramının Kullanılması

Şifa ve enerji uygulayıcılarının, dikkat çeken yönlerinden birisi de mucize kavramını sıkça kullanmalarıdır. Uygulayıcıların değerlendirmelerinde, kendilerinin seçilmiş olduğu ve özel güç verildiği vehminin neticesi olarak, dikkat çeken bir diğer husus da şifayı kendilerinden bilme ve kibirdir. Bu, özellikle mucize kavramının kullanılmasında karşımıza çıkar. Sahip oldukları mucizeyi ise bazen Allah’a bazen evrene mal etmektedirler.

“Bu gönderinin altına, 111 enerjisine niyeti ediyorum. Haydi, ‘Evren, sihrini göster.’ yaz, sevdiklerine gönder. Unutma mucize bir tek inananlara gelir.

Yüksek sesle tekrarla. Allah’ım, bugünün mucizeleri neler? Bugün, şimdi, şu an mucizemi yaşamam için hangi enerji, alan ve seçim olabilirim? Sor bırak, evren sihrini göstersin. Mucizeler, bir tek inananlara gelir. Mucizeler bizimle ve sonsuz şükürler olsun.

Nasılsınız? Sorusuna ‘mucizeyim’ cevabını verirseniz hayatınıza, mucize insanları, olayları ve durumları çekersiniz. Kendinize, insanlara, hayvanlara, bitkilere ve taşlara fayda sağlayacaksınız. (100 frekanstır)

Evren diyor ki niyet et, mucizeler yolda. Şükürler olsun ki mucizelere inanıyorum. Şükürler olsun ki evren mucizelerimi gösteriyor.

Mucizelere, beklenmedik şekilde gelecek olan güzel şeylere açığım. Öyle güzel kapılar açılsın ki tüm kapanan kapılar şükrüm olsun. Rabbim, bu mucizeleri an be an yaşat bana.”

Uygulayıcıların, sebep oldukları şifayı, kendilerinden ve kendilerine ait mucizelerden bilmeleri bize, şeytanın kibrini hatırlatmaktadır. Acaba her gün, yüzlerce hastaya teşhis ve tedavi uygulayan doktorlar da birer mucize mi gerçekleştirmektedir? Yapılan işin, sadece peygamberlere ait bir olgu olan mucize ile bir alakası yoktur. Sanki sadece kendilerine has bir durummuş gibi bu ifade dile getirilmekte, dine ait önemli bir kavram da böylece sömürülerek bağlamından koparılmaktadır.

Mucize, sözlükte şöyle tanımlanmaktadır: Bir şeye güç yetirememek anlamındaki acz kökünden türeyen mûcizin (âciz bırakan) isim hâlidir. Peygamber olduğunu ileri süren kimsenin elinde, doğruluğunu kanıtlamak için Allah tarafından yaratılan harikulade olay. Peygamberlerin mucize göstermesi ilahi yardıma bağlıdır, ilahi yardım gelirse mucize gösterebilir, gelmezse âciz bir kul olarak peygamberin ortaya koyabileceği bir mucize söz konusu olmaz.

Yine aynı şekilde, Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm) çok istemesine rağmen, amcası Ebu Talip imana gelmemiştir. Çünkü şifa veren de hidayet veren de sadece Allah’tır. Mucize, Allah’ın sadece peygamberlerine, nübüvveti tasdik etmek için verdiği olağanüstü bir hâldir. İslam literatüründe, bizim gibi insanlar için bu ifadenin kullanılması doğru değildir.

Takipçilerin, uygulayıcılar ne derlerse, sorgusuz sualsiz kabul ettikleri bu paylaşımlar, içerik olarak da sorunludur. “Evren diyor ki: Niyet et, mucizeler yolda”. Evren, bu kişiye bunu nasıl söylemiştir? Rüyasında mı, fısıldayarak mı, nerede, ne zaman, ne şekilde söylemiştir? Neden ona söylemiştir? Diğer normal insanlar, neden evrenin sözlerini duyamamakta ve mesajlarını alamamaktadır? Onlara kimin fısıldadığını, “Şeytanın Vahyi” konusunda işlemiştim.

Bolluk ve Bereket Uygulamaları

Bolluk ve bereket konusu, gerek enerji uygulayıcıları gerekse bilinçaltı uygulayıcıları gibi birçok ruhsal şifacının ilgilendiği ve kendilerince çözümler sunduğu bir alandır. Neredeyse her şifa uygulayıcısının farklı bir “Bolluk ve Bereket Uygulaması” çalışması vardır. Bazılarının esma ve dualarla bezediği bu ritüellerin, İslamda bir karşılığı yoktur. Bu cümlelerde dua yoluyla acziyetini ve fakruzaruretini itiraf etmek yerine, kibir ve gururun neticesi olarak; Allahtan isteyememe, olumlamalar yoluyla kendisinin bolluk ve rızkı açabileceğini ve kendine çekebileceğini sanma, mucizenin kaynağı olarak kendini görme vardır. Aslında bu tam olarak şeytanın küstahlığının ve kibrinin yansımasıdır.

Şimdi bazı enerji uygulayıcılarının, kendilerince geliştirip İslami unsurlarla soslayıp bize sundukları bolluk ve bereket uygulamalarına bakalım. İlk olarak inceleyeceğimiz uygulama, İslami söylemlerle beraber kullanılan; foton, kuark gibi ifadeler, sanki yapılan iş bilimsel bir uygulamaymış, uygulayıcıda özel bir kısım yetenekler varmış ve bazı sırlar kendisine açılmış havası vermektedir. Oysa anlattığı konunun ne bilimsel ne de dinî bir karşılığı vardır.

“Düşünce enerjisini imgeleyerek, soyut olanı somut olana imgeleyin. Bilinçaltı, bunun oluşumu için çok daha hızlı bir süreç içine sokuyor kişiyi. Enerji alanı kuarkları, çok daha yüksek alanda titreştirmesini sağlıyor. Öncelikle 'Atalarımızdan gelen bu kıtlık bilinci bize ait değildir.’ dedik ve attık. Daha sonra imgeleme yapacağız. Sen, bir mıknatıs olduğunu düşüneceksin. ‘Ben para mıknatısıyım. Paramı seviyorum, para da beni sever. Kolayca, helalinden, hızlıca, çabucak, bereketlenerek bana gelir ve ben bunu yaşarım.’ dedikten sonra kendinizi hayal edin. Her yönden, Allah’ın Settar ismiyle, bildiğiniz bilmediğiniz 360 dereceden paraların size geldiğini imgeleyin. Bir düşünce enerjisini, maddiye çevirdiğin zaman bu çok daha tesirli oluyor. Bu, kısa sürede kadersel döngülere giriyor. Buna meditasyon, rabıta, adına ne derseniz deyin. Bilinçaltınız çok daha hızlı bir şekilde kadersel döngüye girmiş, kuarklarınızı titreştiriyor. Külli iradeyi tetikleyen bir cüz’i iradeyi açığa çıkartmış oluyor. Fotonda uyguladığınız istek enerjisini titrettiğiniz zaman, muazzam dönüşümler oluyor.”

Bu uygulayıcı en azından birazcık olsun dinî bir bilgiye sahip olsaydı da her yönden bize gelen paralar safsatasını, Allah’ın Settar (günahları setreden, örten) ismi yerine, Rezzak (rızık ve nimetler veren) ismiyle eşleştirseydi.

“Melek enerjisi uygulayıcısı bir başka uygulayıcı ise “Bolluk ve Bereket Reikisi” ismini verdiği uygulamasında, Mekke’nin müşriklerini dahi hayrete düşürecek yorumlarda bulunur. Aralarındaki fark, Mekkeli müşriklerin Manat’ının ve Uzza’sının yerini, Bolluk ve Bereket Tanrıçası Laksimi ve Tanrı Ganesha almış olmasıdır. Menat sunağında kurban kesilmesi, onun yağmur yağdırması içindir. Menat rüzgârı estiren, bulutları getiren ve yağmur yağdıran bir ilahtır; dolayısıyla onun deniz ve su ile alakası vardır. Uzza, eski Mısır’ın bereket tanrıçası İsis, Venüs gezegenini temsil eden, eski Mezopotamya’nın bereket tanrıçası İştar ile özdeşleştirilmiştir.”[24]

“Bolluk Bereket Reikisi Nedir?

Buradaki temel amaç, evrende serbest hâlde dolaşan şifa enerjisinin içinden, bereket enerjisinin frekansını çekebilmektir.

Sistem, Bolluk ve Bereket Tanrıçası Laksimi’nin enerjisine bağlanarak, bereketi hayatımıza çekmemize yardımcı olmaktadır. Bolluk ve bereket Reikisi, yalnızca mental olarak değil, ruhsal olarak da gelişmeyi amaçlar. Enerjiyi dengelemek için Tanrı Ganesha, yine sisteme eklenmiştir.

Laksimi, bolluk ve bereketi çağırırken Ganesha, merhameti, iyiliği ve erdemliliği çağırmaktadır. Burada sunulan tanrı ve tanrıçalar, evrendeki enerjinin sembolik yansımalarıdır.

Evinizde, özellikle mutfağınızda, olgunlaşmış bir buket buğday başağı bulundurabilirsiniz. Yine mısır, bolluk ve bereket sembolüdür ve özellikle dış kapı süs çelenklerinde mısır kullanılması, evinize bolluk ve bereket enerjisini çekmenize yardımcı olur. Doğal taş olarak, kum taşı veya yıldız taşını üzerinizde taşımanız, şans ve bereket enerjilerini size çekecektir.

Evinizin güney kısmına bakan tarafına, mor ametist taşı koymanız yine bereket enerjisini çağırır ve evinizin enerjisini dengeler.

Bolluk ve Bereket Reikisi Nasıl Öğrenilir? Bolluk ve bereket Reikisi, Master tarafından birebir inisiyasyon ile öğretilen bir sistemdir.

Bolluk Bereket Reikisi Arınmaları Nasıl Olur?

Temelde üç çakra şifalandığından, ilk arınma, kırgınlık şeklinde gelebilir. Nezle, titreme, yaşamda tıkanıklıklar olabilir. Ancak bunlar geçicidir ve pes edilmemesi gerekir. Yine görülen kâbuslar, sıkıntılı rüya veya düşünceler arınmanın etkisidir.”

Kur’an, “Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Dosdoğru giden yola ilet bizi.”[25] diyerek, yardımın ancak Allah’tan istenmesini, “Kendilerine yardım edilir ümidiyle Allah’tan başka ilahlar edindiler. Oysaki o ilahlar, bunlara yardım edemezler. Tam aksine bunlar, o ilahlara hizmet eden ordular durumundadır.”[26]ayetiyle, Allah’tan başkasının insana yardımcı olamayacağını, “Allah'ı bırakır da kendine ne zarar ne menfaat verebilecek şeylere yalvarır. İşte derin sapıklık budur.”[27] ve “Hani bir zaman Lokman, oğluna öğüt vererek demişti ki: ‘Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma çünkü Allah'a ortak koşmak (şirk), elbette büyük bir zulümdür.”[28] diyerek de Allah’tan başkasına yönelmenin, derin bir sapıklık, şirk ve zulüm olduğunu ifade eder.   

Altın Çağ’da, para ile ilgili klasik bakış açılarını unutturduğunu söyleyen bir başka uygulayıcı ise oluşturduğu dua kartlarıyla, yeni bir adımla bereket açma garantisi vermektedir. Bu kartlardan birisinden kısa bir alıntı paylaşıyorum:

“Odaklan…(el-Ganiyyu el-Muğnî-808 adet)...

Şimdi karnına odaklanıp nefes al ve ver...

Şimdi ne kadar paran varsa ona odaklan ve talep ettiğin kadar parayı hayal et ve ilahi enerjiden çek.

Ve tekrar et, zihninde canlandırıp görerek, işiterek, inanarak ve hissederek...

Odak noktam bolluk ve şükür.

Bu sebepten hayatımda bunlar çoğalıyor.”

Steine ise bereket konusunda Cho Ku Rei Reiki Sembolü’nü önerir. Cho Ku Rei, Reiki güç sembolü olarak bilinir ve “Evrenin tüm gücünü şimdi buraya getirmek.” şeklinde çevrilebilir. Bu sembolün, kendi kendini veya başkalarını şifalandırmaya başlamadan önce, ışık anahtarı görevi gördüğüne inanılır.

Bereketin açığa çıkarılmasında (ve bunun istenmesinde) Cho-Ku-Rei'den daha etkili bir araç yoktur.[29]

Bir başka uygulayıcı ise parayla aramızdaki blokajları kaldırmak için yapacağı çalışmaya katılabilmemiz için “Kabul ediyorum.” yazıp evimizde, saat 23.59 ile 00.05 arasında uzanıp sakince beklememizi tavsiye etmektedir. Uygulayıcı, çalışmaya online olarak katılacak kişilere uzaktan göndereceği enerji ile iş bulabilmenin, borçları ödeyebilmenin, zenginliğe ulaşmanın çok kısa sürede mümkün olabileceğini iddia etmektedir. Gerçekten şaşılacak derece büyük iddialardır bunlar.

Görüldüğü üzere, her bir uygulayıcının kendince geliştirdiği, dinî bir karşılığı olmayan bu yolların her birisi, buram buram dalalet ve sapkınlık kokmaktadır.

Kur’an-ı Kerim, "Yerde ve gökte Allah'tan başka sizi rızıklandıran bir yaratıcı var mıdır?”[30] sorusuna yine kendisi "Yeryüzünde bulunan bütün canlıların rızıkları ancak Allah'a aittir.”[31] diyerek rızkın gerçek sahibinin Allah olduğunu bildirmektedir.

Gerçekte rızkı yaratan ve rızıkların hepsini kullarına ihsan eden Allah olduğu hâlde, Kur'an'da “Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır."[32] buyurularak, bazı kimselere; fakirlere yiyecek ve yiyecek alacakları parayı vererek, onların rızıklanmalarına sebep oldukları için mecazen, râzık denilmiştir. Yüce Allah'ın “hayrü'r-razıkîn” (rızık verenlerin en hayırlısı) olması da şu anlamda kullanılmıştır: Rızık, Allah'tan istenmeli. O, nasip etmeyince sebeplerin hiçbir faydası olmaz. Ticaret ve en ileri seviyedeki teknik sebepler gibi esbabın ötesinde, yüce Allah'ın öyle rızık kapıları vardır ki bunlar kapanınca, bütün sebeplerin tesirleri de kapanır. Ancak O, hakiki tesir ettirici ve rızık verendir. O’ndan başka gerçek rızık veren yoktur.

Allah'a tevekkül edip O’ndan istemekle beraber, O’nun takdir ettiği rızkı elde etmek için bunu aramak, çalışmak ve yeryüzünde dolaşmak lazımdır. Çünkü Allah: "Onda (arzda) bereketler yarattı. Onda (arzda) arayanlar için dört günde müsavi gıdalar takdir etti"[33]. "O (Allah), yeri size müsahhar-hizmetkâr kıldı (boyun eğdirdi). O hâlde onun omuzlarında (köşe ve bucağında) yürüyün, Allah'ın rızkından yiyin..."[34] Yani Allah'ın o tükenmez nimetlerini arayın, çalışın ve didinin demektir.

"Kim Allah'tan korkar ve günahlardan kaçınırsa, onun için bir çıkış yeri kılar ve onu ummadığı yerden rızıklandırır..."[35] “Ailene namaz kılmayı emret ve kendin de ona sebat ile devam et. Biz, senden rızık istemiyoruz. Seni, biz rızıklandırırız. Güzel akıbet takva erbabınındır."[36]

“Allah, kullarından dilediği kimsenin rızkını genişletir ve dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir."[37] “Allah, rızıkta kiminizi diğer bir kısmınıza üstün kıldı."[38] diyerek Kur’an bize rızıklanmadaki üstünlükte çalışma, ve gayretin rolünün pek büyük olduğunu, Allah’tan hakkıyla korkanların ummadığı yerden rızıklandırılacağını, yeryüzünün insanın rızkı için emrine amade kılındığı, insanın Allah’ın indirdiği rızka muhtaç olduğu, Allah’ın kitabından yüz çevirenlerin ise rızıkta darlık yaşayacağını ifade etmektedir.

Kulun, her istediğini talep etmede, helal olan yollardan, sebeplere riayet ettikten sonra, Rabbine müracaat etmesi lazımdır. Hz. Musa (as) acıktığında, bedeninin ihtiyacı olan rızkı “Rabbim, doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım (hayırdan, mal ve rızıktan hangi şeyi indirirsen, gerçekten ben ona muhtacım)."[39] diyerek Allah'tan talep etmiştir.

Sebeplerine yapıştıktan sonra, rızıkları taksim eden Allah'ın taksimine razı olup kanaat etmek ve ona şükür ve hamd etmek lazımdır. "O hâlde, bütün rızkı Allah katında arayın. O’na kulluk edin ve ona şükredin."[40]

Allah, rızıktaki darlığı, insanın Kur’an’dan yüz çevirerek, günahlara girmesi ile ilişkilendiriyor: "Kim benim zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak..."[41]

 Bizim, Kuran'ın beyanları ve Peygamber Efendimizin (sav) ifadeleri içinde öğrendiğimiz, rızkın daralması veya bolluk ve bereketin önünün açılması şunlar ile ilişkilidir: Anne ve babaya dua etmek, dualarını almak ve yaşlılara hizmet etmek, akrabayla ilişkiyi kesmemek, zekâtını vermek, zinadan uzak durmak, Kuran okumak, oruç tutmak ve sahura kalkmak, evlenmek ve çocuk sahibi olmak, takva ve tevekkül bilinciyle yaşamak, şükretmek, kanaat etmek, iktisat edip israf etmemek, alçak gönüllü olmak, haset etmemek, müstağni olmak, selamı yaymak, cömert olmak ve borç vermek, sadaka vermek, iyilikte bulunmak, insanlara yumuşak davranmak ve muhtaçları korumak, yoksullara ve muhtaçlara ikramda bulunmak, işi ehline vermek, işe besmele ile ve erken başlamak, meslek edinmek, işçileri kollamak, iş ve ticaret ahlakına uymak.

Yukarda ayet ve hadislerden derlediğim bolluk, bereket ve zenginleşmenin yolları, ne kadar akla yatkın ve insan fıtratıyla uyumlu. Hayatın gerçekleriyle nasıl da uyuşuyor. Gönle giriyor ve insana huzur veriyor. Herkes tarafından yapılabilirliği ve yaşanabilirliği mümkün. Yapılması durumunda, yadırganmak veya yargılanmak söz konusu bile değil. Hatta her biri birer takdir vesilesi.

Bölüm Değerlendirmesi

Bu bölümde dua, şifa, mucize, bolluk ve bereket konuları başta olmak üzere, İslam’a ait bir kısım söylemlerin, uygulamalarla bütünleştirilmesini göstermeye çalıştım. Elbette ki problemli yaklaşım ve söylemlerin hepsini tek tek irdelemem veya listelemem mümkün değildi. Çok az bir kısmını yansıttığım bu uygulama örnekleri, işin inanç boyutunun ne kadar tehlikeli olduğuna dair birkaç örnek olarak değerlendirilmeli. Salim düşünceli her iman sahibi, uygulamalardaki problemli ifadeleri zaten hissedebilir.

Uygulamalardaki bu ve benzeri dua ve söylemler, inançlı insanları rahatsız etmektedir ve etmelidir de. İlahiyatçı Handan Yalvaç Arıcı, Enerji Şifacılığı üzerine yaptığı saha çalışmasında, bu alanda danışmanlık yapan veya eğitim alan kişilerin düşüncelerini aktarırken, hissedilen bu rahatsızlığı dile getirmektedir:

“Kendimi kötü hissettim. Bu eğitimin kökeninde organize bir oluşumun olduğunu fark ettim. İslam ile bağlantısız, Amerika kökenli bir organizasyon ve kasıtlı bir dejenerasyon çalışması olduğunu hissettim. Bir planın içinde olduğumu hissettim. Her ne kadar Japonya kökenli olsa da Amerikalı kişiler bu sistemi oluşturmuş, onların teyidi olmadan ve yüklü paralar vermeden Reiki eğitimcisi olamıyorsunuz. İkinci olarak, çakraların açılması esnasında resmen kendimi bir ritüelin içinde buldum. Bu ritüeller, benim ritüellerimden farklı, başka bir siteme ait ritüellerdi. Örnek olarak, Reikiye niyet edilerek başlanılması, günün belirli zamanlarında vücutta birtakım sembollerle ritüel yapılması. Çakralar açılırken gözlerin kapanıp oturulması, çakraları açan kişinin, bir şeyler okuyarak etrafımda dönmesi, arkaya geçip üfürme sesleriyle birtakım eylemlerde bulunması, bir anda bana, cinci hocaların modern versiyonunlarıyla olduğumu hissettirdi.”

“Reiki yapanlar, din dışında bir arayışa giriyorlar. Bunu, daha modern bir biçim olarak görüyorlar. Reikiye başlamadan önce, belirli kişilerin isimleri anılıyor. Biz Allah’ım yardım et dediğimizde nasıl destek arıyorsak, onlar bu desteği onlardan arıyorlar. Bu arada, orada yaşanan her şeyin açıklanmaması ile ilgili sözüm olduğu için her şeyi anlatamam. Allah’a dua etmek yerine başka yerden yardım istiyorlar.”

       “Ne kendimde ne eşimde ne de maddi anlamda bir değişim oldu. Reiki eğitimi aldım. Bazı semboller var ve o semboller beni rahatsız etti. Örneğin bir sembol çocuğun okula giderken sırtına çiziliyor (manen), o zaman çocuk korunmuş oluyor. İş anlaşması yaptığında ve sembolü çizdiğinde işin olumlu gideceğine inanılıyor. Niyet ettim, bütünün en yüksek hayrına şifalanmak için, para kazanmak için, pozitif enerji kazanmak için gibi farklı söylemleri var. Bu sembolleri, birisi için kullandığımda, onun kaderini etkilemiş gibi olduğumu hissetmiştim.”[42]

Görüldüğü gibi yapılan uygulamalardaki problemli unsurlar bin yılı aşkın bir süredir İslam kültürü ile yoğrulmuş insanımızın içine sinmemektedir. Şahsen ilahiyatçı olmam hasebiyle uygulayıcılar tarafında sık sık “Bioenerji yapmak caiz mi?” gibi sorulara muhatap olmaktayım. Bu da bize uygulayıcıların özellikle dindar olanlarında yaptıkları işe karşı hep bir şüphe duyduklarını göstermektedir.


[1] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 17.

[2] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 20.

[3] Buhari, Vekalet 10

[4] Tirmizi, Tıp 12

[5] Müsned, 4/226

[6] Nahl, 16/63

[7] https://sorularlaislamiyet.com/allahin-ve-seytanin-kafirlere-islerini-guzel-ve-suslu-gosterdigini-belirten-ayetler-var-allah-ve-0

[8] Neml, 27/4

[9] Bakara, 2/26

[10] Arıcı, H. Y, Modern Şifacılık Yönelimleri, RTE Ün. İlahiyat Fakültesi Dergisi 19 (2021): 291-324

[11] Akova, Z. Şifa Akımları

[12] Pearl, D. (2011). Tekrar Bağlantı. İstanbul: Butik Yayıncılık, s. 78.

[13] Şuarâ, 80

[14] Buhari, Kitab-ü’Tıp, 1926

[15] Brennan, B. A. Işığın Elleri. İstanbul: Meta. s. 212.

[16] Fatih Şahin, Budizm’de Nirvana Anlayışı, Kayseri, 2005, s.89-90.

[17] https://islamansiklopedisi.org.tr/hinduizm

[18] Zilzal, 99/7,8

[19] Zariyat, 51/56

[20] Araf, 7/54

[21] Ebu Davud, Tıp 17,Nr.3883

[22] https://islamansiklopedisi.org.tr/rukye

[23] Müslim, Okuyarak Tedavi Kitabı, 1468

[24] https://islamansiklopedisi.org.tr, Menat maddesi.

[25] Fatiha, 5 ve 6

[26] Yâsin, 74 ve 75

[27] Hac, 12

[28] Lokman,13

[29] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 89.

[30] Fâtır 35/3

[31] Hûd 11/6

[32] Cum'a 62/11

[33] Fussılet 41/10

[34] Mülk, 67/ 15

[35] Talâk, 65/2-3

[36] Tâhâ, 20/132

[37] Ankebut, 29/82

[38] Nahl, 16/71

[39] Kasas, 28/24

[40] Ankebut, 29/17

[41] Taha, 124

[42] Yalvaç Arıcı, Modern Şifacılık Yönelimlerinden Enerji Şifacılığı

 

Yorumlar (0)

Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.

Herhangi bir şey arayın...