Özetle:
· Üzerlik otu (Peganum harmala), harmin ve harmalin gibi biyolojik olarak aktif maddeler içeren bir bitkidir. Ancak bu özellikler, bitkinin nazarı bozduğu, cinleri uzaklaştırdığı veya görünmeyen zararları engellediği anlamına gelmez.
· Üzerlik; Anadolu, Orta Asya ve çevresindeki halk inanışlarında nazardan korunma, kötü ruhları uzaklaştırma, kaza ve belayı savma gibi amaçlarla yakılmış, tütsülenmiş ve nazarlık olarak kullanılmıştır.
· Nazar ve kötü varlıklardan korunmak amacıyla tütsü kullanma düşüncesinin İslam öncesi kültürlerde de örnekleri bulunmaktadır.
· Üzerlik hakkında bazı rivayetler bulunmakla birlikte, “üzerlik yakmak sünnettir”, “Peygamber buhurudur” veya Hz. Peygamber'in nazar ve cinlere karşı üzerlik yaktırdığı iddialarını destekleyen sahih bir hadis tespit edilememektedir.
· İslam nazarın varlığını kabul etmektedir. Ancak nazardan korunmak için Allah'a sığınma, dua ve meşru rukye öğretilmiş; üzerlik yakmak, tohumlarını nazarlık olarak taşımak veya dumanıyla cinleri uzaklaştırmak öğretilmemiştir.
· Üzerliğin Allah'tan bağımsız olarak nazarı giderdiğine, cinleri kovduğuna veya belayı önlediğine inanılması tevhid inancıyla bağdaşmaz. Üzerliği dinî delil olmadan özel bir korunma yöntemi hâline getirmek ise şirk, bidat ve hurafe açısından yüklenen inanca göre ayrıca değerlendirilmelidir.
· Günümüzde üzerlik hakkında kullanılan “negatif enerji temizleme”, “frekans yükseltme”, “enerji kalkanı oluşturma” ve “üçüncü gözü açma” gibi iddiaların güvenilir bilimsel bir dayanağı bulunmamaktadır.
· Üzerlik konusunda temel ayrım, bitkinin gerçek biyolojik özellikleri ile insanların ona yüklediği gaybî özellikler arasındadır. Problem bitkinin kendisi değil, ona nazarı bozan, cinleri uzaklaştıran veya belayı savan özel bir güç yüklenmesidir.
Üzerlik Otu Nedir?
Üzerlik otu (Peganum harmala), Anadolu, Orta Asya, İran ve çevresinde yaygın olarak yetişen ve yüzyıllardır farklı amaçlarla kullanılan bir bitkidir. Halk arasında “yüzerlik” ve “nazar otu” gibi isimlerle de bilinmektedir. Üzerliğin tohumları ve diğer kısımları geleneksel halk hekimliğinde kullanılmış; bunun yanında bitki zamanla nazar, kötü ruhlar ve çeşitli görünmeyen zararlardan korunmaya yönelik uygulamaların da bir parçası hâline gelmiştir. Nitekim akademik çalışmalarda üzerliğin tıbbî amaçlı kullanımı “doğal halk tıbbı” kapsamında değerlendirilirken, nazarlık olarak asılması ve tütsü amacıyla yakılması dinî-büyüsel halk uygulamaları arasında ele alınmaktadır.
Üzerlik tamamen etkisiz bir bitki değildir. İçerisinde harmin ve harmalin başta olmak üzere biyolojik olarak aktif beta-karbolin alkaloitleri bulunmaktadır. Bu maddelerin özellikle monoamin oksidaz-A (MAO-A) enzimi üzerinde etkileri vardır. Yüksek miktarlarda kullanımı ise bulantı, kusma, denge bozukluğu, bilinç değişiklikleri ve halüsinasyonlar gibi ciddi istenmeyen etkilere yol açabilmektedir.
Ancak üzerliğin gerçek biyolojik etkilerinin bulunması, halk arasında ona yüklenen metafizik özelliklerin de gerçek olduğunu göstermez. Bir bitkinin insan bedeni üzerinde kimyasal etkisinin bulunmasıyla nazarı bozması, cinleri uzaklaştırması, büyüyü çözmesi, belayı savması veya “negatif enerjiyi temizlemesi” birbirinden tamamen farklı iddialardır. Bu nedenle makalede üzerliğin biyolojik özellikleri ile zaman içerisinde ona yüklenen metafizik özellikleri birbirinden ayırarak ele alacağız.
Üzerlik Neden Nazar, Cin ve Korunmayla İlişkilendiriliyor?
Üzerlik, halk inanışlarında yalnızca şifalı bir bitki olarak kalmamış, zamanla nazardan ve görünmeyen zararlardan koruduğuna inanılan bir nesneye dönüşmüştür. Anadolu'nun farklı bölgelerinde yapılan saha araştırmaları, üzerliğin nazarlık olarak ev ve iş yerlerine asıldığını, tohumlarının ipe dizilerek insanların üzerinde taşındığını, çocuklara takıldığını ve özellikle nazar değdiği düşünülen kişilerin tütsülenmesinde kullanıldığını göstermektedir. Bazı araştırmalarda üzerliğin en yaygın kullanım amacının doğrudan nazardan korunma olduğu tespit edilmiştir.
En yaygın uygulamalardan biri üzerlik tohumlarının ateş veya köz üzerine atılarak yakılmasıdır. Çıkan duman kişinin çevresinde dolaştırılmakta, bazen çocuklar tütsünün üzerinden geçirilmekte, bazen de tütsü evin bütün odalarında gezdirilmektedir. Tuz, soğan veya sarımsak kabuğu gibi başka maddelerin üzerliğe eklendiği uygulamalar da vardır. Üzerlik tohumlarının ateşte çatlamasına dahi metafizik anlam yüklenmiş; bazı yörelerde tohumların çıkardığı sesin nazarın bozulduğunun veya kişinin ne kadar nazara uğradığının göstergesi olduğuna inanılmıştır.
Bu inanış yalnız nazarla sınırlı değildir. Yozgat yöresini inceleyen bir çalışmada evin üzerlikle tütsülenmesinin amaçlarından birinin, evde bulunduğuna inanılan cinlerin üzerlik dumanı sayesinde kaçmasını sağlamak olduğu aktarılmaktadır. Başka saha çalışmalarında da üzerlik tütsüsünün kötü ruhları uzaklaştırmak, “cine-periye tutulduğu” düşünülen kişileri iyileştirmek ve görünmeyen zararlı etkilerden korunmak amacıyla kullanıldığı görülmektedir.
Üzerlik yakılmadığı zamanlarda da koruyucu bir nesneye dönüştürülmüştür. Tohumlarından nazarlıklar hazırlanarak evlerin duvarlarına ve kapılarına asılmış, çocukların ve bebeklerin üzerine takılmış, bazen tuz, sarımsak ve başka maddelerle birlikte bez içerisine konularak taşınmıştır. Bazı bölgelerde eve bereket getireceğine, kaza ve belayı uzaklaştıracağına da inanılmıştır.
Bu uygulamalar sırasında söylenen sözler, üzerliğe yüklenen anlamı daha açık göstermektedir. Halk arasında kaydedilen tekerlemelerde üzerliğe: “Gelmiş gelecek belayı savasın” ve “Kazayı belayı savasın” şeklinde hitap edildiği görülmektedir.
Dolayısıyla üzerlik etrafında oluşan inanış yalnızca “güzel kokulu bir bitkiyi yakmak” şeklinde açıklanamaz. Nazarın giderilmesi, cinlerin uzaklaştırılması, kötülüklerin kovulması, kaza ve beladan korunma veya bereket elde etme beklentisi devreye girdiğinde bitkiye fiziksel özelliklerinin ötesinde bir işlev yüklenmektedir.
Burada üzerinde durulması gereken soru, üzerliğin gerçekten yakılıp yakılmaması değil, bu bitkinin nasıl olup da görünmeyen zararları uzaklaştırdığına inanılan koruyucu bir nesne hâline geldiğidir. Bunun cevabı bizi üzerlik kullanımının tarihî ve kültürel geçmişine götürmektedir.
Üzerlik İnancının Tarihî ve Kültürel Kökenleri
Üzerliğin nazar, kötü ruhlar ve görünmeyen zararlardan korunmak amacıyla kullanılması yalnızca günümüze veya Anadolu'ya özgü değildir. Akademik çalışmalar, üzerlik ve benzeri bitkilerle yapılan tütsüleme uygulamalarının Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan geniş bir coğrafyada görüldüğünü ortaya koymaktadır. Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Azerbaycan ve Anadolu'nun farklı bölgelerinde üzerlik; insanları, çocukları, evleri ve hayvanları nazardan veya kötü etkilerden korumak amacıyla yakılmış ya da koruyucu bir nesne olarak taşınmıştır.
Bu uygulamaların dikkat çekici yönlerinden biri, ateş ve duman yoluyla arındırma düşüncesidir. İslam öncesi Türk topluluklarında ateş yalnızca ısınma veya günlük ihtiyaçlar için kullanılmamış, bazı inanışlarda temizleyici ve kötü ruhları uzaklaştırıcı bir unsur olarak da görülmüştür. Şamanik uygulamalarda çeşitli bitkilerin yakılmasıyla elde edilen tütsünün hastayı kötü ruhlardan arındırmak veya bu varlıkları uzaklaştırmak amacıyla kullanıldığına dair örnekler bulunmaktadır.
Üzerlikle ilgili benzer inanışların İslam öncesi Türk topluluklarında da bulunduğuna ilişkin kayıtlar vardır. Bazı kaynaklarda “yel yelpinmesi” olarak adlandırılan ve cin çarpması şeklinde yorumlanan durumlarda kişinin üzerlik veya öd ağacıyla tütsülendiği, çocukları peri ve nazardan korumak amacıyla da tütsü uygulandığı aktarılmaktadır. Bu örnekler, nazar ve kötü varlıklardan korunmak amacıyla tütsü kullanımının İslam öncesi dönemlerde de bulunduğunu göstermektedir.
Ancak buradan “Bugün üzerlik yakan herkes Şamanik bir ayin yapmaktadır” veya “Anadolu'daki bütün üzerlik uygulamaları doğrudan Şamanizm'den gelmiştir” sonucu çıkarılmamalıdır. Halk inanışları yüzyıllar içerisinde farklı kültürlerden etkilenebilir, biçim değiştirebilir ve yeni dinî unsurlarla birleşebilir. Mevcut kaynakların güçlü biçimde gösterdiği husus, tütsü yoluyla nazardan ve kötü ruhlardan korunma düşüncesinin İslam öncesi kültürlerde de bulunduğu ve günümüzdeki bazı üzerlik uygulamalarıyla dikkat çekici benzerlikler taşıdığıdır.
Nitekim Anadolu'daki uygulamalarda zamanla bu eski halk inanışlarının yanına Fâtiha, Felak, Nâs, Âyetü'l-Kürsî, cuma günü veya sela vakti gibi İslamî unsurların da eklendiği görülmektedir. Böylece geleneksel bir tütsü uygulaması bazı çevrelerde dinî bir görünüm kazanmış, hatta üzerlik “Peygamber buhuru” olarak tanıtılmaya ve yakılmasının sünnet olduğu ileri sürülmeye başlanmıştır.
Fakat bir geleneğin içerisine dua, sûre veya başka bir İslamî unsurun eklenmesi, o uygulamanın Hz. Peygamber tarafından öğretildiğini göstermez. Bu nedenle üzerlik konusunda asıl araştırılması gereken mesele, Hz. Peygamber'in gerçekten üzerliği nazar, cin veya büyüye karşı tavsiye edip etmediğidir.
“Peygamber Buhuru” İddiası: Üzerlik Hakkındaki Hadisler Sahih mi?
Üzerlik uygulamalarının dinî bir dayanağı bulunduğunu göstermek için halk arasında ve özellikle internet ortamında çeşitli hadisler aktarılmaktadır. Üzerlik için “Peygamber buhuru” denilmekte, Hz. Peygamber'in üzerliği nazar ve büyüye karşı tavsiye ettiği, hatta üzerlik yakmanın sünnet olduğu ileri sürülmektedir. İncelediğimiz video içeriklerinde de “Üzerlik otu cennetten bir bitkidir”, “nazar ve büyüye karşı şifadır” ve “üzerlik yakmak sünnettir” şeklinde iddialarla karşılaşılmaktadır.
Öncelikle üzerlik hakkında İslamî literatürde hiçbir rivayet bulunmadığını söylemek doğru değildir. Geç dönem tıp ve rivayet eserlerinde üzerlikten söz eden bazı nakiller bulunmaktadır. Bunların en çok aktarılanlarından biri, üzerlik hakkında “Her tanesinde yetmiş iki hastalığa şifa vardır” anlamındaki rivayettir. Ancak yaptığımız kaynak incelemesinde bu rivayetin Hz. Peygamber'e güvenilir biçimde ulaştığını gösteren sahih bir isnad tespit edilememiştir. Rivayetin isnadında kopukluk ve râvilerle ilgili problemler bulunduğu belirtilmektedir. Bu nedenle söz konusu rivayeti sahih bir hadis gibi sunmak doğru değildir.
Daha önemlisi, üzerlikle ilgili bazı rivayetlerin bulunması ile üzerlik yakarak nazar çıkarma veya cin kovma uygulamasının sünnet olması birbirinden farklı meselelerdir. İncelediğimiz kaynaklarda Hz. Peygamber'in nazara uğrayan bir kişiyi üzerlikle tütsülediğini, evden cinleri uzaklaştırmak için üzerlik yaktırdığını, üzerliği nazarlık olarak astığını veya Müslümanlara bu amaçlarla kullanmalarını öğrettiğini gösteren sahih bir hadis tespit edilememiştir. Dolayısıyla “üzerlik yakmak sünnettir” şeklindeki iddia mevcut güvenilir hadis verileriyle desteklenmemektedir.
Burada önemli bir başka nokta da “Peygamber buhuru” ifadesidir. Bir bitkinin geçmişte tıbbî amaçlarla kullanılmış olması veya hakkında bazı zayıf rivayetlerin bulunması, o bitkiyi Hz. Peygamber'e ait özel bir tütsü hâline getirmez. Hele bundan hareketle üzerlik dumanının nazarı, büyüyü veya cinleri uzaklaştırdığı sonucuna ulaşmak için ayrıca güvenilir bir dinî delile ihtiyaç vardır.
Sahih sünnette nazara karşı meşru korunma yolları bulunmaktadır; ancak üzerlik yakarak nazar çıkarma veya cin kovma uygulamasının sünnet olduğuna dair güvenilir bir dayanak tespit edilememektedir.
İslam’da Nazar ve Korunmanın Meşru Yolları
Üzerlik konusunda yapılan en önemli hatalardan biri, nazara karşı üzerlik kullanımının eleştirilmesini nazarın inkâr edilmesi gibi anlamaktır. Oysa İslam’da nazarın varlığı kabul edilmektedir. Hz. Peygamber, “Nazar haktır.” buyurmuştur (Buhârî, Tıb, 36; Müslim, Selâm, 41). Dolayısıyla tartışılan konu nazarın bulunup bulunmadığı değil, nazardan korunmak veya nazarın etkisini gidermek için hangi yöntemlerin dinî bir dayanağa sahip olduğudur.
Hz. Peygamber nazara karşı rukyeye izin vermiş, hatta nazardan dolayı rukye yapılmasını emretmiştir. Hz. Âişe, “Resûlullah nazardan dolayı rukye yapmamızı emrederdi.” demektedir (Buhârî, Tıb, 35; Müslim, Selâm, 55). Bu rivayet, nazar kabul edilirken ona karşı başvurulacak yolun da sünnette gösterildiğini ortaya koymaktadır.
Kur’an’ın son iki sûresi olan Felak ve Nâs da Allah’a sığınmanın en açık örneklerindendir. Felak sûresinde yaratılmışların şerrinden, büyü yapanların şerrinden ve hasetçinin şerrinden Allah’a sığınılması öğretilmektedir: “Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım.” (Felak 113/1-5). Nâs sûresinde ise insanın kalbine vesvese veren kötülüklere karşı “insanların Rabbine, insanların Melikine, insanların İlâhına” sığınılması emredilmektedir (Nâs 114/1-6).
Hz. Peygamber’in kendisi de korunmak için Allah’a sığınmış ve Muavvizeteyn’i okumuştur. Hz. Âişe’nin bildirdiğine göre Resûlullah hastalandığında Felak ve Nâs sûrelerini okuyarak ellerine üfler ve bedenine sürerdi (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 14; Müslim, Selâm, 50).
Bu örneklerde dikkat çeken ortak nokta, korunmanın merkezinde bir bitki, tütsü, boncuk veya başka bir nesnenin değil Allah’a sığınmanın bulunmasıdır. Nazarın varlığı kabul edilmiş fakat korunmak için üzerlik yakılması, tohumlarının eve asılması, dumanının kişinin çevresinde dolaştırılması veya çıkan sesten nazarın şiddetinin anlaşılması öğretilmemiştir.
Bu nedenle “Nazar varsa ona karşı üzerlik de kullanılabilir” şeklinde bir sonuç çıkarılamaz. Bir zararın gerçek olması, ona karşı ileri sürülen her yöntemin de gerçek ve meşru olduğu anlamına gelmez. İslam nazarı kabul ederken Müslümana korunma yolunu da göstermiştir: Allah’a sığınmak, dua etmek ve sahih sünnette yer alan rukyeleri uygulamak.
Asıl mesele bundan sonra ortaya çıkmaktadır: Bir kişi “Koruyan Allah’tır, üzerlik yalnızca bir vesiledir” derse üzerliği nazar veya cinlere karşı kullanmak meşru hâle gelir mi? Bunun cevabı, İslam’da bir şeyi sebep ve vesile kabul etmenin hangi ölçülere bağlı olduğunu anlamayı gerektirir.
Üzerlik Yakmak Şirk mi, Bidat mi, Hurafe mi?
Üzerlik konusunda en önemli meselelerden biri, bu uygulamaların dinî açıdan nasıl değerlendirileceğidir. Burada üzerlik kullanan veya yakan herkese aynı hükmü vermek doğru değildir. Bir kişinin üzerliği güzel kokması için yakması veya bitkinin bilimsel olarak bilinen bir özelliğinden yararlanması ile nazarı bozduğuna, cinleri kovduğuna veya belayı uzaklaştırdığına inanarak kullanması aynı şey değildir. Dinî değerlendirmede kişinin üzerliğe hangi özelliği ve nasıl bir etki yüklediği önemlidir.
Kur’an, zarar ve fayda üzerinde gerçek ve mutlak tasarrufun Allah’a ait olduğunu bildirir: “Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse O’nun lütfunu geri çevirecek de yoktur.” (Yûnus 10/107). Başka bir ayette de, “Allah sana bir zarar dokundurursa onu O’ndan başka giderecek yoktur.” buyrulmaktadır (En‘âm 6/17). Bu sebeple bir bitkinin veya başka bir nesnenin Allah’tan bağımsız olarak nazarı kaldırdığına, cinleri uzaklaştırdığına, kaza ve belayı önlediğine inanılması tevhid inancıyla bağdaşmaz.
Ancak halk arasındaki uygulamalarda çoğu zaman, “Güç üzerlikte değil, Allah’tadır; üzerlik sadece bir vesiledir” şeklinde bir açıklama yapılmaktadır. İncelediğimiz güncel anlatımlarda da üzerliğin Allah’ın yarattığı bir “sebep” olduğu, nasıl ilaç hastalığın iyileşmesine vesile oluyorsa üzerliğin de nazar ve cinlere karşı vesile olabileceği savunulmaktadır. Burada mesele yalnızca Allah’ın gerçek güç sahibi olduğunu söylemekle çözülmemektedir. Asıl soru, Allah’ın üzerliği nazarı gideren veya cinleri uzaklaştıran bir sebep kıldığı nereden bilinmektedir?
İslam’da sebeplere başvurmak tevekküle aykırı değildir. Açlığı gidermek için yemek yemek, hastalıkta tedavi olmak veya bir ilacın bilinen etkisinden yararlanmak bunun örnekleridir. Ancak bir şeyi sebep kabul etmek de delilsiz değildir. Bir şeyin görünmeyen zararlara karşı sebep kabul edilebilmesi için bunun ya vahiy ile bildirilmiş şer‘î bir sebep olması ya da etkisinin gözlem ve tecrübeyle ortaya konulabilen maddî bir sebep olması gerekir. Üzerliğin bazı kimyasal ve farmakolojik etkilerinin bulunması, onun nazar veya cinler üzerinde de etkili olduğunu göstermez. Üzerlik dumanının nazarı giderdiğini veya cinleri uzaklaştırdığını ortaya koyan güvenilir dinî ya da bilimsel bir delil bulunmamaktadır.
Bu mesele, görünmeyen zararlardan korunmak amacıyla kullanılan nazarlık ve temîmelerle ilgili hadisleri de hatırlatmaktadır. Hz. Peygamber’den “Kim bir temîme takarsa şirk koşmuştur” şeklinde bir rivayet nakledilmiştir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 17422). Bu açıdan üzerlik tohumlarının “nazardan korusun” düşüncesiyle çocuğun üzerine takılması veya evin kapısına asılması, sıradan bir süs veya bitki kullanımından çıkarak koruyucu nesne inancına dönüşmektedir.
Burada şirk, bidat ve hurafe kavramlarını da birbirinden ayırmak gerekir. Üzerliğin kendisinde Allah’tan bağımsız biçimde görünmeyen zararları engelleyen bir güç bulunduğuna inanılması açık bir tevhid problemidir ve şirk kapsamına girer. Kişi koruyanın Allah olduğunu kabul etmekle birlikte, Allah’ın sebep kıldığına dair dinî veya maddî bir delil bulunmayan üzerliği nazar ve cinlere karşı özel bir koruyucu sebep kabul ediyorsa, bu da tevhid açısından sakıncalı bir sebep edinme anlayışıdır. Ancak bir fiilin şirk unsuru taşıdığını söylemekle belirli bir kişiye “müşrik” hükmü vermek aynı şey değildir. İkincisi kişinin neye inandığı ve neyi kastettiği gibi ayrıca değerlendirilmesi gereken hususları içerir.
Üzerlik yakmayı “sünnet”, “Peygamber buhuru” veya dinin tavsiye ettiği nazardan korunma yöntemi olarak uygulamak ise ayrıca bidat açısından değerlendirilmelidir. Çünkü önceki bölümde gördüğümüz üzere Hz. Peygamber’in nazar veya cinlerden korunmak amacıyla üzerlik yaktırdığına ilişkin sahih bir delil tespit edilememiştir. Buna rağmen belirli sayılarda sûreler okuyarak üzerlik yakmak, bunu belirli gün veya vakitlere bağlamak ve dinî bir korunma yöntemi şeklinde sunmak, sünnette bulunmayan bir uygulamaya dinî nitelik kazandırma problemi doğurmaktadır.
Üzerliğin ateşte çıkardığı sesten nazarın şiddetini anlamak, dumanın “kötü enerjiyi” temizlediğini düşünmek, üzerliği eve asınca bereket geleceğine veya kaza ve belanın uzaklaşacağına inanmak gibi delilsiz kabuller ise hurafe ve batıl inanış kapsamında değerlendirilmelidir. Halk arasında uzun zamandır uygulanmaları veya uygulama sırasında Kur’an okunması, bunların doğruluğunu tek başına göstermez.
Dolayısıyla “Üzerlik yakmak şirk midir?” sorusunun tek kelimelik bir cevabı yoktur. Üzerliğin normal veya bilimsel olarak temellendirilebilen kullanımında böyle bir hüküm söz konusu değildir. Problem, bitkiye görünmeyen âlem üzerinde delilsiz bir etki yüklenmesiyle başlamaktadır. Bu etki Allah’tan bağımsız görülüyorsa şirk problemi ortaya çıkar; dinî bir korunma yöntemi olarak sonradan oluşturuluyorsa bidat yönü gündeme gelir; hiçbir güvenilir delile dayanmayan enerji, bereket ve benzeri inanışlarla kullanılıyorsa hurafe ve batıl inanış niteliği kazanır. Bitki aynı bitkidir; dinî değerlendirmeyi değiştiren, ona yüklenen inanç ve işlevdir.
Bilim Üzerlik Hakkında Ne Söylüyor?
Üzerlik hakkındaki halk inanışları günümüzde yalnızca nazar ve cin kavramlarıyla anlatılmamakta; bunlara “negatif enerji”, “frekans”, “titreşim”, “enerji alanı” ve “üçüncü göz” gibi modern spiritüel kavramlar da eklenmektedir. Üzerliğin negatif enerjiyi temizlediği, insanın veya evin frekansını düzenlediği, cinlerin belirli frekanslarda bulunduğu ve üzerlik dumanının bu frekansları bozarak koruyucu bir alan oluşturduğu ileri sürülmektedir. Hatta bu anlatımlardan bazılarında “sağlıklı insanın 62–72 MHz arasında titreştiği”, cinlerin ise “27–48 Hz” aralığında bulunduğu gibi sayısal değerler verilmektedir.
Bu tür ifadelerde bilimsel kavramların kullanılması, iddiaları bilimsel hâle getirmez. Frekans, fizikte saniyedeki periyodik tekrar sayısını ifade eden ölçülebilir bir kavramdır. Bir insanın tamamını “62–72 MHz frekansında”, cinleri ise “27–48 Hz frekansında” tanımlayan ve üzerlik dumanının bu frekansları etkisizleştirdiğini gösteren güvenilir bilimsel bir kanıt tespit edilememiştir. Aynı şekilde üzerliğin “negatif enerji temizlediği” veya “enerji kalkanı oluşturduğu” iddiaları da bu anlamlarıyla bilimsel olarak gösterilmiş değildir.
Bununla birlikte üzerlik, biyolojik olarak etkisiz bir bitki değildir. İçeriğinde harmin ve harmalin başta olmak üzere beta-karbolin alkaloitleri bulunmaktadır. Bunların özellikle monoamin oksidaz-A (MAO-A) enzimi üzerinde etkileri bilinmektedir. Üzerlikle ilişkili zehirlenme vakalarında bulantı, kusma, baş dönmesi, hareket ve denge bozuklukları, bilinç değişiklikleri ve halüsinasyonlar gibi belirtiler bildirilmiştir.
Bu bilgi, üzerlikle ilgili bazı olağan dışı deneyimlerin değerlendirilmesinde önemlidir. Bir kişinin bitkiyi yüksek miktarda kullanmasının ardından algısında değişiklik yaşaması, farklı görüntüler görmesi veya kendisini farklı hissetmesi, tek başına “üçüncü gözü açıldı”, “başka âlemleri gördü” ya da “cinlerle bağlantı kurdu” sonucunu göstermez. Psikoaktif maddelerin meydana getirdiği algı değişiklikleri ile metafizik bir âleme ulaşıldığı iddiası birbirinden ayrılmalıdır.
Ancak burada ters yönde bir kesinlikten de kaçınmak gerekir. Üzerlik tohumlarının ev ortamında kısa süre yakılması sırasında duman yoluyla insan vücuduna ne miktarda alkaloit geçtiğini ve bunun hangi dozlarda hangi etkileri meydana getirdiğini gösterecek yeterli insan verisi bulunmamaktadır. Bu nedenle üzerlik tütsüsü sırasında yaşandığı söylenen her baş dönmesini veya olağan dışı hissi doğrudan harmin ve harmaline bağlamak da bilimsel olarak doğru değildir.
Benzer şekilde üzerliğin bazı bileşenleri üzerinde antimikrobiyal veya başka biyolojik etkiler araştırılmış olabilir; fakat laboratuvarda bir mikroorganizma üzerinde etki görülmesi, “üzerlik nazarı bozar” veya “cinleri kaçırır” iddiasının kanıtı değildir. Bunlar birbirinden farklı alanlara ilişkin iddialardır.
Sonuç
Üzerlik meselesindeki temel problem bitkinin kendisi değil, bitkiye yüklenen anlamdır. Bir bitkinin farmakolojik olarak etkili olması, ona görünmeyen âlem üzerinde bir güç veya görev verildiğini göstermez. Aynı şekilde bir uygulamanın eski olması, toplumda yaygınlaşması veya uygulanırken Kur’an okunması da onu İslamî bir uygulama hâline getirmez.
İslam nazarın varlığını kabul etmiş ve Müslümana korunma yollarını da öğretmiştir. Bu korunmanın merkezinde Allah’a sığınma, dua ve meşru rukye bulunmaktadır. Buna karşılık üzerlik dumanının cinleri kaçırdığına, nazarı bozduğuna veya görünmeyen kötülükleri uzaklaştırdığına dair güvenilir bir dinî delil bulunmamaktadır.
Bu nedenle üzerlik konusunda sorulması gereken asıl soru “Üzerlik yakılıyor mu?” değil, “Üzerliğe ne tür bir güç ve anlam yükleniyor?” sorusudur. Üzerliğin sıradan veya bilimsel olarak temellendirilebilen kullanımı ile ona gaybî bir koruyuculuk yüklenmesi birbirinden ayrılmalıdır. Üzerlik bir bitkidir. Onu nazarı bozan, cinleri uzaklaştıran veya belayı savan gaybî bir koruyucuya dönüştüren ise bitkinin kendisi değil, insanların ona yüklediği inançtır.
İlgili Yazılar
Nazar İnancı Üzerine Dinî ve Toplumsal Bir Sorgulama
Büyü Gerçeği: Dinî, Psikolojik ve Toplumsal Bir İnceleme
Cin Musallatı İnancının Dinî, Tarihî ve Kültürel Kaynakları
Şeytanın Yazdırdığı İlim: Havas
Enerji Uygulamalarında Ritüeller
Ayahuasca Seremonisi: Ruhsal Aydınlanma mı, Tehlikeli Bir Tuzak mı?
Sorular
Üzerlik otu nasıl yakılır?
Üzerlik tohumu nasıl yakılır?
Üzerlik otu nazar için nasıl yakılır?
Üzerlik yakarken hangi dualar okunur?
Üzerlik otu nasıl kullanılır?
Üzerlik otunun faydaları nelerdir?
Üzerlik tohumunun faydaları nelerdir?
Üzerlik yakmak nazara iyi gelir mi?
Üzerlik otu nazarı giderir mi?
Üzerlik yakmak cinleri uzaklaştırır mı?
Üzerlik yakmak sünnet mi?
Üzerlik hakkında hadis var mı?
Üzerlik otu Peygamber buhuru mu?
Üzerlik yakmak şirk mi?
Üzerlik yakmak bidat mı?
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.
Yorum yapmak için giriş yapın.