“Yetişkinler için Cinsel Eğitim” isimli 16 saatlik programa katıldım. Ben bu tür programları psikolojinin konuya bakış açısını anlama bağlamında önemsiyor ve takip ediyorum. Çözüm anlamında tavsiyelerimi yine kendi yaklaşımım ile sunuyorum.
Son derste sunumu yapan psikolog arkadaş, eşcinsellik konusunun kökeni ve çözümü konusunda bilimsel bir ilerleme elde edilemediğini ifade etti. Bu sebeple psikologların bir kısmı danışanlarına, bu durumla mücadele etmek yerine kabul etmeyi tavsiye ediyor.
Benim görüştüğüm eşcinsel veya bu meyli taşıyanların dindar olanlarında bile, bu meseleyi özümseme ve konuyu günah olarak görmeme düşüncesi ile karşılaştım.
“Ne yapayım Allah beni böyle yaratmış, o zaman günah olamaz” düşüncesi hakim genelinde. Bu konudaki çözümsüzlük meselesi sorun sahiplerini neticede “yaratan bana zulmetti” fikrine kadar götürebilmektedir.
Oysa yaptığımız çalışmalarımızda; Eşcinsellik, iktidarsızlık, vajinismus, aşırı cinsel dürtü, porno bağımlılığı, çocuk olmaması gibi cinsel sorunlarda tevbe ve sadakalarla sonuç elde edilebiliyor. Yeter ki danışan inanarak işin sonuna kadar devam edebilsin.
Kişinin, kendisinde ve soyundaki; zekatın verilmemesi, faiz kullanılması, cinsel günahlar, kınama ve (islam coğrafyasında) hayvan adakların ihmali gibi bir kısım kusurlar kişilerin hormonal dengesini etkilemekte ve telafileri ile sorunlar çözülebilmektedir.
Umarım tez zamanda, en azından müslüman psikologlar önyargılarını ve seküler bakış açısını bir tarafa bırakır da şeytan, günah, tevbe kavramlarını sorunlara bakış ve çözüm arayışlarında meslek hayatlarına dahil ederler.
Gerçi bu konuda bizim ilahiyat camiası bile önyargılarını aşabilmiş değil. Dinlemeden ve anlamadan, sadece tevbe ile terapi kavramını bir arada zikrettik diye işi; günah çıkarma ve din şarlatanlığı vasfıyla değerlendirebiliyorlar.
Einstein’a atfedilen söz ile bitireyim: Dinsiz ilim kör, ilimsiz din ise topaldır. Bu iki unsur birbirine mesafeli durduğu sürece, hep bir yarımlık olacak kendilerinde vesselam.